24 °C
Dr. Hakan ÇINAR
Dr. Hakan ÇINAR SIRADIŞI hakan.cinar@mentorgumruk.com.tr

Çok yoğun “duk”

Korona virüsü etkisi ile büyük bir kesim evine kapandı, evlerinden çalışıyor veya çalışmaya çalışıyor. Pek çok insan da bir şekilde ücretsiz izinde ne olacak diye bekliyor. Tabi ki her türlü olumsuzluğa rağmen başta mavi yakalı çalışanlar ve tarım işçilerimiz olmak üzere, halen işlerine gitmeyi sürdüren de çok önemli bir kesimin varlığını unutmamak gerekir. Durum, tam bir ortaya karışık hal almış durumda.

Psikolojiler bozulmaya başladı, çocuklar evde, 20 yaş altı da adeta kendisini ev hapsinde hisseder şekilde sokağa çıkma yasağına tabi oldu. İnternet dünyasında dolaşan bilginin, yazının, paylaşımların haddi hesabı yok. Sanal dünya üzerinden paylaşımlar ve toplantılar devam ediyor; kıyamet senaryoları bile konuşulmaya başlanıldı. Dünya Sağlık Örgütü de ne desek acaba diye düşünüp duruyor. Şimdi herkes her şeyi sorgulamaya başladı. Paylaşımlarda gördüğüm birkaç cümle de pek çok şeyi özetlemeye yarıyor.

“Madem kocaman şirket işleri bir yemek masasına, bir dizüstü bilgisayara sığabiliyormuş, neden dikmişiz onca plazayı? Bir eşofman, bir terlikle de geçebiliyorken hayat, gardıroplara, giyinme odalarına ne gerek varmış? İş toplantıları video konferansla, alışverişler sanal marketlerle, eğitim uzaktan yapılabiliyormuş da neden işe, okula, alışverişe yetişmek için onca trafik çilesini çekmişiz, niye tonla egzoz dumanını yutmuşuz? Otomobilsiz de yaşanabilirken, o kadar parayı neden garajlara, kaldırımlara yığmış, yakıta, vergiye, bakıma onca masraf etmiş, trafik kazalarına savaşlardan daha çok kurban vermişiz?

Madem hayat bir göz odaya sığıyormuş da, neden dünyayı talan etmişiz? Madem "Olmaya devlet cihanda, bir nefes sıhhat gibi"ymiş de neden hırslarımızın emrinde birbirimizin boğazına çökmüşüz? Meğer sırtımızda atılacak ne çok safra taşırmışız da haberimiz yokmuş. İçinden araba geçecek kadar büyük petrol borularına değil, bir makinenin hava pompaladığı küçücük plastik boruya muhtaçmışız oysa...

Meğer nefsimizin uğruna, nefesimizden vazgeçermişiz...”

Bu satırlar bize pek çok şeyi yeniden sorgulatıyor. Doğruluğu, gerekliliği, bundan sonra yaşamın nasıl olacağı veya ne denli hayatın değişeceğini, ancak yaşadığımızda görebileceğiz. Şu an söylenilen her söz, yapılan her tahmin; birer soru işaretinden ibaret sadece. Yaptığımız hiçbir şey için pişmanlık duymuş olmak veya keşke dememek, ancak bundan sonra yapacaklarımız ile mümkün.

Hep takıldığım bir söz vardı yaşamda, “çok yoğunum”. Bugün çok kelimesi kaldı, yoğunumun yerine ise, şükür iyiyim der haldeyiz. Yani sağlığın ve yaşamı devam ettirebilmenin ve ondan zevk alabilmenin önemi, tüm yoğunlukların önüne geçti. Aslında hep önündeydi de, biz farkında değildik.

Koronanın sürecinin devamında ne olacağını birlikte göreceğiz. Son bir haftada online platformlardan birkaç farklı söyleşiye konuk oldum. Ne olacak dünya dediler, ben de insan var oldukça tüketim de ticaret de durmaz; ama güçler ve dengeler değişir dedim özetle. Türkiye Avrupa Birliği’nin, “tabi Avrupa Birliği kalmaya devam ederse”, yeni tedarik zinciri anlayışı ile daha çok tercih edilen tedarik ülkesi halini alır. Uzak Doğu yerine, daha az ve sık sipariş, daha az stok, daha verimli lojistik yönetimi, eminim dünyanın da AB’nin de yeni ürün tedarik anlayışını oluşturacak.

Şimdi güçlü durabilme, bu krizi sağlık ve dinç kafalar ile atlatabilme sınavındayız. Devletin üç ay işten çıkartma yasağına sevinen kadar, karalar bağlayan işverenlerin de olduğunu tahmin etmek zor değil. Ancak eminim ona da bir çözüm gelecektir. Sektör ayrımı da insan ayrımı da olmadan devletin yanımızda ve arkamızda durmasına en çok ihtiyacımız olan bu dönemi geride bırakırken, krizin yarattığı tortulardan çıkartacağımız dersleri, siz siz olun, bugünden bir beyaz sayfaya not etmeye başlayın.

Yorumlar

Yorum yapabilmek için lütfen giriş yapınız.
Giriş Yap