Çocukların yapay zekâyla sınavı

Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!

Yıllardır çocuklarımızı geleceğe hazırlamak adına teknolojiyi sınıflara ne kadar hızlı sokabildiğimizi bir ilerleme göstergesi olarak gördük. Akıllı tahtalardan tabletlere, dijital platformlardan uygulamalara ve şimdi yapay zekâya kadar yeniliği çoğu zaman hızla eşitledik. Oysa yapay zekâ çağında ilerici olmak, her yeni teknolojiyi mümkün olan en hızlı şekilde çocukların önüne koymak anlamına gelmeyebilir.

Yapay zekâyı çocuklara ne kadar erken öğretirsek on­ları geleceğe o kadar iyi ha­zırlayacağımızı düşünüyorduk. Pe­ki ya geleceğe hazırlanmak için ba­zen gelecekten biraz uzaklaşmak gerekiyorsa? ABD’nin en büyük iki devlet okulu sisteminde birkaç gün arayla alınan kararlar tam da bu so­ruyu gündeme taşıdı. Önce New York, ardından Los Angeles yapay zekâ konusunda frene bastı. Yıllar­dır eğitimin geleceğini “daha fazla teknoloji” üzerinden konuşurken, şimdi iki dev eğitim sistemi “ne ka­dar teknoloji?” sorusunun ötesine geçip çok daha zor bir şeyi tartışı­yor: Hangi yaşta, ne için ve hangi bedelle?

Önce düşünmeyi öğren

New York City Public Schools, 2026–2027 eğitim yılı boyunca okul öncesinden 8. sınıfın sonuna kadar öğrencilerin doğrudan kul­landığı üretken yapay zekâ uygu­lamalarını bir yıllığına durdurdu. Karar yaklaşık 600 bin öğrenciyi, yani sistemdeki öğrencilerin yak­laşık üçte ikisini etkiliyor. Öğrenci­lerle arkadaş, sırdaş ya da duygusal destek sağlayan bir kişi gibi ileti­şim kurmak üzere tasarlanmış ya­pay zekâ sohbet uygulamalarının kullanımı ise tüm sınıf seviyelerin­de yasaklanıyor. Daha önce okul­larda kullanılmasına izin verilen 38’den fazla eğitim yazılımındaki yapay zekâ özellikleri de yeni stan­dartları karşılamadığı için kapatı­lıyor ya da devre dışı bırakılıyor.

Ancak bence kararın asıl ilginç tarafı yasak değil. Çünkü New York yapay zekâyı eğitimden çıkarmı­yor; çocukların onunla hangi yaşta ve nasıl ilişki kuracağını yeniden tasarlıyor. Lisede yaklaşım tama­men değişiyor. Öğrenciler, önce­den incelenmiş beş yapay zekâ ara­cıyla kontrollü uygulamalar ya­pılacak. Her lise öğrencisi yapay zekâ okuryazarlığı eğitimi alacak; teknolojinin nasıl çalıştığını, ve­ri gizliliğini, algoritmik önyargı­ları, etik riskleri ve doğru kullanı­mını öğrenecek. Öğretmenlerin yapay zekâ kullanması da yasak de­ğil. Ders planlama ve bazı operas­yonel işlerde yararlanabilecekler ancak öğrencileri notlandırmak, davranışlarını izlemek, sınıf geç­me, yerleştirme veya mezuniyet gi­bi öğrencinin geleceğini etkileyen kritik kararlar yapay zekâya bırakı­lamayacak.

Kararın bir başka boyutu ekran kullanımı. İkinci sınıf ve altında bireysel ekran kullanımı büyük öl­çüde kaldırılırken, 3–5. sınıflarda günlük bireysel ekran kullanımı­nın 30 dakikayı, 6–8. sınıflarda ise 45 dakikayı aşmaması öneriliyor. Bütün bunları birlikte okuduğu­muzda New York’un mesajı olduk­ça net: Amaç çocukları yapay zekâ­dan sonsuza kadar uzak tutmak değil; önce kendi zihinlerini geliş­tirmelerine alan açmak, ardından başka bir zekâyı nasıl kullanacak­larını öğretmek.

New York’un açıklamasının he­men ardından ülkenin ikinci bü­yük devlet okulu sistemi Los Ange­les Unified School District’ten da­ha da dikkat çekici bir haber geldi. Los Angeles’ta öğrencilerin üret­ken yapay zekâya okulun sağladı­ğı cihazlardan erişimi 2026–2027 eğitim yılı için tüm sınıf seviyele­rinde durduruldu. Üstelik Los An­geles, New York’tan farklı olarak lise öğrencilerini de uygulamanın dışında bırakmıyor.

Ancak tüm bu kararlarda ne New York ne de Los Angeles teknolojiye sırtını dönüyor. Tam tersine, tek­nolojiyi çocukların hayatına müm­kün olduğunca hızlı sokmak yeri­ne, önce çocuk üzerinde ne yaptığı­nı anlamak için kendilerine zaman tanıyorlar.

Öğrenmenin “verimsiz” alanını korumak

Bence asıl tartışma da burada başlıyor. Öğrenmek bir sorunun cevabını mümkün olan en kısa sü­rede bulmak mıdır, yoksa o ceva­ba ulaşmaya çalışırken geçirilen zaman da öğrenmenin bir parça­sı mıdır? Bir metni yazmaya çalış­mak, doğru kelimeyi bulamamak, bir matematik probleminin başın­da dakikalarca uğraşmak, araştır­mak, yanlış bir yere gitmek, geri dönmek, yanılmak ve yeniden de­nemek bugünün verimlilik dünya­sında çok cazip görünmüyor. Oy­sa öğrenmenin önemli bir bölümü tam da o “verimsiz” görünen alanın içinde gerçekleşiyor.

Üretken yapay zekânın en bü­yük vaatlerinden biri bize zaman kazandırması. Yetişkinler için bu­nun değerini tartışmaya bile ge­rek yok. Fakat çocuklar söz konu­su olduğunda kazandırdığımız o zamanın karşılığında neyi kaybet­tiğimizi de sormamız gerekiyor. Çünkü yetişkinlerin yıllarca uğra­şarak geliştirdiği araştırma, yaz­ma, problem çözme, sorgulama ve muhakeme becerilerini hızlandır­mak için kullandığı bir teknolo­ji ile henüz bu becerileri geliştir­mekte olan bir çocuğun aynı tek­nolojiyi kullanması aynı şey değil. Birinde teknoloji var olan bir yet­kinliği büyütebilir; diğerinde ise henüz oluşmamış bir yetkinliğin yerine geçebilir.

Bir çocuğa her zorlandığında cevabı verecek bir teknoloji sun­duğumuzda ona yalnızca kolaylık sağlamıyoruz. Farkında olmadan gelişmesi gereken bazı zihinsel be­cerilerin işini de teknolojiye dev­retme ihtimalimiz var. Çünkü zor­lanmak öğrenmenin arızası değil, çoğu zaman öğrenmenin kendisi. Bir cevabı hemen bulamamak, bir fikri ifade edebilmek için uğraş­mak ya da yanlış yaptıktan sonra yeniden başlamak yetişkin haya­tında ortadan kaldırmaya çalıştığı­mız verimsizlikler olabilir; çocuk­lukta ise bunların her biri bilişsel gelişimin bir parçası.

Elbette buradan “teknoloji kö­tüdür” sonucuna varmak da bü­yük hata olur. Yapay zekâ doğru tasarlandığında kişiselleştiril­miş öğrenmeden erişilebilirliğe, dil desteğinden öğretmenlerin iş yükünün azaltılmasına kadar çok güçlü imkânlar sunuyor. Bugünün çocuklarının yaşayacağı ve çalışa­cağı dünyada yapay zekânın olma­yacağını varsaymak da gerçekçi değil. Asıl mesele çocukları yapay zekâdan uzak tutmak değil, onunla kuracakları ilişkinin sırasını doğru belirlemek.

New York ve Los Angeles’ın ka­rarlarını bu nedenle teknoloji kar­şıtlığı olarak okumak bana eksik geliyor. İki dev eğitim sistemi fark­lı yöntemlerle aynı soruyu soru­yor: Teknoloji öğrenmeye hizmet mi ediyor, yoksa öğrenmenin ken­disini mi devralıyor? Üstelik bu soru yalnızca Amerika’nın değil, önümüzdeki dönemde çocukların eğitimine ilişkin karar veren her ülkenin, her okulun ve her ebevey­nin önünde olacak.

Yıllardır çocuklarımızı geleceğe hazırlamak adına teknolojiyi sınıf­lara ne kadar hızlı sokabildiğimizi bir ilerleme göstergesi olarak gör­dük. Akıllı tahtalardan tabletlere, dijital platformlardan uygulama­lara ve şimdi yapay zekâya kadar yeniliği çoğu zaman hızla eşitle­dik. Oysa yapay zekâ çağında ilerici olmak, her yeni teknolojiyi müm­kün olan en hızlı şekilde çocukların önüne koymak anlamına gelmeye­bilir. Bazen ilericilik, nerede kulla­nacağımız kadar nerede kullanma­yacağımıza da karar verebilmektir.

Belki de artık ölçmemiz gereken şey çocuklarımızın yapay zekâyı kaç yaşında kullanmaya başladık­ları değil, yapay zekâ onların yeri­ne düşünmeye başlamadan önce onların düşünmeyi ne kadar iyi öğ­rendiğidir.

Yazara Ait Diğer Yazılar
Piyasa Özeti
Borsa 11.750,48 -2,65 %
Dolar 49,5277 0,13 %
Euro 55,7393 0,41 %
Euro/Dolar 1,1245 0,21 %
Altın (GR) 6.579,84 1,22 %
Altın (ONS) 4.184,72 0,33 %
Brent 103,37 -0,69 %