Doların gölgesinde büyüme: Küresel Güney'in büyük açmazı

BARIŞ SAZAK
Yönetim Danışmanı

2025 başında küresel ticaret ve ekonomi toparlanmayla başlasa da yıl sonu itibarıyla ibre tersine döndü. Bu zorlu küresel ortamda, gelişmekte olan ekonomiler, küresel büyümenin neredeyse yüzde 70'ini sırtladı. Ancak, söz konusu bu büyümeyi finanse etmek Küresel Güney için çok maliyetli.

 Seneyi bitirirken henüz yıllık verilere sahip olmasak da küre­sel ekonomik duruma ilişkin genel bir resme sahiptik. 2024'te yüzde 2,9 olarak gerçekleşen büyüme hı­zının, yüzde 2,6'ya ineceği tahmin ediliyor. ABD ve Çin’in salgın ön­cesi dönem ortalamalarının altın­da büyümesi bekleniyor. Jeopoli­tik belirsizlikleri de katınca, dünya ekonomisi eski büyüme trendinin altında kalacak gibi.

Dünya ticareti ile ABD ithalatı tarihsel olarak genellikle birbirini takip eder. 2024'ün sonundan baş­layarak şirketlerin yeni gümrük ta­rifeleri öncesinde stoklarını artır­ma çabası, ABD ithalatını arttırdı. Bu süreç dünya ticaret hacmini de geçici olarak canlandırdı. Ancak, 2025 ikinci yarısında bu talebin bitmesiyle, ticarette yeniden bir durgunluk riski belirmekte.

Bu yıl dikkat çekici başka bir ge­lişme daha yaşandı. ABD doları ile 30 yıllık hazine tahvili getirileri uzun yıllar boyunca paralel hare­ket ederken, nisan ayında bu iliş­ki bozuldu. Tahvil getirileri yük­selirken, dolar değer kaybetti. Bu durum, ABD varlıklarına olan kı­sa vadeli talebin zayıflamasının bir göstergesi olabilir. Bu ticaretin fi­nansmanı açısından önemli. Son 15 yılda benzer seyreden para piya­saları ve reel ekonomi dengesi bo­zuldu. Para piyasalarının büyüklü­ğü, reel ekonomiyi geride bıraktı.

Doların küresel hâkimiyeti sarsılır mı?

Konuyu daha geniş bir perspek­tiften ele almak için küresel döviz rezervlerinin dağılımına bakmak aydınlatıcı olacaktır. Doların payı 2000 yılından bu yana düşüş eğili­minde olsa da hâlâ küresel rezerv­lerin yüzde 60'ını oluşturmakta. SWIFT işlemlerinin dağılımın­da doların payı son beş yılda yüzde 39'dan yüzde 50'ye yükseldi. Bu­rada avrodan çaldığı rol çok bariz. AB hakkındaki kötümser gelecek senaryolarının, gerçekten de sağ­lam dayanakları var. Ayrıca, küre­sel döviz ticaretinin yaklaşık yüzde 90'ı ABD doları içermekte. Şirket­lerin sermaye kaynağı hisse sene­di piyasalarının yarısı ABD'de yer alırken, tahvil piyasasının da yüzde 40'ı burada. Tüm bu verilere, küre­sel yatırım varlıklarının yarısının dolar cinsinden tutulduğunu ekle­diğimizde, doların gücü daha da be­lirginleşmekte.

Değişen dünyada doların değiş­meyen hakimiyeti, Türkiye gibi ge­lişmekte olan ülkeleri zor durumda bırakmakta. ABD'de alınan bir ka­rar (örneğin faiz artırımı), kendile­riyle doğrudan ilgisi olmasa bile bu ülkelerin borçlanma maliyetleri­ni anında etkiliyor. Ticarette gide­rek daha önemli hale gelseler de fi­nansal olarak kampın dışında kal­dıklarından bağımlılıkları devam ediyor.

