Doğançay: Duvarlardan dünyaya uzanan bir dil
Ressam Burhan Doğançay ile kıyaslanırsa son 35 yılın, belki de eşi Angela’dan sonra en yoğun paylaşılan kişilerden biri olduğum için kendimi her zaman ayrıcalıklı hissettim. Bunun sebebi yalnızca yakınlığımız değil, Burhan Abi’nin sahip olduğu kültür birikimi çok az insana nasip olmuştur, daha da önemlisi bu birikimi onun kadar cömertçe paylaşan insan sayısı çok azdır.
Burhan Doğançay, daha çocukluk yıllarından itibaren babası Adil Doğançay’ın görevi gereği Anadolu’nun karşı karşıya olduğu, her yörenin kültürüyle yoğrulmuş birikimi üzerine Avrupa ve Amerika deneyimleri de eklendiğinde, yalnızca bir sanatçı olmanın ötesinde, bir kültür insanı olarak etrafına ışık saçmayı kendisine görev edinmiştir.
Ben, onu 1970’lerin ortasında tanıdıktan sonra sanatın içinde olmanın sadece eser toplamakla değil, aynı zamanda üretim sürecine katkı vermekle de mümkün olabileceğini kavradım. O günden sonraki bütün sergi, kitap, müze projelerinin yönetiminde kendisiyle ve eşi Angela ile beraber çalıştım. 1991’de St. Petersburg Ruski Müzesi’ndeki kişisel sergi ve kataloğu, AKM’deki kişisel sergi ve kataloğu, Eczacıbaşı’nın desteklediği Dolmabahçe Sarayı’ndaki ilk Doğançay Retrospektif Sergisi ve Kataloğu, 2004’te Cem Bahadır’ın büyük katkılarıyla Türkiye’nin sanat hayatına kazandırılan Doğançay Müzesi’nin inşaatı, açılışı ve sürdürülebilir şekilde yönetilmesi, Leverkusen’de ve Viyana Albertina Müzesi’ndeki sergiler, New York’ta J.F. Kennedy Havalimanı’nda terminalde gösterilen “Brooklyn Köprüsü Fotoğrafları” sergisi, Pera Müzesi’nde Jacques Villeglé ile ortak “Collage-Décollage” sergisi, İstanbul Modern’de Yıldız Holding’in katkılarıyla çok kapsamlı bir Retrospektif Sergisi ve Kataloğu bu faaliyetler arasındaki aklıma gelenler...

DÜNYA SANATÇISI
Burhan Doğançay bir dünya sanatçısıdır. Bunun nedeni yalnızca uluslararası sergiler açmış olması değil; sanat tarihinde yer edecek bir dil kurmuş olmasıdır. O, duvarları tuval olarak görmekle kalmayıp kendi tekniklerini geliştirip duvarları bir ifade alanı olarak yeniden tanımlamıştır. 114 ülkede yüzlerce şehirde yaptığı çalışmalar, insanların duvarlara yazdıkları, astıkları, söktükleri, üstünü kapattıkları katmanların, duyguların, hikâyelerin, öfkelerin, umutların eserlerine yansımasını sağlamıştır. Fransız kültür insanı Jacques Rigaud, Doğançay’ın sanatını anlatırken, “Bir resmi genelde iki duyumuzla algılarız; görür ve dokunuruz. Doğançay’ın eserlerinde ise üçüncü bir duyumuz devreye girer: Sokağın sesini duyarız.” ifadelerini kullanmıştır.
Gerçekten de bu bağlamda Doğançay’ın sanatının merkezinde duvar vardır. Ancak bu duvar, yalnızca fiziksel bir yüzey değil; toplumsal bir hafızanın taşıyıcısıdır. Kolombiya’dan Meksika’ya, Kahire’den İstanbul’a, Yeni Delhi’den Tokyo’ya dünyanın neresine giderseniz gidin, sokakların insan duvarlara bıraktığı izleri de benzer bir dil görürsünüz. Bu, insanlığın ortak ifade biçimidir. Fransızlar yayınladıkları “Les murs murmurent” ve “Des mots ne moi l’Amour” isimli kitaplarla Doğançay’ı ölümsüzleştirmişlerdir. Prof. Brandon Taylor, “Urban Walls” kitabında Doğançay’a geniş yer ayırarak ona “Master of the Walls” unvanını layık görmüştür.
Çünkü Doğançay, bu ortak dili yalnızca gözlemlemekle kalmamış, onu evrensel bir sanat diline dönüştürmüştür.
Bugün Doğançay’ın eserleri 100’ü aşkın müze koleksiyonunda yer alıyorsa, bu sadece sanatçının başarısı değil, aynı zamanda sanatın evrensel gücünün bir göstergesidir. Ancak burada asıl üzerinde durmamız gereken nokta şudur: Her ülke kendi sanatçısına sahip çıkmalı ve onu dünyaya tanıtmalıdır. Bu çaba, hem sanatçıyı hem de o sanatın ait olduğu ülkeye değer katar.
Burhan Doğançay’ın en büyük hayallerinden biri de buydu. Türkiye’nin sanat alanındaki farkındalığının artması ve kendi değerlerine sahip çıkması.
Onunla geçirdiğim yıllar bana şunu öğretti: Sanat yalnızca izlenen bir alan değil; bir ülkenin marka değerini, düşünce yapısını ve geleceğini şekillendiren en güçlü unsurlardan biridir.
Burada Burhan Doğançay ismi sadece bir örnek olarak ele alındı. Değerli her sanatçımız için başta bir devlet politikası projesi kapsamında, resmi, özel kurumlar ve şahıslar olarak yatırım yapmalıyız ki sanat yolumuz açık olsun, hepimize destek olsun…