Doğu Akdeniz’de Ankara’yı sevindiren gelişme

Zeynep GÜRCANLI
Zeynep GÜRCANLI Yedi Düvel zeynep.gurcanli@dunya.com

Türk basınına pek yansımadı ama hafta başında Türkiye açısından kritik önemde bir gelişme yaşandı.

ABD yönetimi Yunanistan’a gönderdiği bir diplomatik not ile, İsrail-Yunanistan-Kıbrıs Rum Kesimi’nin öncüsü oldukları, Türkiye’yi dışarıda bırakacak Doğu Akdeniz petrol/doğalgaz boru hattı projesini (East-Med Pipeline Project) desteklemediğini bildirdi.

2020 yılında Yunanistan, Rum Kesimi ve İsrail’in resmen imza koyduğu proje, Türkiye’yi by-pass ederek, İsrail’in petrol/doğalgaz yataklarını Yunanistan’a bağlayacak yaklaşık 1900 km’lik bir boru hattı kurulmasını öngörüyor. Projeye ilişkin çıkan maliyet ise 7 milyar doların üzerinde.
Washington yönetimi’nin Atina’ya bu konuda yaptığı diplomatik bildirimin yöntemi de ilginç; ABD’nin projeyi verimli bulmadığını bildiren yazışma diplomaside sıkça kullanılan “belge olmayan belge-non paper” ile gerçekleştirildi. Bu yazışmanın özelliği, bir ülkenin diğerine herhangi bir konuda görüşünü bildirmesi, ancak bu bildirimin “resmi belge” niteliği taşımaması. ABD’nin “non paper” yöntemini seçmesi, bu projeye siyasi anlamda büyük yatırım yapan Atina’yı zor durumda bırakmak istememesi, ancak yine de duruşunu bildirmeyi tercih etmesi olarak yorumlandı.

“ABD EAST-MED PROJESİNİ DESTEKLEMİYOR ÇÜNKÜ…”

ABD’nin bildiriminde projeye destek verilmemesine gerekçe olarak üç unsur yer aldı;

· Projenin çevreye yönelik olası yıkıcı etkisi

· İsrail’den, Kıbrıs Rum Kesimi ve Akdeniz üzerinden Yunanistan’a ulaşması planlanan boru hattı projesinin ekonomik olarak verimli görülmemesi

· Projenin Doğu Akdeniz’de gerginlik yaratması.

Amerikalıların bildirdiği üçüncü gerekçe Türkiye açısından çok değerli; Washington yönetiminin “gerginlik” ifadesiyle vurgu yaptığı konu, proje dışında tutulan Türkiye’nin hoşnutsuzluğu, proje kapsamında oluşan ülkeler ittifakının Ankara tarafından –haklı olarak- kendisine karşı “cepheleşme” olarak algılanması.

NEDEN ŞİMDİ?

Rum-Yunan ikilisinin İsrail’le kotarmaya çalıştıkları Doğu Akdeniz boru hattı projesi yeni değil. Dolayısıyla ABD’nin tavrını uzun süre bekledikten sonra, “neden şimdi” ortaya koyduğu incelemeye değer.

Bunun görünen gerekçesi, Washington yönetiminin dış politikadaki ağırlığı Çin’i çevrelemeye vermesi, askeri ve ekonomik gücüyle Asya-Pasifik bölgesine yönelmesi. Belli ki ABD, Çin’le uğraşırken arkada dikkat dağıtacak bölgesel sorunlar istemiyor.

Rusya ile Ukrayna üzerinden yaşanan restleşme de, bu restleşmenin görüşmeler yoluyla çözülmesi için Washington yönetiminin diplomasiye ağırlık vermeye çalışması da yine bununla bağlantılı. Avrupa ve Ortadoğu’da görece bir istikrar sağlanabilirse, ABD de rahatça Çin’e odaklanabilecek.

“TERSİNE İŞLEYEN” BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ

Bu açıdan bakınca, AK Parti hükümetinin neden birden bire Birleşik Arap Emirlikleri’yle de, Mısır’la da, Suudi Arabistan’la da barışmaya çalıştığını anlamak mümkün. Yine ABD’nin öncülüğünde yürüyen, ancak 2000’li yıllardakinin aksine şimdilerde tersine işleyen bir “Büyük Ortadoğu Projesi” bu;

2000’lerde Arap dünyasında sokak hareketlerini temel alan, Mısır’da ve Tunus’ta yönetim değiştiren, Suriye’de iç savaşın önünü açan “Büyük Ortadoğu Projesinin” aksine, şimdilerde ülkelerin rejimlerine dokunmadan, diplomasi yoluyla bölgesel istikrarı sağlamaya çalışıyor Amerikan yönetimi.

Arapların birden bire İsrail’le barışması da, hem BAE’nin hem de Suudi Arabistan’ın İran’la temas çabaları da bununla bağlantılı. Kaşıkçı cinayetinin üstünün örtülmesi, Mısır’da Sisi rejiminin insan hakları ihlalleri ile Tunus’ta Cumhurbaşkanı’nın demokratik süreci askıya almasına göz yumulmasının nedeni de bu.

Türkiye’de iktidardaki AK Parti hükümetinin son aylarda “Müslüman Kardeşler davasından” sessiz sedasız desteği çekmesi bu yeni dalgaya uyum sağlama çabasını gösteriyor.

Ankara’daki hesap belli;

Dışarda sorun çıkarılmayıp, Washington yönetimi ve onun müttefikleriyle uyumlu olunması, böylece içerdeki demokratik sıkıntıların görmezden gelinmesinin sağlanması.

İSRAİL’LE NORMALLEŞMENİN ÖNÜ AÇILDI

Washington yönetimi, İsrail’in de imzacısı olduğu bu projeye ilişkin olumsuz görüşlerini ortaya koyarken, İsrail hükümetine önceden danışmış olabileceğini de tahmin etmek güç değil.

Hem Ankara’da, hem de Tel Aviv’de, İsrail-Türkiye ilişkilerinin normalleştirilmesi yönündeki eğilim son dönemde iyice görünür olmuştu. Ancak sıkıntıların başında İsrail’in Rum-Yunan cephesinde görülmesi yer alıyordu.

Ankara’yla itiştiği dönemde İsrail’in atmış olduğu –ve belli ki pişmanlık yaşadığı- imzadan, Rum-Yunan ikilisini küstürmeden kurtulması Washington’un araya girmesiyle iyice kolaylaştı. ABD’nin Yunanistan’ın tepkisini çekmek pahasına Atina’ya gönderdiği “belge olmayan belge”, yakında Ankara ile Tel Aviv arasında en üst düzeyde ziyaretlerin de önünü açmaya aday.

Kim bilir? Belki de Erdoğan’ın şubat ayında çıkacağını açıkladığı Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan turuna, İsrail de ekleniverir…

 

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Karışık işler… 17 Mayıs 2022
Suudi ziyareti bilançosu 05 Mayıs 2022