Küresel Güney’in kalkınması maliyetli

Türkiye’nin de yer aldığı, lite­ratürde görece daha düşük gelirli, sanayileşme düzeyi daha sınırlı ve gelişmekte olan ülkeleri tanımla­mak için kullanılan “Küresel Gü­ney” kategorisine giren ülkele­re ayrı bir parantez açmak lazım. Dünya ekonomisindeki ağırlık merkezi giderek Küresel Güneye kaymakta. Bu yılın büyüme mo­toru olan gelişmekte olan ekono­miler, küresel üretimin ve mal ti­caretinin yüzde 40'ından fazlası­nı üstleniyor. Doğrudan yabancı yatırımlarda küresel payları son 20 yılda üç katına çıkarak yüzde 60'a ulaştı.

Ne var ki bu yükseliş mali pi­yasalara aynı ölçüde yansımıyor. Gelişmekte olan ülkelerin küre­sel finans piyasalarındaki toplam payı sadece yüzde 25 seviyesinde. Hatta bu oran azalış eğiliminde. Bu dengesizlik, kalkınma çabala­rının önünde ciddi bir engel. Hat­ta Çin dışındaki gelişmekte olan ülkeler, küresel hisse senedi piya­sasının yalnızca yüzde 12'sini ve tahvil piyasasının ise yüzde 6'sını oluşturmakta.

Gelişmekte olan ekonomiler büyüdükçe, hane halklarına, şir­ketlere ve hükümetlere sağlanan kredi hacmi de genişledi. Ancak bu ülkelerin yerel mali piyasala­rı bu büyümeye ayak uydurama­dı. Bu durum, birçok gelişmekte olan ülkenin, çoğu zaman yüksek ve dalgalı faiz oranlarıyla, yaban­cı banka ve piyasalara bağımlı kal­masına yol açtı.

Bu bağımlılığın temelinde ya­tan yapısal sorunların başın­da sığ ve düşük likiditeli serma­ye piyasaları yer almakta. Haliy­le şirketlerin sermaye artırması ve yatırımcıların işlem yapması zor. Daha yüksek borçlanma ma­liyetleriyle karşı karşıyalar. Bu da yeni yatırımları frenlemekte. Ay­rıca, piyasa dalgalanmalardan da­ha fazla etkilendiklerinden faiz­ler yükseldiğinde veya risk iştahı azaldığında sermaye hızla kaçabi­lir. Gelişmiş ekonomiler genellik­le yüzde 1-4 bandında borçlanır­ken, birçok gelişmekte olan piyasa, benzer devlet tahvilleri için yüzde 6-12 veya daha fazla faiz ödemek zorunda. Gelişmekte olan ülkeler için kalkınma gerçekten maliyetli bir konu.

Doların gölgesinde büyüme: Küresel Güney'in büyük açmazı - Resim : 1

Alternatif finansman ve İstanbul Holding

Tam da bu bağlamda ele alına­cak bir etkinliğe geçtiğimiz hafta iştirak ettim. Yüz tane yatırımcının bir araya gelerek kurduğu İstanbul Holding’in yeni tarım yatırımının tanıtımında, ülkemizde ender gö­rülen yenilikçi bir yapıyı daha ya­kından tanıma fırsatı buldum. Bu haftaki yazıma da ilham veren bu girişim; tek başına üstlenmesi zor, katma değerli altyapı, inovasyon ve iklim krizine karşı sürdürülebilir kalkınmaya yönelik yatırımları fi­nanse etmek adına, yeni bir soluk getirmiş. Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Murat Kalsın nezdinde tüm katkı verenleri tebrik etmek gere­kiyor. Riski dağıtmak ve uygun ma­liyetli finansman araçlarını tasar­lamak çok önemli.

Türkiye’nin de yılı 2024’e yakın­sayan ekonomik büyüme ve dış ti­caret performansı ile bitirmesi beklenmekte. Türkiye için parlak bir tablo değil. Küresel Güney’in yapısal sorunlarının yanında, Tür­kiye’nin de kendi yapısal sorunla­rının çözümü olmadan açmazdan çıkmak, yeni yılda da çok mümkün olmayacak. İş dünyası temsilcile­rinin her fırsatta dile getirdiği kre­di açmazının gerçekten de karşı­lığı var. Küresel Güney içinde bile en yüksek maliyetle borçlananlar­danız. Gelişmekte olan dünyanın alternatif finansman için İstanbul Holding gibi örnek yapıları ve fon­ları tesis etmesi mühim. ­

Yazara Ait Diğer Yazılar