Diplomanın prestiji mi, ustanın kazancı mı?
Eğitim bilimci ve yazar Doç. Dr. Özgür Bolat, çocukların meslek seçiminden yapay zekânın iş hayatına etkisine, üniversite diplomasının değişen değerinden ebeveynlerin ödül ve övgü yaklaşımına kadar uzanan geniş bir dönüşüme dikkat çekiyor. Bolat’a göre geleceğin dünyasında diploma kadar önemli olan; öğrenme becerisi, muhakeme, dayanıklılık ve değişen koşullara uyum sağlayabilmek.
Çocukların gelecekte hangi mesleği yapacağı sorusu, artık yalnızca anne babaların değil, iş dünyasının da gündeminde. Bir yanda ailelerin çocuklarını doktor, mühendis, avukat gibi prestijli mesleklere yönlendirme isteği, diğer yanda hızla değişen iş gücü piyasası var. Yapay zekâ giriş seviyesindeki işleri dönüştürürken, bir zamanlar “prestijli” kabul edilen mesleklerin finansal karşılığı da yeniden tartışılıyor.
Eğitim bilimci ve Yazar Doç. Dr. Özgür Bolat’a göre mesele yalnızca meslek seçimi değil. Çocukların nasıl yetiştirildiği, başarısızlıkla nasıl tanıştığı, hangi motivasyonla büyüdüğü ve iş hayatına hangi becerilerle girdiği de geleceğin çalışan profilini belirliyor.
Bolat’ın sohbetimiz boyunca çizdiği tablonun merkezinde ise şu soru var: Prestij mi, finansal güvenlik mi?
“Prestij ve finansal güvenlik çatışıyor” diyen Bolat, ailelerin çocuklarını hâlâ prestijli mesleklere yönlendirdiğini ancak bu mesleklerin her zaman beklenen ekonomik karşılığı vermediğini belirtiyor. Uzman doktorların gelirleri ile bazı nitelikli ustaların kazançlarını karşılaştıran Bolat, “Şu anda bir uzman doktor 120 bin lira alıyor. Bir usta ise bir günde 90 bin lira kazanabiliyor” örneğini veriyor.” Ona göre burada mesele doktorlukla ustalığı karşılaştırmak değil, toplumun değişen ekonomik gerçeklikle birlikte “prestijli meslek” tanımını da yeniden düşünmesi.
Çocukların kariyer seçiminde ailenin beklentisinin de önemli bir sorun olduğunu belirten Bolat, kişinin önce kendi güçlü yanlarını, kişiliğini ve nasıl bir hayat istediğini keşfetmesi gerektiğini söylüyor. Yıllar önce geliştirdiği kariyer testinin 25 bin kişi tarafından doldurulduğunu anlatan Bolat, kişilik özelliklerinin kariyer planlamasında daha fazla dikkate alınması gerektiğini vurguluyor.
Şirketlerde başarılı bir çalışanı otomatik olarak yönetici yapmanın da doğru olmadığını belirten Bolat, “Herkes lider olmaz; ancak lider olmak isteyen kişiye liderlik becerileri kazandırılabilir” diyor.
Yapay zeka gençlerin ilk basamaklarını yok ediyor
Geleceğin iş hayatındaki en büyük dönüşümün yapay zekâ üzerinden yaşanacağını belirten Bolat, özellikle gençler açısından önemli bir paradoksa dikkat çekiyor. Yapay zekâ deneyimli çalışanların işlerini kolaylaştırırken, gençlerin mesleğe ilk girdikleri dönemde yaptıkları mekanik ve giriş seviyesindeki işleri de üstleniyor. “Yeni başlayan çocuk mekanik işlerde yapay zekâyla üst seviyedeki işi 22-23 yaşında yapabiliyor. Ama bu kendi öğrenme sürecini engelliyor.”
Bolat’a göre mesleğin ilk yıllarında yapılan basit işler, ileride verilecek karmaşık kararların altyapısını oluşturuyor. Bu nedenle “Yapay zekâyı en iyi kullananlar, ona en az ihtiyaç duyanlar.”
ABD’de 22-25 yaş grubundaki gençlerin işe alımlarında düşüş olduğuna ilişkin verilere de dikkat çeken Bolat, “Bu insanlar nasıl öğrenecek?” diye soruyor ve ekliyor: “Çalışmak yalnızca iş üretmek değil, aynı zamanda öğrenmek. İş yaptırma ayrı, öğrenme ayrı. Öğrenme de ayrı bir mesai.”

Diploma tek başına yetmiyor
Yapay zekânın üniversite diplomasının işveren açısından taşıdığı anlamı da değiştirdiğini belirten Bolat, diplomanın önemini koruyacağını ancak tek başına yetkinlik göstergesi olmaktan çıkacağını söylüyor. “Boğaziçi’nden mezun olan kişinin çalışkan olduğu varsayılıyordu. Ama artık diploma aynı sinyali vermiyor.”
