Değişen hayat tarzı ve tükenen kaynaklar
Marlo Morgan’ın Bir Çift Yürek adlı eserini okuyalı uzun yıllar oldu. Bazı kitaplar belirli aralıklarla yeniden okunmalı…
Çağ değişiyor, çevreniz değişiyor, siz değişiyorsunuz… Her yeniden okuyuş, farklı bir bakış açısı kazandırıyor.
Her geçen gün daha fazla kıskacına girdiğimiz modern yaşam tarzı, insanın konforunu artırdıkça ruhunu daraltıyor.
Morgan eserinde, Avustralya’daki Aborjinlerle tanışan bir kadın doktorun ruhi yolculuğunu anlatırken, modernizme de sert eleştiriler getirir. Morgan, yerli kabilesi ile dört ay süren ve tüm çölü bir uçtan bir uca kat ettikleri zorlu bir yolculuğa katılır.
Bu yürüyüş esnasında, doğayla müthiş bir uyum içinde yaşayan Aborjin kabilesinden hayatın sırlarını ve bilgeliği öğrenir. Minimalizmi, sadeliği, sakinliği, kin ve hırs gibi kötü duygulardan arınmayı… ve daha birçok şeyi bu ilkel kabileden öğrenir.
Modernist insanın doğadan uzaklaşıp şehirlerin kirli, gürültülü ve gösterişli ortamında, maddenin ve teknolojinin esiri haline gelmesini çok güzel anlatır Morgan.
Modernist insanın hız ve haz peşinde koşması, verimlilik mottoları eşliğinde aceleciliği karşısında Aborjinlerin yavaşlığı ve dinginliği bize çok şey anlatır.
Bir damla suyun değeri
Aslında Morgan’ın çöl deneyiminden bir metafor çıkartarak; okullardaki izcilik faaliyeti veya zorunlu askerlik gibi, her vatandaşın belirli bir dönem, zorlu doğa koşullarında, benzer bir deneyimi sağlaması, gerçek anlamda kişisel gelişimi sizce de sağlayabilir mi? Belki o zaman “tasarruf” eğitimleri tam karşılığını bulur. İşte o zaman bir damla suyun, tek bir pirinç tanesinin değeri anlaşılabilir.
Toplumda en eğitimlilerimiz değil midir en fazla enerji tüketen, en fazla gıdayı israf eden? Ticaret Bakanlığı’nın yayınladığı Türkiye İsraf Raporu 2018’de bu konuda çarpıcı veriler var… Aslında eğitimle azaltması gereken israf, değerler eğitiminin yetersizliği, gelir düzeyinin ve bencilliğin artması ile mi artıyor? Ne dersiniz?
Bereketin hayatımızdan çekilmesi
Bir Çift Yürek, bugünün birçok meselesine farklı bir bakış açısı getirebilmek ve kadim kültürümüze, kanaat toplumuna dönebilmek ve “bereketi” yeniden keşfedebilmek için okunmalı. Bereket, Batı dünyası ile aramızdaki en önemli anlayış farkıdır belki de… Maddiyatın ötesinde maneviyatı öne çıkartan bir kavram…
Yolda gördüğümüz bir ekmek parçasını hemen yerden alır, öpüp alnımıza koyar ve yüksekçe bir yere bırakırdık. Şimdi ise bir öğün önceki tüm ekmeği, daha tazesi var diye çöpe atar olduk. İşte atılan o ekmekle bereket çekildi hayatımızdan… Oysaki ölçümüz yeteri kadar yemek-içmek ancak israf etmemek değil miydi? Zayıflayan aile kurumunun da bunda etkisi yok mu sizce?
Hırs, hız, haz, tüketim çılgınlığı ve israf… Tükettikçe tükenen, tüketemedikçe savuran ama çevreci ve yeşil ekonominin savunucusu (!) insanoğlu…
Çelişkilerle dolu bir dünyada yaşıyoruz. Yapay zekâ, her yönden kutsanırken, özellikle de küresel ısınmanın kurtarıcısı olarak lanse edilirken, öte yandan tükettiği aşırı enerji, kirlettiği su ve diğer kaynaklar fazla konuşulmuyor.
GPS olmadan gideceği yeri bulamayan, zihninden en basit aritmetik işlemi yapamayan, malumatı, emeksiz-zahmetsiz olarak yapay zekâdan alan, gıdanın kaynağını bilmeyen insanın, teknolojinin yokluğunda, dijital bir felakette veya bir dünya savaşında nasıl bir çaresizliğe düşeceğini düşünmek bile dehşet verici.
Katledilmelerinden önce Aborjinlerle benzer tarzda yaşam sürdüren Amerikan yerlilerine kulak verelim: “Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde; beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak.”
İşte bu yüzden Marlo Morgan’ın eseri dikkatlice okunmalı, üzerinde düşünülmeli, fikredilmeli…