Dikkat edin, sizin kapınız da çalınmasın
Dr.Sedat Karabulut secturkiye@yahoo.com Geçtiğimiz hafta, Bodrum'da ilköğretim okulu öğrencilerini taşıyan bir servis minibüsü devrildi ve iki küçük öğrenci can verdi. Yapılan incelemede, aracın yönetmeliklere uygun olmadığı belirlendi. Bu heberi okuduğum zaman, birçoğunuz gibi, benim de aklıma ilk gelen şey canımızdan çok sevdiğimiz çocuklarımız oldu. Haberin devamında, aracın "Servis Araçları Hizmet Yönetmeliği'ne" uygun olmadığı, camlarında koruma, koltuklarında emniyet kemeri bulunmadığı yazıyordu. Yasalar yaşayan varlıklardır... Yönetmelikler, tüzükler ve kanunlar... Bunları yazanlar da, denetlemek zorunda olanlar da, kurallara uymayanlar da, kurallara uymayanlar hakkında takibat yapanlar da, bu kişileri yargılayanlar da, mahkemelerde bilirkişilik yapanlar da, birer baba veya annedir. Hergün sokağa çıkıyoruz, alışverişe, sinemaya, okula veya işimize gidiyoruz. Trafikte araç kullanırken, müşterimizi traş ederken, hastamızın ameliyatını yaparken veya herhangi bir işletmeyi müfettiş olarak denetlerken uymamız gereken bazı kurallar var. Bu kurallar yıllarca süren araştırmalar, bilimsel veriler, yaşanmış tecrübeler sonucunda yasalaşmış tır. Yasalar, birbirimize, yaşadığımız çevreye ve hatta kendimize zarar vermemizi engellemeye çalışır. Bir başka değişle; kanunlar uygar bir topluluk olarak birlikte yaşamamızı sağlayan çok önemli mutabakat noktalarını tarifler. Bu mutabakata uymayanları da cezalandırır. Uygulanmayan yasalar ölürler... Türkiye Sağlık, Emniyet ve Çevre (SEÇ) konularında OECD ülkeleri içinde, en sert mevzuatlardan birine sahiptir. Ancak bu durum yine OECD ülkeleri içinde iş kazaları nedeniyle en fazla ölümlerin olduğu ülke olmamıza engel olamıyor. İşin en kötü tarafı, hem trafik hem de iş kazaları nedeniyle hergün onlarca insanımızın ölüm haberlerini okuduğumuz halde, gerçek bir çözüm etrafında toplanamamış olmamızdır. İlgili taraflar, birbirlerini suçladıktan sonra, çoğunlukla huzur içinde evlerine dönmektedirler. Taa ki, kendileri ve/veya canları gibi sevdikleri bir yakınları böyle bir kazada zarar görünceye, kendi kapıları acı bir haber ile çalınıncaya kadar. Ulusal SEÇ kurumu... Geçtiğimiz haftalarda içinde, iş sağlığı ve emniyeti ile ilgili bazı düzenlemelerin olduğu yeni bir kanun taslağı paketi, alt komisyonlarda kabul edildikten sonra TBMM'ye sevk edildi. Taslak görüşüledursun, ilgili taraflar tartışmaya devam ediyor ve halen tam bir mutabakat da yok. En çok da etkin bir denetlemenin olmadığı ifade ediliyor. Ben de ilgili tarafların görüşlerini, taraf tutmadan dinlemeye çalıştım. Karşı ifadeler içinde, en çarpıcılarından birisi şöyle: "Denetleme yapan kişi, bütün iyi niyeti, dikkati ve tecrübesi ile bir iş yerini denetledikten ve olumlu rapor verdikten iki gün sonra, bu iş yerinde bir iş kazası olabilir. Zira işyerini denetledikten sonra, patlayıcı gazların toplandığı bölümde havalandırmayı sağlayan aspiratörü çalıştıran motor bozulabilir. Durumu fark etmeyen veya fark ettiği halde amirine bildirmeyen çalışan, kendisine bildirildiği halde konuyu önemsemeyen bir amir veya işveren nedeni ile ilgili bölümde biriken gaz patlayabilir..." dedikten sonra devamla: "Yüzbinlerce işyerinde, yirmidört saat gözlem yapacak şekilde müfettiş istihdamı imkansızdır. Ülkede bir SEÇ kültürü oluşturmadan, işçisi, yöneticisi, işvereni, teknik uzmanı, hukukçusu... Herkesin konuya olan hassasiyeti ve bilinci geliştirilmeden, yaşanan kazaların azalmasını beklemek hayalcilik olur." Kesinlikle katılıyorum, bu iş bir iklim ve kültür sorunudur. Bu sorunun çözümü konusunda; akademik çevreler, meslek birlikleri, işçi ve işveren temsilcileri ile ilgili bakanlıkların eşit sorumluluğu vardır. Yetki ve sorumluluk kardeştir; çözüm sağlayabilmek için de, tarafların eşit söz haklarının olduğu bir "Ulusal SEÇ Kurumu"na ihtiyacımız olduğu açıktır.