Dezenflasyondan tez enflasyona

Ocak ayına dair açık­lanan enflasyon ve­risinin beklentilerin üze­rinde gelmesi sonrasında aracı kurum ve bankala­rın tahminlerinde yukarı yönde revizyonlar geldi. Genç meslektaşlarımda gördüğüm özelliklerden biri de bu. Ekonomi yö­netimi tarafından dile ge­tirilen öngörüleri hemen satın alarak iddialı hedefler şeklin­de raporlarına yansıtmaları.

Oysaki son yıllarda alışık olduğumuz üze­re hane halkı enflasyonu yukarıdan, piyasa katılımcıları da aşağıdan ıs­kalıyor. Dolayısıyla %20 ve altında 2026 yılı tahmini ileten raporların revizyonu ile benim yılbaşı önce­si ilettiğim 2026 raporundaki %25 tahminine yaklaşıldı. Muhtemelen %3 civarı gelecek şubat ayı enflas­yonu ile beraber benimle aynı nok­taya gelirler.

Zira şu an piyasada %2 civarı bir şubat ayı enflasyonu bek­lentisi var. Oysaki en temel davranış kurallarından biridir, elinde fiyat­lama mekanizması gücü olan üreti­ciler yüksek gelen bir aylık enflas­yon sonrasında, demek ki fiyatların ortalama artış hızı yükselişe geçi­yor benim de masraflarım artabilir, fiyatları yukarı revize edeyim der. Bunu ekonomide talebin zayıf ol­duğu bir süreçte yapamayabilirsi­niz, Pazar payını ya da satışları kay­betmemek adına kar marjından bir miktar feragat edilebilir.

Ancak ül­kemiz muhtemelen bu yıl da, aynı geçen yıl olduğu gibi %4 temposuna yakın bir büyüme sergileyecek. Ya­ni satıcıların elini zayıflayan bir du­rum söz konusu değil. Tüm bunların yanına ülkenin nüfusunun artması ama ekilen tarım arazisinin azalma­sı, ucuz ithalatın önünün kesilmesi, enerji finansmanı gibi kritik sorun­ları da ekleyince enflasyon kaçınıl­maz oluyor.

Maliye tarafından destek alınması şart

Peki, neler yapılabilir, şunu unut­mayalım ki aslında bu yıl elimiz­de kalan son fırsat. Zira gelecek yı­lın içinde ya erken seçim yapılacak ya da 2028 seçimleri öncesi maliye politikalarının seçim öncesi alışı­lageldik kalibrasyonunu göreceğiz.

TCMB toplantılarında da dile ge­tirildiği gibi para politikası ile ge­linebilecek yere geldik, belirli bir denge içinde tutma gayreti ile reel efektif döviz kuru 100 seviyesinin üzerinde, yani artık kur enflasyon­dan az artsın dersek bunun dış tica­ret dengesi üzerinde olumsuz etki­leri giderek artacaktır. Dolayısıyla bu yıl içinde maliye tarafından des­tek alınması şart. Maliye politika­ları biliyorsunuz, gelirler ve harca­malar olarak ikiye ayrılıyor. Bütçe­yi belirli bir dengede tutmak adına gelirler tarafında yeni vergilerin or­taya konduğunu görüyoruz.

Ancak harcamaları belirli bir kontrol al­tında tutmak pek tercih edilen biri durum değil. Enflasyon yeniden tek haneye gelecekse muhakkak harca­ma tarafında adımlar atmalıyız. Pet­rolde dünyada yaşanan tüm karışık­lıklara rağmen son yılların en düşük seviyelerine yakın bir seyir var, yani enerji faturamız baskı yaratmıyor. EUR/USD paritesi Avrupa’daki tüm olumsuzluklara karşın, yine son yıl­ların en yükseğine yakın seyrediyor, yani ihracat gelirimiz yüksek, ara malı ithalatımız görece düşük.

Tüm bu faktörlerden aldığımız desteği karşın enflasyon %25 altına gitme­yecek bir eğilim içindeyse biraz da şapkayı önümüze koyup düşünmek gerekiyor. Neredeyse OECD ülkele­rinin toplamına yakın bir noktada­yız. Ocak ayı havalar soğuktu, yazın kuraklık oldu, eylülde okula dönüş fiyat artışını destekledi tarzı yo­rumlar akla ister istemez okullar ol­masaydı maarifi ne güzel idare eder­dik söylemini getiriyor.

Yazara Ait Diğer Yazılar