Dış ve iç siyaset çatışınca

İlter TURAN
İlter TURAN SİYASET PENCERESİ dunyaweb@dunya.com

Geçtiğimiz hafta Türkiye’nin Irak ve Suriye’de asker bulundurma süresinin uzatılmasını öneren tezkere parlamentoda muhalefet partilerinin alışılmamış yoğunlukta itirazıyla karşılaştı. Teklife destek veren İYİ Parti bile, yeni yetkilendirmeden duyduğu rahatsızlığı dile getirmekte CHP ve HDP’ye katıldı. Olağan koşulların hüküm sürdüğü ortamlarda, bu tür dış politika kararları iktidar ve muhalefet partilerini bir ulusal birlik gösterisinde biraraya getirir. Siyaset uzmanımıza göre, yaşanan uyumsuzluk hem 21. Yüzyılda dış siyasetin nasıl değiştiğini hem de Türk siyasi hayatının karmaşıklığın sergilemektedir.

Dış siyaset genellikle hükümetin ilgi alanı olarak görülür, muhalefet partileri de hükümetin tutumunu desteklerler. Bu defasında değişen nedir?

Dış siyasetin hükümete terk edilmesi fikri günümüzde eski dönemlere ait bir hususmuş gibi görünüyor. Geçmişte, dış siyasetin ulusal birlik gerektiren bir alan olduğu üzerinde ortak bir anlayış vardı. Parlamentoda dış siyaset üzerine yapılan tartışmalar uzun sürmez, uyuşmazlıklar giderilir, tüm partiler hükümetin arkasında yerlerini alırlardı. Egemen olan düşünce tarzı, dış siyasetin kurumlara ve seçkinlere bırakılması merkezindeydi. Bunlar arasında Dış işleri Bakanlığı, silahlı kuvvetlerin ve istihbarat kurumlarının oluşturduğu güvenlik camiası, ayrıca bazı düşünür ve akademisyenleri biraraya getiren araştırma kuruluşları v.b. bulunurdu. Ancak, yıllar içinde küresel ve ulusal düzeydeki siyaset o kadar bütünleşmiştir ki, uluslararası olanla ulusal olanı ayırt etmek çok zorlaşmıştır. Uluslararasının ulusal, ulusalın da uluslararası olguların üzerindeki etkisinin bu kadar güçlenmesi karşısında insanlar, geçmişte dış siyaset alanına ait olduğu düşünülen konuları da artık eleştirme özgürlüğüne sahip olmaları gerektiğini düşünmeye başlamışlardır. Bu eğilim Soğuk Savaş sonrasında yaygınlaşan, mal ve sermayenin dünyada serbestçe dolaşımını öngören küreselleşme olgusu ile birlikte daha da güçlenmiştir. Yeni ortamda uluslarası olanla ulusal olanı iki ayrı alana aitmiş gibi ele almak adeta imkansızlaşmıştır.

Günümüzde özellikle jeopolitik nitelikteki dış siyaset sorunlarında - yani bir ülkenin komşularıya ilişkilerini etkileyen konularda - iç siyaset her zaman devreye girmektedir. Suriye ve Irak’ta Türk askerinin bulundurulması da bu nitelikte sorunlardır. Dolayısyla, muhalefet partileri de kendi farklı görüşlerini bildirmeyi hakları ve görevleri olarak değerlendirmektedirler. Bu olayda ilgi çekici olan, muhalefet partilerinin oylarını farklı şekilde kullanmış olmalarına rağmen, hükümetin talebinden duydukları memnuniyetsizlik konusunda birleşmeleridir. İYİ Parti, olumlu oy kullansa da bazı kayıtlar ifade etmiş, DEVA Partisi çekimser kalmış, CHP ve HDP ise aleyhte oy vermişlerdir. HDP, kendi ideolojik çizgisi istikametinde, başlangıçtan itibaren Irak ve Suriye’ye asker gönderilmesine karşı çıkmaktaydı, dolayısıyla tutumunda bir değişiklik yoktur. Değişik olan, CHP’nin de tezkereye muhalefet etmesidir.

Bu türden bir konuda karar vereceği zaman, hükümetin bir fayda-zarar analizi yaptığını varsayabiliriz. Sizce bu kararın, varsa, Türkiye için ne gibi faydaları var, taşıdığı riskler neler?

İlkin, tamamen teknik bir konu ama hukuken bir karar alınması gerekiyordu. Türkiye’nin halihazırda Irak ve Suriye’nin bazı bölgelerinde askeri bulunuyor; buralardaki konumunu sürdürebilmesi için hükümeti yetkilendirmenin devamı gerekiyor. Bu bir fayda değil, bir mecburiyet. İkinci olarak, Türkiye’nin mücadele ettiği aktörlerin Türk hükümetinin buraya asker sevk etmesi ve kullanması için aldığı yetkinin uzatıldığını bilmesi önemlidir; kararın caydırıcı etkileri olabilir. Son olarak, bu karar Suriye ile müzakerelere başlanacak olursa, bir pazarlık unsuru olabilir. Türkiye askerini çekmek karşılığında mutlaka bazı ödünler isteyecektir.

Risklere bakacak olursak, çok sayıda risk karşısındayız. Özellikle Suriye’de savaşı sürdürmenin arz ettiği çeşitli zorluklar var. Son zamanlarda Türk kuvvetlerine ya da Türkiye’nin desteklediği güçlere hayat kaybıyla sonuçlanan saldırılar yapılmıştır. Türkiye sabrının taşmak üzere olduğunu açıklamıştır. Şayet Türkiye bu saldırılara savaşla cevap verecek olursa, bir tırmanma çemberine girilmesi potansiyeli yüksektir. Türkiye Suriye’de askeri harekat yapacak güçtedir fakat harekatın planlandığı bölgedeki hava sahasının Rusya’nın kontrolü altında olmasından kaynaklanan bir sorun vardır. Rusya’nın izin vermemesi durumunda, Türkiye hava gücünü kullanmak olanağına sahip değildir. Buna karşılık, hava desteği olmayan kara harekatı muhtemelen kabul edilemeyecek derecede yüksek insan kaybıyla sonuçlanmaktadır.

Konuya risklerin değerlendirilmesi açısından ele aldığımızda, sorun durum hakkında elimizde yeterli veri olmamasından kaynaklanmaktadır. Bu konuda hükümet de parlamentoda tatmin edici bir açıklama yapmamıştır. Yine de ciddi risklerle karşı karşıya olduğumuzu ve bu riskleri düşürdüğümüzü kanıtlayamazsak, maliyetlerin çok yüksek olduğunu bilmemiz lazımdır.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar