Devletin görünür eli: Yeni nesil millileştirmeler

Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!

Yönetim Danışmanı BARIŞ SAZAK

Ağustos 2025'te ABD fede­ral hükümeti, çip üretici­si Intel'in yüzde 9.9'luk hissesini ulusal güvenlik gerek­çesiyle satın aldı. Şirket iflas et­miyordu, aksine, milyarlarca do­lar geliri olan bir teknoloji de­viydi. Ancak Washington, Çin'e karşı çip üretiminde üstünlüğü kaybetme riskine karşı tarihin en büyük kamusal ortaklıklarından birini sessiz sedasız hayata ge­çirdi. Piyasa ekonomisinin kalesi sayılan ABD’nin bu adımı, başka bir çağın başladığının işaretiydi.

Dünya ekonomisinin hâkim an­latısı 1980 sonrası tek bir yönde ilerledi. Özelleştirme, liberal pi­yasa ve küçülen devlet. Bilhassa Sovyetlerin çöküşüyle bu fikirler 1990'larda zirve yaptı. Washing­ton Uzlaşısı hüküm sürüyordu ve devletin sahip olduğu varlıkların fazlalığı idari bir verimsizlik gös­tergesi sayılıyordu. O düzen bir süredir tersine dönmüş durumda. Almanya enerji şirketlerini milli­leştiriyor. Fransa nükleer devini devlet çatısı altına almakta. Şili ve Meksika lityum madenlerini geri istiyor. ABD yasama ile yetinme­yip çip ve işlemci şirketlerine or­tak oluyor. Hatta yapay zekâ söz konusu olduğunda, 'dijital atom bombası' olarak nitelendirilen bir modeli, hükümetle işbirliği çerçe­vesinde sıkı erişim kısıtlamalarıy­la piyasaya sürüyor.

Küresel piyasalarda bilhassa konvansiyonel sektörlerde dur­gunluk had safhada. Artan fiyat­lar, kaynaklara farklı sebeplerle sınırlı ulaşım, jeopolitik riskleri arttırmakta. Artan devletçi yak­laşımların esasen temel altyapı­sını oluşturan unsurlar bunlar. Haliyle savunma, maden, ener­ji gibi sektörlerin yanında yapay zekâ dahi güvenlik gerekçesiyle devlet denetimine girebiliyor.

Kriz kapıdan girince

Rusya'nın bundan dört yıl ön­ce başlattığı Ukrayna operas­yonuyla birlikte Av­rupa'nın enerji güvenliği temel­den sarsıldı. Rus gazına bağımlı Almanya, ülkenin kılcal damarla­rına gaz tedarik eden Uniper'in, iflasın eşiğine gelmesiyle harekete geçti. Berlin, 29 milyar avro harcayarak Uniper'i millileştir­di. Fransa da çoğun­luk hissesine sa­hip olduğu elekt­rik devi EDF'yi 2023'te ta­mamen devlet kontrolüne aldı. Parla­mento 2024'te bir adım daha atarak EDF'nin “ulusal çıkar” statüsünü yasayla güvence altına aldı.

Bu müdahaleler ilk bakışta pa­nik kararları gibi dursa da veri­ler, bu sektörlerin pek de özel te­şebbüse açık alanlar olmadıkla­rını gösteriyor. Elektrik dağıtımı, doğal gaz/petrol tedariği, demir­yolu ağları, su yönetimi gibi sek­törler özel rekabete hiçbir zaman gerçek anlamda açık olamadı. Bu alanlarda piyasa mekanizma­sı çalışmaz çünkü doğal tekeller vardır. Kriz anlarında bu yapısal gerçekler su yüzeyine çıkar.

Amerika'nın dönüşümü

Bu süreçte asıl sürpriz ABD’den geldi. 2022 tarihli “CHIPS and Science Act” ile Washington, ya­rı iletken sektörüne 280 milyar dolarlık bir kaynak aktarımı baş­lattı. 2025'e kadar onlarca firma­ya 32 milyar dolar hibe ve kredi dağıtıldı. Bu kaynaklar 630 mil­yar doların üzerinde özel yerli ve yabancı yatırımı te­tikledi.

