6 °C
Osman AROLAT
Osman AROLAT AROLAT'tan osman.arolat@dunya.com

Dolardaki zirve, seçim ve güven sorunu

Sisli ve belirsizliklerin etkili olduğu bir dönemden geçiyoruz. Buna bir yandan içeride açıklanan makro ekonomik verilerdeki olumsuzluklar, yaklaşan seçimlere bağlı beklentilerdeki belirsizlik rol oynuyor. Diğer yandan dışarıda uzun süredir gündemde olan Fed faiz artırımı konusundaki belirsizlik etki ediyor. Ayrıca, dışarıdan ülkemize güven konusundaki olumsuz değerlendirmeler ve seçim sonrası oluşacak iktidar konusundaki şüphe taşıyan değerlendirmeler de bu yorumlara neden oluyor. Bu da ülkemizde olumsuz yansımalara ve belirsizliğe yol açıyor. 

Salı günü kapanışta 2.6940 seviyesindeki dolar yine TL karşısında rekor kırmıştı. Dün sabah 2.6910’luk açılış biraz gevşeme gösteriyordu. Ancak, saat 11.00’de 2.70 ile yeni rekora ulaştı. Saat 15.00’te ise 2.7110, kapanış itibariyle dolar 2.7200 seviyesini bularak yeni bir zirveye ulaştı. 

Düne kadar yılbaşından bu yana dolar karşısında en büyük değer kaybı yüzde 13.2 ile Brezilya Real’indeydi, TL yüzde 13 ile ikinci sıradaydı. Ama TL’nin dünkü değer kaybı yüzde 13.4 seviyesine yükselince, uluslararası kuruluşlarca bizimle aynı sepette değerlendirilen 30 kadar ülke içersinde en büyük kayba uğrayan para birimi sıralamasında TL birinci sıraya yükseldi. 

Bu konuyla ilgili hükümet üyelerinden Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci, “Kurla ilgili gelişmeler küresel kaynaklı. TL’ye bağlı değil, dengesini bulacaktır” değerlendirmesini yaptı. Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Yiğit Bulut ise Twitter’dan yaptığı açıklamada, “Euro dolar paritesi 1’in üzerinde kaldıkça son atak başladığı dönemdeki 2.55-2.63 bandının üzerindeki değerler piyasa gerçeklerine aykırı ve spekülatiftir. Önlem konusunda adım atılmayacağını düşünerek spekülasyon yapanlar, gerektiğinde her adımın nasıl atılacağının detayını gözden kaçırıyorlar” diyerek spekülatif adımlardan kaçınılmasını önerdi. 

Doların yükselişinin ekonomimize etkileri ne olmaktadır: 
Bir süre önce Ali Babacan, doların TL karşısında yüzde 10 değer kazanması enfl asyonu yüzde 1.5 artırdığı bilgisini vermişti. Buna göre yılbaşından bu yana doların yüzde 13.4’lük değer kazanması, enflasyonumuzu yüzde 1.6 oranında olumsuz etkileyecek, yükseltecektir. 

Dolardaki artış hem ithal tüketim ürünlerinin fiyat artışına yol açacaktır. Hem de ithal hammadde ve ara malı girdisiyle yapılan üretimin fiyat artışına neden olacaktır. İhraç ürünlerin içerisinde yüzde 70 ithal girdisi olduğu hesaplanıyor. Bu da ihraç ürünlerinde fiyat artışını zorunlu kılacaktır. 

Dış ticarette dolarla yapılan ithalatın, ihracatta yüzde 49’u euro ile ihraç edilmektedir. Bu üretim maliyetlerini artırırken, satış değerinin düşmesine yol açacaktır. 

Bu durumu değerlendiren ekonomistlerden büyük çoğunluğu, kısa vadede bazı önlemler alınırken, bir yandan da yeni bir reformist programı kurgulayarak “Yeni bir hikayeye” sahip olmamızın zorunluluğu konusunda birleşiyorlar.