Davos diyalog diyor, dünya sertleşiyor
Dünya Ekonomik Forumu’nun (Davos) bu yılki toplantısı, “A Spirit of Dialogue” temasıyla 19–23 Ocak tarihleri arasında gerçekleştirildi. Başlığın merkezine “diyalog” yerleştirilmiş olsa da toplantı öncesinde yayımlanan Global Riskler Raporu (Global Risks Report 2026) çok daha sert bir gerçekliğe işaret ediyor: Dünya, işbirliğinden ziyade rekabetin belirleyici olduğu bir döneme girmiş durumda.
Rapora göre önümüzdeki iki yıl içinde (2026–2028) küresel ölçekte en büyük risk, jeoekonomik çatışma. Ekonomik araçların –tarifeler, yatırım kısıtları, yaptırımlar ve stratejik teknoloji hamlelerinin– klasik güç mücadelesinin yerini almaya başlaması, küresel sistemi daha kırılgan bir noktaya taşıyor. Raporun “mevcut küresel risk manzarası” grafiği bu tabloyu net rakamlarla ortaya koyuyor.
Katılımcıların yüzde 18’i 2026’da küresel ölçekte “maddi bir krizin” en olası tetikleyicisi olarak jeoekonomik çatışmayı gösteriyor. Devlet kaynaklı silahlı çatışmalar yüzde 14 ile ikinci sırada yer alırken, aşırı hava olayları yüzde 8, toplumsal kutuplaşma ve yanlış bilgi/dezenformasyon ise yüzde 7’şer payla ilk beşi tamamlıyor. Kısa vadede çevresel ve teknolojik riskler gündemden düşmüyor ancak ekonomik araçlarla yürütülen güç mücadelesi açık biçimde öne çıkıyor.
Rekabetin bedeli ağırlaşıyor
Raporun en güçlü vurgularından biri, ekonomik risklerin hızla yoğunlaşması. Rapora göre ekonomik durgunluk ve enflasyon, iki yıllık görünümde sekiz basamak birden yükselerek risk sıralamasında dikkat çekici bir sıçrama yapıyor. Bu artış, doğrudan jeoekonomik çatışmanın yarattığı dalga etkisini yansıtıyor: Rekabet sertleştikçe finansman koşulları zorlaşıyor, borç sürdürülebilirliği tartışmaları büyüyor ve kırılgan ekonomilerde sosyal baskı artıyor.
Kısa vadeli risk sıralamasında dezenformasyon ve toplumsal kutuplaşmanın üst sıralarda yer alması, “güven” kavramını raporun merkezine taşıyor. Buna karşılık çevresel risklerin iki yıllık ufukta görece geri plana itilmesi dikkat çekici.
WEF Global Risks Report 2026, risk algısının kısa vadede sertleştiğini, uzun vadede ise çevresel tehditlerin ağırlığını koruduğunu gösteriyor. Önümüzdeki iki yıl ile on yıllık ufuk arasında risklerin sıralaması belirgin biçimde değişiyor.
Türkiye’nin risk aynası
Global Risks Report 2026’nın Executive Opinion Survey (EOS) 2025 ülke bazlı sonuçları, Türkiye’nin küresel risk haritası içindeki konumunu net biçimde ortaya koyuyor. Ankete katılan yöneticilere göre Türkiye için önümüzdeki iki yılda en büyük risk, “ekonomik fırsat eksikliği veya işsizlik”. Bu başlık, Türkiye’yi değerlendiren katılımcılar tarafından birinci sıraya yerleştiriliyor. İkinci sırada enflasyon, üçüncü sırada ise insan hakları ve/veya sivil özgürlüklerin aşınması yer alıyor. Ekonomik durgunluk dördüncü, toplumsal kutuplaşma ise beşinci en önemli risk olarak öne çıkıyor.
Bu risk seti, Türkiye için temel bir gerçeğe işaret ediyor: Küresel rekabetin sertleştiği bir dönemde ekonomik istikrar, sosyal denge ve yönetişim başlıkları birbirinden bağımsız ele alınamaz. Davos’ta dile getirilen “diyalog” çağrısı, Türkiye açısından yalnızca dış politikaya değil iç ekonomik ve toplumsal yönetime de uzanan bir anlam taşıyor. Aksi halde küresel jeoekonomik baskılarla iç kırılganlıklar aynı anda çalışarak riskleri katlayabilir.
Ceo’lar için asıl sınav burada
Davos’ta tartışılan risk başlıkları, iş dünyası açısından yalnızca makro bir arka plan sunmuyor; doğrudan şirket yönetimlerinin önüne yeni bir ajanda koyuyor. Jeoekonomik çatışmanın yükseldiği, finansman maliyetlerinin arttığı ve toplumsal güvenin aşındığı bir dönemde CEO’ların rolü, klasik büyüme ve kârlılık hedeflerinin ötesine geçiyor.
Bugün liderlerden beklenen, belirsizliği yalnızca yönetmeleri değil, çalışanlara, yatırımcılara ve paydaşlara bu belirsizlik içinde yön ve anlam sunabilmeleri. Global Risks Report 2026’nın ortaya koyduğu tablo, şirketler için üç kritik kırılma alanına işaret ediyor. Birincisi, dayanıklılık.
Tedarik zincirlerinden yetenek yönetimine kadar her alanda “verimlilik” yerine “kesintiye dayanıklılık” öne çıkıyor. İkincisi, güven. Dezenformasyon, kutuplaşma ve haklar başlığının yükseldiği bir dünyada kurumsal itibar, finansal performans kadar stratejik bir varlık haline geliyor. Üçüncüsü ise liderlik kapasitesi. Teknoloji ve süreçler güçlenirken, insan yönetimi becerilerinin zayıflaması şirketler için görünmez ama maliyeti yüksek bir risk oluşturuyor.
Önümüzdeki iki yılın en büyük üç küresel riski
1-Jeoekonomik çatışma
2- Devlet kaynaklı silahlı çatışmaları
3-Aşırı hava olayları
Önümüzdeki 10 yılın en büyük üç küresel riski
1-Aşırı hava olayları
2- Biyolojik çeşitlilik kaybı ve ekosistem çöküşü
3- Dünya sistemlerinde kritik değişim