Washing­ton’un Intel hamlesiyse kategorik olarak farklıydı. Hükümet bu şirkete stra­tejik bir varlık olarak or­tak oldu. Ocak 2026'da ise Beyaz Saray, gelişmiş bilgi işlem çiplerinin ithalatına yüzde 25 ek gümrük tarife­si uyguladı. Paralelde, Japon Nippon Steel'in US Steel'i satın alma teklifini Biden yö­netimi Ocak 2025'te reddetti. Gerekçe yine ulusal güvenlik­ti. İlaveten geçtiğimiz yıl Tik­tok’un ABD operasyonlarının, Bytedance’den alınıp farklı yatı­rımcılarla hayata geçirilmesi gi­bi neo-devletçi araçların kullanı­mında Washington ilginç bir kü­resel “benchmark” oldu.

Anthropic ve ABD: Yapay zekâda devlet müdahalesi

Bu tablonun en çarpıcı geliş­melerinden biri yapay zekâda ya­şandı. Nisan 2026'da Anthropic, yapay zekâ modeli Claude Myt­hos’u tanıttı. Ancak duyuru pi­yasaya sunuştan ziyade, neden piyasaya sürülmediğinin açıkla­ması gibiydi. Anthropic'in ken­di ifadesiyle Mythos Pre­view, tüm büyük işle­tim sistemlerinde ve tarayıcılarda yüksek önem dereceli gü­venlik açıkları tespit edebili­yor. Bu kapasi­te, siber suçluların ya da devlet destekli aktörlerin eline geçti­ğinde; ekonomilere ve kamu gü­venliğine ciddi hasar verebilir. Bunun üzerine Anthropic, mo­deli kamuya açmak yerine Pro­ject Glasswing adlı bir konsor­siyum kurdu. Apple, Google, Microsoft, Amazon ve diğer ku­rumlar ile ABD ve müttefik hü­kümetlerine sınırlı erişim sağ­ladı. Amaç, kurumlara siber teh­ditlerden önce açıkları kapatma fırsatı vermekti.

Haziran 2026'da ise durum bir adım daha ilerledi. ABD hü­kümeti modelin ihracat kontro­lüne tabi tutulduğunu açıkladı. Modelin siber saldırı kapasitesi­ni artırma ve güvenlik kısıtlama­larını aşma (jailbreak) risklerine karşı sistemin yalnızca ABD va­tandaşlarına açık tutulmasını is­tedi. Yazılımın bu “yumuşak mil­lileştirilmesiyle” devlet, özel bir şirketin teknolojisi üzerinde fii­len yönlendirici bir denetim kur­muş oldu.

Millileştirme her zaman kamulaştırma değildir

Devlet müdahalesinin biçim­leri çeşitleniyor. Kla­sik millileştirme şirketleri tama­men devlet mül­kiyetine almaktır. Ancak bugün hükümetler ABD örneğinde oldu­ğu gibi daha niş araçlarla da sah­neye çıkıyor. Hisse senedi alma, sanayi sübvansiyonları, ihracat kısıtlamaları, yabancı yatırım kontrol mekanizmaları ve 'ulusal güvenlik' gerekçeli piyasa müda­haleleri.

Tarihçi Nicholas Mulder ka­mu etkinliğini piyasanın tıkan­dığı durumlarda kriz dönemle­rinin değişmez politikası olarak ele almakta. Demiryolu işletmek için çeliğe ihtiyaç duyulur. Çelik üretimi başka ülkelere kayarsa kritik altyapı sürdürülemez. Bu nedenle devlet müdahalesi çoğu zaman ilk sektörün ötesine ya­yılır ve birbirine bağlı endüstri­ler üzerinden dalga etkisi yaratır. Öte yandan Mulder, millileştir­menin 'sahte altın' olabileceği ko­nusunda da uyarıyor. 1970'lerin sonunda birçok gelişmekte olan ülke yükselen enerji fiyatların­dan yararlanmak için büyük mil­lileştirme hamleleri gerçekleştir­di. 1980'lerde faiz oranları yükse­lince bu ülkelerin hazinesi hem borç yükü hem de verimsiz kamu şirketleriyle ezildi. Kongo, Jama­ika, Şili bu kaderi paylaştı.

