Doğdukları yerde ölenler ve dijital göçebeler
Birkaç nesil önce geçen hikâye: Kız istemeye giden genç “Mühendisim” dediğinde, kız evinin ninesi dudak büküp “Ah yazık yavrum, biraz daha okuyup devlet memuru olamadın mı?” deyivermiş. Gerçi Türkiye yine geriye döndü; üniversite diploması artık işsizlik belgesine eş oldu, “Bir belediyeye, devlet dairesine kapağı atıp hayatını kurtaramadın mı?” diyorlar bugünlerde. Oysa genel olarak kötüye gitse de değişen dünyada heyecan veren, sınırları aşan eğilimler az değil.
Biraz da eğrisi doğrusuna denk geldiğinden, yirmi küsur yıldır dijital göçebe (digital nomad) olarak yaşayanlardanım. Biz, bu terim bugünkü bağlamında yaygın kullanılmadan evvel, internete ulaşılan her yerden çalışabilme şansı yakalayan “tesadüfi piyoner”lerden olduk. Farklı kaynaklara göre sayımız 50 ila 70 milyon arasında değişiyor. Elinde bilgisayarı, internete bağlandığı her yerden çalışanları tanımlıyor bu deyim. Dijital göçebeler için ofisin yerini Wi-Fi alıyor, sabah trafiğinin yerini “ülkeler arası saat farkı” hesapları. Dünya kazan, biz kepçe; hem çalışıyoruz hem dolaşıyoruz.
Bir “heves” sanıldı, kalıcı oldu
Dijital göçebelik belki bir heves olarak doğdu ama artık devletlerin ciddiye aldığı bir göç rejimine dönüşüyor. Bu kitle, pandemi öncesinde daha çok sırt çantalı freelancer’larda vücut buluyordu. Covid sonrasında beyaz yakalılar, danışmanlar, yazılımcılar, hatta kurumsal şirket çalışanları da bu saflara katıldı.
Tabii bu dalga yayılınca, etimizden sütümüzden istifade etmek isteyen devletler de boş durmadı. 2020’den bu yana 60’tan fazla ülke dijital göçebe vizesi ya da muadil oturum programları icat etti. Ama başlangıçta “gelin, kalın, para harcayın” mantığı hâkimken, artan taleple şartlar da sıkılaşmaya başladı; gelir beyanı, sağlık sigortası, vergi yükümlülüğü ve kalış süreleri vs... Ama yine de işin özü değişmedi: Nerede olursa olsun, internete bağlanarak yapacağın ve hayatını kazanabileceğin bir işin varsa, tüm dünya senin!
Rusya, Ukrayna, Türkiye ön safta
Bu eğilim kimisi için hayata dair tutku ve meraktan, kimisi için daha medeni bir hayat peşinde koşmaktan kaynaklanıyor elbette. Talep, daha çok pasaport gücü sınırlı, durumu istikrarsız ülkelerden geliyor. Rusya, Ukrayna, Türkiye, Hindistan, Pakistan, Brezilya ve Güneydoğu Asya ülkeleri listenin başında. Bu göçebeler için “dar gelirli ülkeler” kapıyı sonuna kadar açıyor (mesela Gürcistan, Karadağ, Tayland, Meksika). Zengin ülkeler ise “çok paralı göçebe” seçiyor ve kolay vize vermiyor (mesela Almanya, Norveç, İspanya).
Ne olursa olsun, “geçici bir heves” gibi görünen dijital göçebe çağı hâlâ yükselişte. Livaneli’nin “Düşlerinde Çin-ü Maçin’e giderler / Doğdukları yerde ölenler” sözünün hüznünden ve prangasından kaçan göçebeler hâlâ yollarda. Her bedene uymayan bir gömlek bu; insan denemeden bilemiyor.