Dezenflasyonda başarının koşulu nedir?
Ekonomideki yapısal dönüşümle birlikte hizmetlerin toplam üretim içindeki ağırlığı artıyor.
Günümüzdeki ekonomilerin maruz kaldıkları yapısal dönüşümün temel özelliği hizmetler gibi çok büyük oranda ülkenin kendi içindeki ihtiyaçların karşılanmasına hizmet eden sektörlerin, uluslararası rekabetten bağımsız olarak artmasıdır. Bu değişim bariz bir şekilde herkesin gözü önünde gerçekleşirken, merkez bankalarının para politikalarının sonuçlarını değerlendirmek bakımından yeni birtakım unsurların dikkate alınmasını zaruri kılıyor.
Merkez bankalarına birçok hedef ulaşmak amaç olarak verilebilir. Bunun örneklerini farklı ülkelerin merkez bankalarının uygulamalarında görüyoruz. Ancak hedeflenen diğer amacın yanında merkez bankaları için asli amaç her zaman fiyat istikrarıdır. Bir iktisatçı olarak ben bunun merkez bankalarının namusu olduğunu düşünüyorum. Bizim merkez bankamızın açık olarak ilan ettiği amaç da budur zaten.
Bu amacın gerçekleştirilebilmesi için de birtakım politikalar uygulanabilir. Genellikle merkez bankaları fiyat istikrarının kaynağını aşırı talepte görür ve bu talebi kontrol etmek için ekonomideki likiditeyi kontrol etmeye çalışır. Ancak bu anlayış ekonomide tek mal varsayımız dayanır. Bunun sonucu olarak da likidite üzerinden izlenen dezenflasyon amaçlı para politikasının ekonomideki tüm iktisadi faaliyetleri aynı şekilde etkilediği varsayılır. Ama gerçek böyle değildir.
Ekonominin yapısındaki değişim para politikasının etkisini sınırlıyor
Ekonomideki sanayi, tarım ve madencilik gibi bir grup iktisadi faaliyetler ile hizmet faaliyetleri para politikalarına verdikleri tepki itibariyle farklılaşırlar. Mallar dış ticarete konu olduğunda yabancılarla rekabet içindedir. Ülke içinde ortaya çıkan aşırı bir talebin doğrudan fiyatlara etki etmesi gerekmez. Bu talebin önemli bir bölümü yabancı ülkelerden karşılanabilir ve bu talep ülkenin cari açığında görünür hale gelir; enflasyonda değil. Hizmetlerde ise böyle bir durum yoktur.
Onlar ağırlıklı olarak yurtiçinde yerel ihtiyaçların karşılanabilmesi için üretilirler. Bu yüzden ekonomide oluşan aşırı talep doğrudan hizmet fiyatlarına yansır. Bu işin doğası gereği böyledir. Ancak ülke ekonomisinde döviz kullanım miktarı da bir sorun ise o zaman uygulanan kur politikası (göreli fiyatlara) engellenemeyen aşırı talebin öncelikle cari denge üzerindeki olumsuz, ardından da enflasyonu kontrol etmek için devreye sokulur.
O yüzden bizim merkez bankası kurları baskı altına alarak talebin ithalat yoluyla yol açacağı enflasyonist baskıyı kontrol etmeye çalışıyor. Ancak bu da göreli fiyat yapısını bozuyor. Bu politikasının en zayıf tarafı ise yerleşiklerin spekülatif amaçla döviz talebinin kontrol edilmesidir. Bunu başaramadığınızda bu politikanın da uygulanabilirliği kalmaz. Ülke üretiminin dışa bağımlılığı yüksek olduğu için büyümeden vazgeçemeyen bir ekonomi yönetiminin elinde kanımca başka bir şey yok.
Ama böyle bir politika ile yabancı malı ucuzlatmayı amaçlarken, yabancıların Türk mallarına olan talebini ise pahalı hale getiriyorsunuz. Ekonomi yönetimi bunun biliyor. Ama açıkça itiraf etmese de bunu uygulanan politikanın bir maliyeti olarak görüyor. Bu maliyetin de sanayiciler tarafından karşılanmasını istiyor.
Büyüme hırsının asıl etkisini hizmetlerdeki, enflasyonda görüyoruz
Ancak asıl sorun hizmetlerde ortaya çıkıyor. Ekonomi yönetiminin büyüme hırsı talebin kontrolünü zorlaştırıyor. Böyle bir talep fazlasının hizmetlerdeki neticesi doğrudan fiyatlarda görülüyor. Dahası hizmet fiyatlarının talep artışlarına tepkisi mallardan daha fazladır.
Bunun nedeni bu piyasadaki talebin fiyatlar üzerindeki etkisinin mal piyasasında olduğu gibi dış ticareti ile yumuşatılma imkanının olmamasıdır. Dolayısı ile para politikasının hizmetler sektörlerindeki enflasyona daha fazla etkisi vardır. Para politikasının kısa dönemde etkinliği açısından sıkı para politikası işe yarayabilir. Ama hizmetlerdeki enflasyonist eğilimin ana kaynağı arz ve piyasa yapısıdır. Bunlar konusunda bir yol haritası olmadan uzun dönemde hizmet enflasyonunda istikrar sağlamak pek mümkün görünmüyor.
Üstelik para politikasını yeterince sıkılaştırmadan, cari açığın kontrolü bakımından bir de kurlara baskı uygularsanız, yatırımcıların mal piyasalarından hizmetlere yönelişinin önünü açarsınız. İşte tüm bu nedenlerden dolayı, birtakım iktisatçılar Türkiye’deki enflasyonun tek başına talep yönetimi ile halledilemeyeceğini söylerken, yapısal reformlar üzerinden arz yönlü politikalarının gerekliliğine işaret etmektedir.