Bolat, yapay zekânın öğrencilerin ödev, proje ve sınav performanslarının ne kadarının gerçekten kendi bilgi ve becerilerini yansıttığını belirsizleştirdiğini belirtiyor.
Bolat, eğitim sisteminin yapay zekâyı yasaklamak yerine eğitim sürecinin parçası haline getirmesi gerektiğini savunuyor. “Yapay zekâyla ödev yapmayın” demenin artık gerçekçi olmadığını belirten Bolat, öğrencinin yapay zekâyı kullanarak gerçek hayattaki sorunları araştırmasını ve kendi düşüncesini ortaya koymasını öneriyor.
Örneğin bir öğrencinin mahallesindeki bakkallarla görüşüp marketlerin küçük işletmeler üzerindeki etkisini araştırabileceğini, elde ettiği verileri yapay zekâyla analiz edebileceğini söylüyor. Yani yapay zekâ kullanılmalı ancak insanın düşünme sürecinin yerine geçmemeli.
Çocukları korurken hayata hazırlamayı unuttuk
Bolat’ın çocuklara ilişkin değerlendirmelerinde en dikkat çekici başlıklardan biri de kuşaklar arasındaki fark. “Geçmişte zorlukla baş etme vardı, duygu yönetimi vardı. Ama bizim jenerasyonun sıkıntısı duygularımızın görülmemesiydi. Yeni jenerasyon duygularını önemsemeye başladı ama bu sefer de çok korumaya başladığımız için çocukların zorluklarla baş etmesini engelledik” diyor Bolat.
Bolat’a göre yapılması gereken, iki kuşağın güçlü taraflarını birleştirmek: Geçmişin dayanıklılığı ile bugünün duygusal farkındalığını. Çocukların üzülmesini istemeyen ebeveynlerin, olumsuz bir duyguyla karşılaştığında hemen onu iyi hissettirmeye çalışmasının da uzun vadede sorun yaratabileceğini belirten Bolat, çocukların hayal kırıklığı, başarısızlık ve üzüntüyle karşılaşmasına alan açılması gerektiğini söylüyor.
Bolat’ın yıllardır üzerinde çalıştığı konulardan biri de ödül ve övgü. Çocuğa “ödevini yaparsan bilgisayarla oynayabilirsin” denildiğinde, çocuğun ödevi bilgisayara ulaşmak için bir araç olarak görmeye başladığını belirten Bolat, böylece davranışın kendi değerinin ortadan kalktığını söylüyor. Çocuğa sürekli “çok zekisin” denmesinin de her zaman özgüveni artırmadığını belirten Bolat, bunun çocuğu zekâsını ispatlamaya ve başarısız görünmekten kaçınmaya yöneltebileceğini ifade ediyor.
Bolat’a göre çocuğun özgüvenini desteklemenin yolu sürekli ödül vermek ya da övmek değil; sıcak ilişki, anlaşılmak ve duygularının görülmesi.
Anne babanın çocuğunu kendi egosunun uzantısı olarak görme düzeyi arttıkça ödül ve övgünün de arttığını belirten Bolat, bunların artmasıyla kontrolcü ve saygısız davranışların da arttığını ifade ediyor. Çocuğun sözünü kesmek, eşyalarını karıştırmak, onu utandırmak ya da sürekli kontrol etmek de bu kapsamda değerlendiriliyor.
Ergenler neden ekrana sığınıyor?
Bolat, teknoloji bağımlılığının da yalnızca ekran süresi üzerinden ele alınamayacağını düşünüyor. Anne babayla ilişkinin zayıflaması, çocuğun kendisini yetersiz hissetmesi ve ebeveynin aşırı kontrolcü olması ile teknoloji kullanımının arttığına dikkat çeken Bolat, “Çocuk hayatta başarılı olduğu hiçbir şey yoksa, bari orada başarılı olayım diyor” ifadelerini kullanıyor.
Oyunların çocuklara gerçek hayatta bulamadıkları yeterlilik ve kontrol duygusunu verebildiğini belirten Bolat, bu nedenle ergenlere yalnızca “Telefonu bırak” demenin çözüm olmadığını söylüyor. “Anne baba kontrolcüyse, çocuk kendi hayatını yönetemiyor. Kendi kararlarını verebileceği alanı bulamıyor” ifadelerini kullanıyor.
Telefon kullanımına ilişkin araştırmalara da değinen Bolat, ABD ve İngiltere’de okullarda telefonların yasaklanmasının ardından akademik başarıda artış görüldüğünü, ancak artışın ağırlıklı olarak akademik açıdan daha zayıf öğrencilerden geldiğini belirtiyor.
Çözümün teknolojiyi sonsuza kadar yasaklamak değil, teknoloji yönetimini zaman içinde çocuğa devretmek olduğunu söylüyor.
Bolat’ın çocuk yetiştirme, eğitim ve iş hayatına ilişkin bütün değerlendirmeleri bir noktada birleşiyor: zorlukla baş etme becerisi. Aşırı korunan, başarısızlığı yaşamayan, sürekli ödüllendirilen ve ebeveyninin kontrolü altında büyüyen çocuğun iş hayatında da aynı davranış kalıplarını taşıyabileceğini belirten Bolat’a göre, “Bizim çocukların çoğu zor işlerden kaçıyor. Başarısız olmaktan korkuyor.”
