Dezenflasyonda durgunluk işaretleri
Her ay enflasyon yazmak açıkçası beni sıkıyor. Sanırım okuru da sıkıyordur. Ama her ay enflasyonun gidişatında dikkate değer gelişmeler olursa yapacak bir şey yok. Ocak ayında belirtilmesi gereken bir yenilik var. TÜİK TÜFE sepetinde yer alan mal ve hizmetlerin ağırlıklarını değiştirdi. TÜFE endeksinin baz yılı da 2003 yerine 2025 olarak değiştirildi. Özetle hizmetlerin ağırlığı arttı, Sigorta vb harcamalar da yeni bir harcama grubu olarak eklendi. Hizmet enflasyonundaki katılık nedeniyle dezenflasyonun biraz daha zorlaşacağı söyleniyor.
Ocak ayı enflasyonu
Ama ocak ayı TÜFE enflasyonunun esas tartışmaya değer tarafı beklenenden yüksek gelmesi. Tüketici fiyat seviyesi aralık ayına kıyasla yüzde 4,8 arttı. 2025 yılının ocak ayında artış yüzde 5’ti. Fark çok düşük kalınca yıllık artış da yüzde 30,9’dan 30,7’ye indi. Yani neredeyse yerinde saydı. Ocak ayı tüketici enflasyonunun yüksekliğinin ardında yine önemli ölçüde gıda fiyat artışı bulunuyor. Ocak ayı artışı yüzde 6,6. Aylık artışın üçte biri gıdadan geliyor. Ancak fiyat artışlarının ya da dezenflasyonda yavaşlamanın nedeni bir iki sektöre (gıda ve kira) bağlanamaz. Fiyat artışları son derece yaygın.
Ocak 2025’te 12 ay öncesine (Ocak 2024) kıyasla yıllık TÜFE artışı yüzde 42,1’di. Dezenflasyon TCMB’nin hedeflerine kıyasla daha düşük bir tempoda seyretse de devam ediyordu. Oysa son dönemde tempo iyice düştü. TCMB’nin daha önce yüzde 16 olarak belirlediği 2026 sonu hedefinin 12 Şubat’ta açıklanacak Enflasyon Raporunda yükseltileceği kesin. Haluk Bürümcekçi Oksijendeki yazısında yeni hedefin yüzde 19 olacağını tahmin ediyor. TCMB yıl sonu hedefini belirlerken aşırı olmamak koşuluyla genelde düşük tutuyor. Yıl içinde hedefin tutmayacağı ayan beyan ortaya çıkınca da değiştiriyor. Haluk Bürümcekçi bu davranışı yazsının başlığında güzel ifade etmiş, hoşuma gitti: “Enflasyon sana uymuyorsa sen enflasyona uy”.
Enflasyonda düşüş durur mu?
Son dönemde durum böyle idare edilebildi. Ama yazının başlığında ifade etmeye çalıştığım gibi TÜFE’de yıllık artışların yüzde 25 civarında bir seviyede duraklayacağını farklı söylersek yatay seyre geçeceğini düşünmeye başladım. Esas olarak iki nedenle: Üretici fiyatların seyri ve firmaların fiyat davranışları.
Yurt içi üretici fiyatları (Yİ-ÜFE) ile TÜFE arasında istikrarlı yüksek bir geçişkenlik yok ama Yİ-ÜFE TÜFE’yi gecikmeli olarak dikkate değer ölçüde etkiliyor; Yİ-ÜFE’de artış düşüşteyse TÜFE artışı da bir süre sonra düşüşe geçiyor ya da tersi oluyor. Bu nedenle zaman zaman Yİ-ÜFE endeksin göz atmak da yarar var. 2025 ocak ayında yüzde 27,2 olan yıllık artış bu ocak ayında yüzde 27,1 oldu. Neredeyse hiç kıpırdamamış gibi duruyor. Ama endekse bakıldığında 2025 yılı içerisinde yıllık artışların ılımlı bir tempoyla azalarak yüzde 22,5’e kadar gerilediği ardından artışa geçerek Ocak 2026’da yüzde 27,1’e yükseldiği görülüyor. Döviz kuru kontrol altında tutulduğundan üretici fiyatlarında geçmişte görülen büyük dalgalanmalar yok ama eğilim yukarı yönlü. Bu durumun TÜFE dezenflasyonuna yardımcı olmayacağı kesin.
Firmaların fiyat davranışlarına gelince. Ekonomik aktörlerin gelecekte enflasyonun nasıl hareket edeceği, teknik ifadeyle enflasyon beklentilerinin enflasyon üzerinde etkili olduğu biliniyor. TCMB de diğer merkez bankaları gibi piyasa profesyonelleri, firma yöneticileri ve hane halkları nezdinde yaptığı anketler ile bu beklentileri takip ediyor. Bu beklentiler içinde benim önemsediğim beklenti firma yöneticilerinki. TCMB bu beklentiyi “12 ay sonrası Reel Sektör Beklentisi” şeklinde adlandırıyor. Bu beklenti her zaman TCMB’nin enflasyon hedefinin çok üzerinde oldu. Örneğin Ocak 2025’te firma yöneticileri Ocak 2026’da yılık TÜFE’nin yüzde 43,8 olmasını bekliyordu. Bu yıl sonunun beklentisi yüzde 32,9.
Bu durumun salt faiz kanalı ile ve kredi kısıtlamaları yoluyla enflasyon ile mücadeleyi eksik kıldığını önceki yazılarımda yeri geldikçe vurguladım. Ama bu hafta sorunu daha netleştiren bir yazı okudum. Cambridge Üniversite’sinden Özge Öner adlı meslektaşım “Maliyet enflasyonundan fiyatlama rejimine” başlıklı yazısında (Oksijen) “satıcı enflasyonu” olarak adlandırılan davranışın son dönemde dünya genelinde ama özellikle Türkiye’de yaygınlaştığına dair araştırmaların bulgularını paylaşmış. Bu bulgular kurumsal zafiyetler nedeniyle gelecekte vergi oranları, ücretler, girdi fiyatları, döviz kuru gibi maliyet unsurları belirsizleştikçe firmaların da artan riskleri karşılamak için maliyetler + makul bir kâr marjı fiyatlaması yerine keyfi fiyat artışlarını tercih ettiklerini ortaya koyuyor.
Kısacası TCMB’nin işi zor görünüyor.