Dezenflasyonda başarının koşulu nedir?

Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!

Ekonomideki yapısal dönüşümle birlik­te hizmetlerin toplam üretim içindeki ağırlığı artıyor.

Günümüzdeki ekonomilerin maruz kaldıkları yapısal dönüşümün temel özelliği hizmetler gibi çok büyük oranda ül­kenin kendi içindeki ihtiyaçların karşılan­masına hizmet eden sektörlerin, uluslarara­sı rekabetten bağımsız olarak artmasıdır. Bu değişim bariz bir şekilde herkesin gözü önün­de gerçekleşirken, merkez bankalarının para politikalarının sonuçlarını değerlendirmek bakımından yeni birtakım unsurların dikka­te alınmasını zaruri kılıyor.

Merkez banka­larına birçok hedef ulaşmak amaç olarak ve­rilebilir. Bunun örneklerini farklı ülkelerin merkez bankalarının uygulamalarında gö­rüyoruz. Ancak hedeflenen diğer amacın ya­nında merkez bankaları için asli amaç her za­man fiyat istikrarıdır. Bir iktisatçı olarak ben bunun merkez bankalarının namusu olduğu­nu düşünüyorum. Bizim merkez bankamızın açık olarak ilan ettiği amaç da budur zaten.

Bu amacın gerçekleştirilebilmesi için de bir­takım politikalar uygulanabilir. Genellikle merkez bankaları fiyat istikrarının kaynağı­nı aşırı talepte görür ve bu talebi kontrol et­mek için ekonomideki likiditeyi kontrol et­meye çalışır. Ancak bu anlayış ekonomide tek mal varsayımız dayanır. Bunun sonucu ola­rak da likidite üzerinden izlenen dezenflas­yon amaçlı para politikasının ekonomideki tüm iktisadi faaliyetleri aynı şekilde etkiledi­ği varsayılır. Ama gerçek böyle değildir.

Ekonominin yapısındaki değişim para politikasının etkisini sınırlıyor

Ekonomideki sanayi, tarım ve madencilik gibi bir grup iktisadi faaliyetler ile hizmet fa­aliyetleri para politikalarına verdikleri tep­ki itibariyle farklılaşırlar. Mallar dış ticarete konu olduğunda yabancılarla rekabet içinde­dir. Ülke içinde ortaya çıkan aşırı bir talebin doğrudan fiyatlara etki etmesi gerekmez. Bu talebin önemli bir bölümü yabancı ülkeler­den karşılanabilir ve bu talep ülkenin cari açı­ğında görünür hale gelir; enflasyonda değil. Hizmetlerde ise böyle bir durum yoktur.

On­lar ağırlıklı olarak yurtiçinde yerel ihtiyaçla­rın karşılanabilmesi için üretilirler. Bu yüz­den ekonomide oluşan aşırı talep doğrudan hizmet fiyatlarına yansır. Bu işin doğası ge­reği böyledir. Ancak ülke ekonomisinde döviz kullanım miktarı da bir sorun ise o zaman uy­gulanan kur politikası (göreli fiyatlara) engel­lenemeyen aşırı talebin öncelikle cari denge üzerindeki olumsuz, ardından da enflasyonu kontrol etmek için devreye sokulur.

O yüzden bizim merkez bankası kurları baskı altına ala­rak talebin ithalat yoluyla yol açacağı enflas­yonist baskıyı kontrol etmeye çalışıyor. Ancak bu da göreli fiyat yapısını bozuyor. Bu politi­kasının en zayıf tarafı ise yerleşiklerin spekü­latif amaçla döviz talebinin kontrol edilmesi­dir. Bunu başaramadığınızda bu politikanın da uygulanabilirliği kalmaz. Ülke üretiminin dı­şa bağımlılığı yüksek olduğu için büyümeden vazgeçemeyen bir ekonomi yönetiminin elin­de kanımca başka bir şey yok.

Ama böyle bir politika ile yabancı malı ucuzlatmayı amaçlar­ken, yabancıların Türk mallarına olan talebi­ni ise pahalı hale getiriyorsunuz. Ekonomi yö­netimi bunun biliyor. Ama açıkça itiraf etme­se de bunu uygulanan politikanın bir maliyeti olarak görüyor. Bu maliyetin de sanayiciler ta­rafından karşılanmasını istiyor.

Büyüme hırsının asıl etkisini hizmetlerdeki, enflasyonda görüyoruz

Ancak asıl sorun hizmetlerde ortaya çıkı­yor. Ekonomi yönetiminin büyüme hırsı tale­bin kontrolünü zorlaştırıyor. Böyle bir talep fazlasının hizmetlerdeki neticesi doğrudan fiyatlarda görülüyor. Dahası hizmet fiyatla­rının talep artışlarına tepkisi mallardan daha fazladır.

Bunun nedeni bu piyasadaki talebin fiyatlar üzerindeki etkisinin mal piyasasında olduğu gibi dış ticareti ile yumuşatılma imka­nının olmamasıdır. Dolayısı ile para politika­sının hizmetler sektörlerindeki enflasyona daha fazla etkisi vardır. Para politikasının kı­sa dönemde etkinliği açısından sıkı para po­litikası işe yarayabilir. Ama hizmetlerdeki enflasyonist eğilimin ana kaynağı arz ve pi­yasa yapısıdır. Bunlar konusunda bir yol ha­ritası olmadan uzun dönemde hizmet enflas­yonunda istikrar sağlamak pek mümkün gö­rünmüyor.

Üstelik para politikasını yeterince sıkılaştırmadan, cari açığın kontrolü bakı­mından bir de kurlara baskı uygularsanız, ya­tırımcıların mal piyasalarından hizmetlere yönelişinin önünü açarsınız. İşte tüm bu ne­denlerden dolayı, birtakım iktisatçılar Türki­ye’deki enflasyonun tek başına talep yöneti­mi ile halledilemeyeceğini söylerken, yapısal reformlar üzerinden arz yönlü politikaları­nın gerekliliğine işaret etmektedir.

Yazara Ait Diğer Yazılar