Denge arayışındaki Türkiye ekonomisi: Sanayi, hizmet ve inşaatta 3 yıllık dönüşüm
Haziran 2023, Türkiye ekonomisinde parasal sıkılaşma ve rasyonel politikalara dönüşün sembolik miladı oldu. Yüksek enflasyon ve makroekonomik dengesizliklerle mücadele etmek amacıyla başlatılan bu yeni süreç, 2026 yılının ortasına gelindiğinde reel sektör üzerinde son derece belirgin ve sektörler arasında farklılaşan izler bıraktı.
Son üç yıllık dönemi kapsayan Haziran 2023 - Haziran 2026 kesiti, üretim cephesinde sanayi, hizmet ve inşaat sektörlerinin büyüme dinamikleri, kriz yönetimi kapasiteleri ve sıkılaşma politikalarına verdikleri yanıtları gözler önüne seriyor. Sıkı para politikası, yükselen finansman maliyetleri ve daralan iç talebin şekillendirdiği bu süreçte, Türkiye ekonomisinin üç ana sütunu farklı patikalarda ilerledi.
Sanayi sektörü: Yüksek maliyet ve zayıf dış talep kıskacı
İmalat sanayii, rasyonel politikalara geçiş sürecinin getirdiği yükü en ağır hisseden alanların başında geldi. Haziran 2023’ten bu yana uygulanan yüksek faiz politikası, sanayicinin finansman maliyetlerini artırırken, küresel ekonomideki yavaşlama ve ana ihracat pazarımız olan Avrupa Birliği’ndeki kronik durgunluk dış talebi ciddi şekilde baskıladı. Bu dönemde sanayi üretim endeksi, çeyreklik bazda yavaşlama ve zaman zaman daralma sinyalleri verdi.
Özellikle sermaye yoğun ve ithal girdi bağımlılığı yüksek imalat kollarında kapasite kullanım oranlarında gerilemeler gözlendi. Reel efektif döviz kurunun kademeli değerlenmesi ihracatçının rekabet gücünü sınırlarken; artan iş gücü, lojistik ve enerji maliyetleri sanayi çarklarının yavaşlamasına yol açtı. Haziran 2026 itibarıyla sanayi sektörü, niceliksel bir hacim büyümesinden ziyade yüksek katma değerli üretime ve verimlilik artışına odaklanan zorunlu bir yapısal dönüşüm sürecinin eşiğinde duruyor.
Hizmetler sektörü: İç talebin direnci ve enflasyonist baskılar
Sanayide yaşanan bu yavaşlamaya karşın hizmetler sektörü, geride kalan üç yıllık dönemde ekonominin ana sürükleyicisi olma konumunu korudu. Haziran 2023 sonrasında uygulanan dezenflasyon programına rağmen, hizmetler sektöründeki tüketim canlılığı uzun süre tamamen kırılamadı. Turizm gelirlerindeki güçlü seyir, uluslararası taşımacılık, konaklama ve bilgi-iletişim hizmetlerindeki dinamizm, sektörün üretim endeksini yukarıda tutmayı başardı.
Ancak hizmetler sektörünün bu dirençli yapısı, bir yandan toplam büyümeyi desteklerken diğer yandan enflasyonla mücadeleyi zorlaştıran temel faktör haline geldi. Ücret artışları, katılaşan fiyatlama davranışları ve ertelenmeyen tüketici talebi, hizmet enflasyonunun yüksek seyretmesine neden oldu. Yine de Haziran 2026’ya gelindiğinde, tüketici kredilerindeki sıkılaşmanın ve artan finansal maliyetlerin etkisiyle hizmet sektöründeki aşırı ısınmanın yerini kademeli ve daha sağlıklı bir dengelenmeye bıraktığı görülmektedir.
İnşaat sektörü: Kentsel dönüşüm ve altyapı itici gücü
İnşaat sektörü, son üç yıllık süreçte yüksek konut kredisi faizleri ve hızla artan malzeme girdi maliyetlerine rağmen şaşırtıcı bir direnç sergiledi. Haziran 2023 öncesinde durgunluk yaşayan sektör, Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından bölgedeki yeniden imar faaliyetleri ve büyükşehirlerde hız kazanan kentsel dönüşüm projeleri sayesinde güçlü bir ivme kazandı.
Kamu yatırımlarının ve afete hazırlık projelerinin önceliklendirilmesi, inşaat üretim endeksini yüksek faiz ortamına rağmen canlı tuttu. Lüks konut piyasasında yüksek kredi maliyetleri nedeniyle satış daralması yaşansa da bu durum kamu destekli altyapı işleri, kentsel dönüşüm teşvikleri ve ticari projeler ile telafi edildi. Haziran 2026 sonu verileri incelendiğinde, inşaat sektörünün sanayi ve hizmetlerden ayrışarak barınma ihtiyacı ve kamusal zorunluluklar ekseninde pozitif bir büyüme kaydettiği ortaya çıkmaktadır.
Genel değerlendirme ve gelecek projeksiyonu
2023 yılının ortasından 2026’nın ortasına kadar geçen 36 aylık süreç, Türkiye ekonomisinin makro dengelerini yeniden kurma mücadelesine tanıklık etti. Sıkı para politikasının üretimin farklı ayaklarındaki yansımaları homojen olmadı. Sanayi sektörü dış talep eksikliği ve finansman baskısıyla zorlu bir sınav verirken; hizmetler sektörü güçlü tüketim alışkanlıkları ve turizm sayesinde canlılığını korudu, inşaat sektörü ise kamusal ihtiyaçlar doğrultusunda büyümeyi sürdürdü.
Önümüzdeki dönemde Türkiye›nin sürdürülebilir bir büyüme patikasına girebilmesi için, üretimin sadece hizmetler ve inşaat kanadına dayanması yeterli olmayacaktır. Sanayi sektörünün küresel rekabet gücünü artıracak yapısal reformların hayata geçirilmesi ve reel sektörün yeşil ile dijital dönüşüme uyum sağlaması, 2026’nın ikinci yarısı ve sonrası için Türkiye ekonomisinin kaderini belirleyecek ana unsur olacaktır.