Türkiye'den yansımalar

Bu küresel tablonun Türki­ye'deki yansımaları son on yılda küresel örneklerine göre çok da­ha belirgin.

Geçtiğimiz hafta aralarında İSO 500 şirketlerinin de bulun­duğu beyaz et üreticileri için de­netim kayyımı atandı. Haksız fi­yat artışı, arz manipülasyonu ve örgütlü kartelleşme iddiasıyla çeşitli yaptırımlar uygulandı. Ge­rekçenin haklılığı ve hukuki sağ­lamlığı ayrı bir konu ancak devlet müdahalesinin bu kez tüketicile­re dönük fiyatı dengeleme gerek­çesiyle alındığı açık.

Telekom sektöründe son yıl­larda Türkiye Varlık Fonu (TVF) üzerinden fiili olarak kamu idare­sine kademeli bir hisse devri ger­çekleşti. Bu sektör için borç yapı­landırması neticesinde stratejik varlık olarak kamu müdahalesi­nin getirildiği söylenebilir.

Finans sektöründe özellikle ödeme altyapısına dönük kamu müdahaleleri daha sistematik de­vam etmekte. Ocak 2025'te Cum­hurbaşkanlığı Genelgesi ile kamu ödemelerinde TROY kartı zorun­lu hale getirildi. Emekli maaşları, öğrenci bursları, sosyal yardım­lar artık TROY altyapısından ge­çiyor. FAST sistemi de bu tablo­nun bir parçası.

TCMB tarafın­dan 2021'de devreye alınan anlık ödeme altyapısı, perakende öde­melerinde hızla yaygınlaştı. Gü­venli Ödeme Sistemi de FAST'la entegre çalışıyor. Nakit ve EFT gibi denetimsiz kanalları saf dışı bırakmak hem vergi tabanını ge­nişletiyor hem de işlem akışının devlet altyapısı üzerinden izlen­mesini sağlıyor. Buradaki müda­haleleri, mali ve dijital egemenlik kapsamındaki stratejik yatırım­ların korunması kapsa­mında okuyabi­liriz

Paradigma değişimi mi, kriz refleksi mi?

Bu dalgayı geçici bir kriz refleksi mi yoksa kalıcı bir paradigma değişikliği mi olarak okumak gerekir? Kanıtlar ikincisine işaret ediyor. Mulder'e göre farklı bir küreselleşme geliyor. Büyük kamu altyapı projelerinde uluslararası sahiplik azalacak ve yabancı yatırımcı seçiciliği ve devlet-özel sektör ortak girişimleri artacak. Ancak tüketici malları, teknoloji ve sanayide sınır ötesi yatırım büyük ölçüde sürecek gibi. Bu tabloda en kritik soru, devlet müdahalesinin piyasa başarısızlıklarını mı giderdiği yoksa verimsizliği ve rant paylaşımını mı yeniden düzenlediği? Cevap her ülkede farklı çıkıyor. Küresel konjonktür devlete meşruiyet alanı açıyor ancak bu alanın nasıl kullanıldığı, kurumsal kaliteyle ve amaçlarla doğrudan ilişkili.

Yazara Ait Diğer Yazılar
Piyasa Özeti
Borsa 14.413,08 2,02 %
Dolar 47,9373 0,06 %
Euro 56,0003 0,99 %
Euro/Dolar 1,1672 0,83 %
Altın (GR) 6.807,53 1,03 %
Altın (ONS) 4.486,71 3,51 %
Brent 90,2445 0,09 %