Bu nedenle çocukların yalnızca iyi okullara yerleştirilmesinin ya da prestijli mesleklere yönlendirilmesinin geleceği garanti etmediğini savunuyor.
“Birbirimizi birleştirmemiz lazım”
Bolat’ın sohbet boyunca çizdiği tablo, farklı görünen birçok sorunun aslında aynı noktada birleştiğini gösteriyor. Çocuk yetiştirme biçimi meslek seçimini, meslek seçimi iş hayatını, iş hayatı yapay zekâ karşısında ihtiyaç duyulan becerileri, bütün bunlar da eğitim sistemini yeniden düşünmeyi zorunlu kılıyor.
Bir tarafta eski kuşakların dayanıklılığı, diğer tarafta yeni kuşakların duygusal farkındalığı var. Bir tarafta yapay zekânın sağladığı hız, diğer tarafta insanın deneyim ve karar verme ihtiyacı. Bir tarafta diplomanın prestiji, diğer tarafta ustalığın giderek artan ekonomik değeri. Bolat’ın önerisi ise bunlardan birini diğerine tercih etmek değil: “İkisinin birleştirilmesi lazım.”
Çocukları geleceğe hazırlamak da burada başlıyor: Onları hayatın bütün zorluklarından uzak tutmakta değil, değişen koşullara rağmen kendi kararlarını verebilecek, öğrenebilecek ve yeniden başlayabilecek bireyler haline getirmekte.
“Beni Ödülle Cezalandırma” dünyaya açıldı
Özgür Bolat’ın Türkiye’de yayımlanan ve 450 bin satan “Beni Ödülle Cezalandırma” adlı kitabı, “The Reward Trap” adıyla ABD ve İngiltere başta olmak üzere tüm dünyada okurla buluştu. Bolat için kitabın uluslararası yolculuğunun en önemli ayrıntılarından biri, önsözün Nobel ödüllü bilim insanı Prof. Dr. Aziz Sancar tarafından yazılması. Kitaba Harvard Medical School’dan dünyaca ünlü bilim insanı Prof. Dr. Mehmet Toner de yorum yazdı. Bolat'ın aktardığına göre Öz-Belirleme Kuramı'nın kurucularından, ödül ve övgü üzerine öncü araştırmalarıyla tanınan Prof. Dr. Richard Ryan da kitap hakkında değerlendirmede bulundu. Ayrıca, Andrew J. Elliot, David Frost ve Scott Barry Kaufman gibi isimlerin değerlendirmeleri de bulunuyor. Kitabın ABD ve İngiltere’deki tanıtım sürecinde Bolat, Forbes, BBC ve Fox gibi uluslararası medya kuruluşlarında da röportajlarla yer aldı. Söz konusu kitap, ödül ve övgünün çocukların motivasyonu, özgüveni, kişilik gelişimi ve ebeveynleriyle ilişkileri üzerindeki etkisini ele alıyor.
Özgür Bolat’ın anlattığına göre “Beni Ödülle Cezalandırma” kitabının ABD’ye uzanan hikâyesi de bir anda başlamıyor. Babasını kaybettiği dönemde bir akşam morali bozukken ABD’de yayınevi arama fikrinin aklına geldiğini anlatan Bolat, yayınevi bulmak için ChatGPT’ye danıştığını söylüyor. Bir yayınevine ulaştıktan sonra kitabın 2027 Ağustos’unda yayımlanması planlanıyor. Bolat ise beklemek istemiyor:“2027 Ağustos’a yetiştiririz senin kitabını. Ama zorla bir buçuk yıl öne aldım.”
Geleceğin çalışanında 3 beceri öne çıkacak
Bolat, yapay zekâ çağında şirketlerin çalışanlarında üç temel özelliği daha fazla arayacağını belirtiyor: öğrenme çevikliği, muhakeme ve güvenilir iş birliği. Yapay zekânın ürettiği bilgi ve önerileri sorgulayabilmenin kritik hale geleceğini belirten Bolat, “Yapay zeka çok sayıda bilgi üretecek. Değerli insan, bu bilgiyi bir araya getirip ‘Bütün bunlar bizim problemimiz açısından ne anlama geliyor?’ diyebilen kişi olacak” diyor. Gelecek 10 yılda hangi mesleklerin ayakta kalacağından çok hangi becerilerin ayakta kalacağının konuşulması gerektiğini söyleyen Bolat; analitik düşünme, yaratıcı problem çözme, teknolojik okuryazarlık, merak, öğrenmeyi öğrenme, öz yönetim, iletişim, etik muhakeme ve sentez becerisinin önem kazanacağını belirtiyor. “Geleceğin üstünlüğü bilgiye sahip olmak değil, bilgiden anlam ve karar üretmek olacak” diyor.