Davos 2026 Zirvesi’ne Trump damgası
Dünya Ekonomik Forumu’nun bu yılki Davos toplantısına daha gelmeden Trump damgasını vurmuş oldu. Özellikle Grönland konusundaki yaklaşımı ile sadece Danimarka değil tüm Avrupa Birliği’ne sıkıştırmaya yönelik tutumu nedeniyle Trump’un Davos’ta yapacağı konuşma bütün dikkatleri üzerine çekti.
Trump’ın toplantıya çarşamba günü katılacağı duyurulmuştu, her ne kadar Başkanlık uçağı bir arıza nedeniyle geri dönse de yine de Trump’ın toplantıya katılacağı tekrar teyit edildi. Bu yazıyı yayınlandığında muhtemelen Trump toplantıda konuşmasını yapmış olacak.
Ursula von der Leyen ve Avrupa’nın çıkış arayışı
Toplantıda Salı günü bir konuşma yapan Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen konuşmasında özellikle yumuşak bir üslup kullanmaya çalışsa da yaklaşık 25 yıldır buzdolabında bulunan Güney Amerika ülkeleri ile imzalanması planlanan Mercosur serbest ticaret anlaşması, Avrupa’nın küresel rekabette elini güçlendirecek bir adım olarak lanse edildi.
Böylece yumuşak bir tonda da olsa Amerika’ya bir kart açılmış oldu. bu anlaşma ile Avrupa Birliği’nin sadece yeni pazarlara ulaşmak değil aynı zamanda tarım ürünleri ve enerji ham maddeleri ve kritik minerallere daha kolay ulaşma hedefi de taşıdığı gözlemleniyor. Elbette ki, böyle bir anlaşmayı Avrupa’daki çiftçilerin kolay kabullenmelerini de beklememek gerekiyor. O konudaki gelişmeleri de önümüzdeki günlerde izleyeceğiz.
Davos’ta enerji ve nadir elementler başlığı, bu yıl soyut bir gelecek tartışması olmaktan öte, güç mücadelesinin merkezine oturdu. Elektrikli araçlardan savunma sanayiine kadar pek çok sektör, lityum, kobalt, nikel ve nadir toprak elementlerine bağımlı. Küresel tedarik zincirlerinde Çin’in ağırlığı sürerken, Avrupa bu alanda hâlâ dış kaynaklara muhtaç.
Mercosur anlaşmasına yüklenen stratejik anlamın arkasında da bu gerçek yatıyor. Buradaki çıkış bir anlamda Trump’ın “kaynağı kontrol etmeyen oyunu da kontrol edemez” yaklaşımı doğrultusunda çözüm arayışı olarak değerlendirilebilir.
Mercosur Anlaşması ve Türkiye tarımı
Bu anlaşmanın önemli boyutlarından biri de Türkiye üzerindeki dolaylı etkisi. Türkiye, Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği içinde olmasına rağmen, tarım ürünlerinde tam entegrasyona sahip değil. Buna karşın AB’nin Mercosur ülkeleriyle yapacağı kapsamlı bir serbest ticaret anlaşması, özellikle tarım alanında Türkiye aleyhine yeni bir rekabet baskısı yaratma potansiyeline sahip.
Güney Amerika ülkeleri; et, tahıl, soya, şeker ve bazı meyve-sebze gruplarında hem ölçek hem maliyet avantajına sahip. Bu ürünlerin AB pazarına daha düşük gümrüklerle girmesi, Türk tarım ürünlerinin rekabet gücünü zayıflatabilir. Özellikle işlenmiş gıda, meyve-sebze ve hayvansal ürünlerde Türkiye’nin AB pazarındaki payı daha da baskı altına girebilir. Ancak bu tür rekabetlerin başlangıçta olumsuz etkisi öne çıksa da ülke rekabet gücünü geliştirmede olumlu etkisi olacağı da göz ardı edilmemelidir.
Değerlendirme
Davos’ta Avrupa Birliği’ne verilen mesaj, NATO bağlamı ile başlayan tartışmanın nadir elementler bağlamında da devamı niteliğinde. Enerji, nadir elementler ve tarım artık birbirinden bağımsız başlıklar değil. Ekonomik rekabetin tamamlayıcı unsurları.
Türkiye’nin tarımda sahip olduğu potansiyelin doğru strateji ve Pazar çeşitlendirmesi ile zenginleştirmesi önem arz ediyor.
Sonuç olarak Davos, bu yıl yalnızca küresel elitlerin konuştuğu bir vitrin değil, bugüne kadar kısmen daha diplomatik lisanla söylenen gerçeklerin daha açık dile getirildiği bir uyarı platformu oldu. Bir yönüyle Davos 2026 fosil yakıtların vedası olmaktan ziyade, nadir metaller özelindeki rekabetin daha su yüzüne çıktığı bir zirve olarak özetlenebilir.