Dijital perakende duble yoldan dönüş

Kerem Özdemir
Kerem Özdemir KEREM İLE İŞİN ASLI elfkerem@gmail.com

Bir önceki yazımda “dijital perakendeye duble yol” başlığını atarak fiziksel ve dijital perakende arasındaki ilişkinin güçlenmesine atıfta bulunmuştum. LCWaikiki örneği ile fiziksel taraftaki güçlü markadan metaverse alemine açılan yola işaret ederken Hepsiburada’nın şu anda deneme aşamasında olan fiziksel mağaza modülü ile dönüş yolunu tarif edeceğimi ifade etmiştim.                   Hepsiburada’nın Trump Tower’da kurduğu mağazanın girişinde cep telefonu ile kendinizi tanıtarak içeri giriyorsunuz ve alışverişinizi yapıp çıktığınızda e-postanıza, satın aldığınız ürünlerin faturası geliyor. Çekip gidiyorsunuz. İade konusunu sorduğumda, e-ticaretten gelen deneyimle bunu da düşündüklerini gördüm.             

Şimdilik mağazanın iki ucundaki kameralarla elde ettikleri sonuç etkileyici; tabii test aşaması için… Üç ay sonra daha iyi noktaya ulaşacağı söylenen mağaza çözümü, ilk aşamada rafların üzerine yerleştirilen kameralarla iyileştirilecek. Böylece rafların takibi ve müşteri etkileşimi daha iyi takip edilebilecek.                

Ürünlerin üzerine ekstra bir etiket yapıştırılmasına gerek bırakmayan kurgu, mağaza yönetimini son derece basitleştiriyor. Tadım markalı ürünlerin yerleştirildiği raflar, bu sistemde süpermarket ve hipermarket işletmeciliğinin en önemli ayrıntılarından biri olan “raf kiralama” konusunu aklıma getirmedi ancak, bu şimdilik sadece benim aklımda gibi görünüyor. Benzer şeklide raflardaki ürün/ fiyat etiketlerinin bu sistem yaygınlaştırıldığında elektronik ekrana/etikete çevrilmesi önem taşıyor.                  

Perakendenin ağırlığı, teknolojiyi ezer

Bu tür bir sistemde sizin yaptığınız kurgu, aslında hiçbir anlam taşımaz. Benim gördüğüm, ürün etiketlerine yazılan yazıların zam ya da regülasyon nedenleri ile sürekli değiştiği. Marketlere girdiğinizde, gıdada ürünlerin menşeinden tedarik sürecinin farklı aşamalardaki fiyatlarına kadar çeşitli bilgilerin yazılması istenmişti. Şimdiki durumu bilmiyorum ama o zaman muhtemelen epey bir yazıcı mürekkebi ya da toneri harcanmıştı.              

Zamlar ise asıl sıkıntılı konu. Yıllar önce aldığım bir harici diskin fiyatı kasada farklı çıkmıştı. Düşük fiyattan alabilirdim ama farkını etiketi değiştirmekle görevli çalışandan alacaklarını söyledikleri için vazgeçmiştim.             

İngiltere’de orta halli olan bir mağazadan pantolon alırken yine bir fiyat ikilemi oldu. Depodan getirdikleri pantolonun etiketindeki fiyatın son geçerlilik tarihini görünce kendime geldim. İki ay önce o fiyattı ama şimdi bu fiyattı. Yüksek enflasyon ve değişken kurun belirlediği ekonomide etiketlere zamana bağlı fiyat unsurunun yansıması, fiyat etiketinin de dijitalleştirilmesini gerektiriyor. Ama iş burada bitmiyor.                  

Tedarik zincirinin yeni yönetim biçimi

Bu tür bir dijital mağazada en önemli konu hiç kuşkusuz stok yönetimi. Bunun birkaç boyutu var. Bu ölçüde self-servis bir mağazada, sürekli rafları kontrol edip biten ürünleri yerleştirecek birilerini istihdam etmek oksimoron bir durum yaratacaktır. Ancak tüketicinin işin içine girdiği kurgunun sorunlarını insan olmadan çözmek de aynı derecede zor.                

Geçenlerde Nautilus’taki Carrefoursa’da kampanyalı granül kahve yığınının üzerine kot pantolon bırakıldığını gördüm. Müşterinin kahveyi görünce kot pantolondan nasıl vazgeçtiğini bilmem ancak bu durumu insan müdahalesi olmadan çözümlemenin daha zor olduğunu biliyorum. Burada belki müşterinin e-ticaretten sipariş ettiği ürünlerin teslimat noktası ile son anda aklına gelenleri birleştiren bir modeli uygulamak daha yerinde olabilir. Böylece Getir’in sınırlı sayıda ürünle kurguladığı başarılı modelin fiziksel dünyadaki bir replikası oluşturulabilir.               

Ya da bu modül e-ticaret teslimatçılarının belirli ürünleri alarak teslim ettiği bir merkez gibi kullanılarak hızlı tüketim malları (FMCG) tarafında etkili bir çözüm ortaya konulabilir.                 

Dijital ticaret duble yolunun diğer tarafını, bir e-ticaret oyuncusu olan Hepsiburada’nın açtığı bu yol bulunuyor. İlk anda Markafoni’nin son dönemimde Zorlu Center’ın girişinde açtığı deneyim mağazasını çağrıştırsa da bu çok yanlış bir benzetme olur. O mağazanın tamamlayıcısı karşısındaki Bukoli teslimat noktasıydı ve ikisi birlikte çöktü. Günümüzde ise Suadiye’deki H&M’in en alt katının teslimat noktasına dönüşmesi gibi çok sayıda gelişme farklı bir normalde yaşadığımızı gösteriyor.            

Üstelik bu mağaza, Avrupa Birliği’nin fonladığı bir proje olarak Avrupa’da ve dünyada pazara erişim avantajına sahip olacak. Hem de Amazon’un ilk inşa ettiğinde 2 milyon dolara mal olan mağazası ile karşılaştırıldığında 170 bin- 200 bin euro’luk maliyeti de bunu destekliyor.

PÜF NOKTASI

Geleceğin perakendesini perakendecilerin mi yaratacağı sorusu uzun süreden beri kafamı kurcalayan sorulardan biri. Bunu ve bir önceki yazımı Kadırga Koyu’ndaki Hunters Otel’de yazdım. Butik bir otel ve sezon sonunda geldiğimiz için az sayıda müşteri var. Oda numaramızı biliyorlar ve tüm harcamalarımızı bilgisayara girip servisimiz yapıyorlar. Daha önce sezonda geldiğimizde de, zaman zaman oda numaramızı sorsalar da bir süre sonra öğreniyorlardı. Beş yıl arayla gelmişiz ve hiç sorun yaşamadık. Dijital olanaklar ve cep telefonu ile girişte kullanıcıyı tanıma, Hepsiburada’nın kurgusunu başarıya taşıyabilir. Rekabetçilik ise başka bir şey. Buraya gelirken Pegasus ile uçtuk ve daha önce dikkatimi çekip de yazmayı unuttuğum bir konu yeniden karşıma çıktı. Uçak içinde kart ile ödediğinizde ürünü daha ucuza alıyordunuz. Pegasus fiziksel paranın bulundurulması, taşınması ve sisteme sokulmasının maliyetinin yüksek olduğunu görüp kartı teşvik eden bu kurguyu offline POS ile uygulamaya koymuştu. Hepsiburada’nın bu örnekleri de değerlendirmesi gerekiyor.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Teknolojinin liderleri 19 Eylül 2022
Not ve performans 25 Ağustos 2022