Dış siyasetteki acil adımların başarılı olma şansı yüksek değil

İlter TURAN
İlter TURAN SİYASET PENCERESİ dunyaweb@dunya.com

Karşımızdaki kritik soru değişik ülkelere yapılan bu açılımların beklenen sonuçları getirip getirmeyeceğidir. Sorunun cevabı belli değildir. Uzun vadede oluşmuş sorunları kısa vadeli tedbirlerle aşmak fazlasıyla güçtür.

Türkiye’nin geçmişte oldukça iyi ilişkiler içinde bulunduğu fakat sonraları çoğu zaman Türkiye’nin attığı adımlar sonucu ilişkilerinin bozulduğu ülkelerle bağlarını düzeltmek için bir gayret gösterdiği tartışılmayacak kadar aşikar. Mısır ile ilişkileri bir örnek olarak alırsak, Abdülfettah Sisi’nin Muhammed Mursi’nin önderliğindeki Müslüman Kardeşler hükümetini devirmesinden sonra ilişkiler mefl uç hale gelmişti. Mursi hükümetine verdiği desteğin ışığı altında Türkiye’nin askeri darbeye olumsuz tepki vermesi anlaşılabilir olmakla birlikte ilişkilerin kopma noktasına getirilmesine gerek olmadığı gibi, Türkiye’ye bir fayda sağlamamıştır. Benzer bir şekilde, Hamas’ın eğilimlerine uyarak İsrail ile dostane ilişkilerden uzaklaşıp hasmane ilişkilere yönelmek de yerinde bir eylem değildi. Birçok ülke İsrail’in Arap nüfusuna yaptığı muameleyi kabul edilemez bulmakta ve bunu çekinmeden ifade ederken, İsrail ile ilişkilerini kopma noktasına getirmiyor; İsrail’in uygulamalarını değiştirmekte daha ılımlı ikna yöntemlerinin sert tutumlara kıyasla daha etkin olduğunu düşünüyor.

Siyasi bakımdan aykırı düştüğü ülkelere karşı izlediği sert politikalar, başka ülkelere ve liderlerine hakaret seviyesine yaklaşan hırçın söylemler, Türkiye’yi bölgesinde yalnızlığa itmiştir. Yalnızlığın bedeli yüksek olmuştur. Bu sütunlarda daha önce de dile getirildiği gibi, Türkiye Doğu Akdeniz’de münhasır ekonomik bölge sınırlarının belirlenmesi sürecinin dışında kalmış; Türkiye’nin sorunların duyarlı tek lobi olan ABD’deki İsrail lobisinin desteğini kaybetmiş; Körfez bölgesinde sadece maldan oluşmayıp inşaat firmalarının öncülük ettiği hizmet sektörünü kapsayan piyasası daralmış; Libya’da Rusya ile, Suriye’de ise hem ABD hem Rusya ile karşı karşıya gelmiştir. Hatta, aslında her üçü de NATO adını taşıyan bir ittifakın üyeleri olmalarına rağmen, Yunanistan ve Fransa’nın Türkiye aleyhine bir paktta bir araya gelmelerine de fırsat vermiştir.

Bu zemine bakıldığında, Türkiye’nin dış ilişkilerinde sergilediği davranış değişikliği; eski dostlarıyla ilişkilerini yeniden düzeltmeye yönelmesi şaşırtıcı bulunabilir. Tabii, bir ülkenin izlediği siyasetin yanlış olduğuna karar vermesi ve değişmesine ihtiyaç olduğunu itiraf etmesi her zaman mümkündür. Ancak, bu türden bir politika değişikliği genellikle o politikayı izleyen kadroların görevden ayrılması ve ülkenin dış politikasının köklü değişikliğe uğradığının ısrarla açıklanması yoluyla gerçekleşir. Türkiye’nin son dönemde attığı dış politika adımlarının ilginç tarafı, izlenmiş politikanın hatalı olduğu ve yeni temeller üzerine kurulu farklı bir politikanın benimsendiği hususlarına herhangi bir atıfta bulunulmamasıdır. Yapılan, dış politikada kapsamlı bir değişikliğe gitmeden şu veya bu ülke ilişkileri iyileştireceği düşünülen şu veya bu adımların atılmasıyla sınırlı kalmaktadır.

Türkiye, ilişkilerin neden bozulduğu ve ilişkilerin iyileşmesinden neler elde etmeyi beklediğine bağlı olarak, farklı taktiklere başvurmaktadır. Mısır ve İsrail ile ilişkilerin düzeltilmesinin, bu ülkelerden sağlanabilecek faydalar yanında, ABD ile de ilişkilerin iyileşmesini, F-16’ların satın alınmasının yolunun açılmasını ve ticari imkanların genişlemesini sağlaması umulmaktadır. Buna karşılık, Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkelerine ilişkin en güçlü müşevvik ise, hükümetin ekonomiyi ayakta tutabilmek ve çöküşü önlemek için paraya duyduğu ihtiyaçtır.

Karşımızdaki kritik soru değişik ülkelere yapılan bu açılımların beklenen sonuçları getirip getirmeyeceğidir. Sorunun cevabı belli değildir. İlkin, muhatap ülkeler, Türkiye’nin kendilerine yönelmesinin altında izlediği siyasetin başarısızlığa uğraması yattığını bilmektedirler. Türkiye ile ilişkilerini iyileştirmek konusunda aceleleri bulunmamaktadır. Hatta, aradan geçen zamanda, bazıları, içinde Türkiye’nin yer almadığı, bir kısmı Türkiye’ye hasmane yaklaşan ve vazgeçmeyi düşünmedikleri ilişkiler geliştirmişlerdir. İlişkilerin iyileşmesini, bir bölümü Türkiye’nin onaylamakta zorlanacağı adımları içeren kendi çıkarları açısından değerlendirmektedirler. İkinci olarak, daha önce de işaret edildiği gibi, kimse Türkiye’nin dış politikasında ne oranda değişim yaşandığını kestirememekte, Türkiye’nin yaklaşımlarının perakende eylemler mi, yoksa uzun vadeli bir değişimin adımları mı olduğunu değerlendirememektedir. Bu koşullar altında Türkiye ile ilişkileri iyileştirmekte acele etmek riskli bir davranış olarak görülebilir. Son olarak, tüm ülkeler Türk hükümetinin ağır iktisadi sorunlarla, belki de kaybedeceği erken seçim baskılarıyla karşı karşıya bulunduğunu bilmektedir. Böyle bir hükümete yatırım yapmak pek de ihtiyatlı bulunmayabilir.

Türkiye, zaman içinde birikmiş dış politika sorunlarını aşmak için bazı acil adımlar atmaya yönelmiştir. Bu adımların Türkiye’nin güçlüklerini aşarak yeniden bölgesinde önder bir ülke durumuna dönmesini sağlama ihtimali sorgulanmaya muhtaçtır. Uzun vadede oluşmuş sorunları kısa vadeli tedbirlerle aşmak fazlasıyla güçtür.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar