Donmuş çatışmalardan fayda sağlayanlar çözüm istemezler

İlter TURAN
İlter TURAN SİYASET PENCERESİ dunyaweb@dunya.com

Filistin-İsrail çatışmasından kim ne fayda sağlıyor, gelin birlikte bakalım.

Uluslararası literatüründe “donmuş çatışmalar” diye bir deyim var. Çeşitli girişimlere, uğraşlara rağmen çözüme bağlanamayan, bazen sıcak çatışmaların çıktığı fakat büyümeden söndürüldüğü, bazen de çözüme yaklaşıldığı havalarının esmesine rağmen sonradan çözümden tekrar uzaklaşıldığı süregelen durumları anlatmak için kullanılıyor. Bunun bizim ülke olarak en yakından tanıdığımız örneği Kıbrıs’tır. 1964’ten sonra Zürih ve Londra Anlaşmaları ile hayata geçirilen devletin Rumlar tarafından benimsenmediği kesinleşmiş, Rum tarafı ve hamisi Yunanistan çatışmayı önleme ve bir çözüm bulma gayretinde olduklarını söyleyen ülkelerin sağladığı korumacı ortamda attıkları adımlarla tedricen Ada’yı tamamen Rum hakimiyetine sokmaya yönelmişlerdir. Bu gidiş ancak 1974’te Türkiye’nin askeri müdahalesi ile durdurulabilmiş, ama donmuş çatışma devam etmiştir. Rum tarafının Ada’nın tümüne hâkim olma sevdası bir türlü sona eremediğinden, bir çözüm de bulunamamaktadır. Buna karşılık, Kıbrıs Türk Devleti’nin varlığı Türkiye tarafından garanti edildiğinden, Rum tarafı sıcak çatışmalardan uzak durmakta, Türkiye’nin de zayıf düştüğü bir gün hedefine ulaşacağını ummakta, çözümden uzak durmaktadır.  Durumdan Rum tarafı iki türlü fayda sağlar gözüküyor. Birincisinin, uzun vadede taviz vermeden hedefine ulaşabileceği beklentisi olduğu zaten ifade edildi. İkincisi ise, gerek Kıbrıs Rum kesimi gerek Yunanistan’da Kıbrıs konusu siyasal aktörlere rant sağlamakta, iç siyasette milliyetçilik rekabetinin hammaddesini oluşturmaktadır.

Bildiğiniz gibi, şu sıralarda gündemimizi işgal eden “donmuş çatışma” El Aksa Camiinde ve Doğu Kudüs’te başlayan olayların tetiklediği Filistin-İsrail çatışmasıdır. Çatışmanın başlangıcı İkinci Dünya Savaşı sonrası İngiltere’nin Yahudilerin ve Arapların hakimiyet kurmak için savaştığı Filistin kolonisini terk etmesine uzanıyor. Nüfusun karışık biçimde yaşadığı bölgede Birleşmiş Milletler toprakları bölüştüren ve iki devlet kurulmasını öngören bir plan oluşturmuş, planı Araplar kabul etmemişlerdi. Ancak Filistin’den kendilerine toprak kazanma hevesindeki Arap kuvvetleri etkin Musevi savunma teşkilatlanması karşısında başarılı olamamış, İsrail bağımsızlığını ilan etmişti. O günden beri süregelen, üç defa savaşa dönüşmüş bir “donmuş çatışma” ile karşı karşıyayız. Görebildiğim kadar, bu çatışmaya taraf olanların tümü bu çatışmadan fayda sağladıklarından çatışma süregelecektir. Tarafların sağladığı faydalar zaman içinde değişmiştir ama çatışmanın taraflara fayda sağladığı gerçeği olduğu gibi durmaktadır.

Filistin-İsrail çatışmasından kim ne fayda sağlıyor, gelin birlikte bakalım. İsrail’in sağladığı fayda aşikâr. İsrail Siyonist ideolojinin ürünü bir devlettir, siyasetine tarihi olarak tanımlanmış topraklarda bir Yahudi devletinin yerleşmesi düşüncesi yön vermektedir. Çözümsüzlük devam ettiği sürece, attığı adımlarla tedricen varlığını aslında Araplara tahsis edilmiş topraklar üzerinde genişletmektedir.  Çözüm demek bu genişleme sürecinin durması demektir. Şüphesiz İsrail’de Araplarla barış yapılmasını isteyen siyasi hareketler de var ama bugün İsrail siyasetine hâkim olan aşırı milliyetçi ve dinci gruplardır ve bunlar çözümsüzlükten yana birbiri ile rekabet etmektedir.

Arap ülkeleri de bu donmuş çatışmadan geçmişte muhtelif faydalar sağlamışlardır ve halen de sağlamağa devam etmektedirler. İsrail kurulduktan sonra uzun yıllar meşruiyet zeminleri zayıf olan Arap rejimleri, İsrail aleyhtarlığı yaparak toplumlarına fazla bir şey vermeyen otoriter yapılarını meşrulaştırmaya çalışmışlardır. Yaptıklarının Filistinlilere sağladığı fayda pek belli değildir, hazırlıklı olmadıkları savaşlara sürüklenerek İsrail’in genişlemesine imkân sağlamışlardır. Günümüzde Arap rejimlerinin İsrail düşmanlığı sona ermiş görünüyor; yerini bir yandan Müslüman Kardeşler, diğer yandan İran düşmanlığı aldı. Ayrıca meşruiyet zeminleri zayıf olmaya devam eden Arap ülkeleri kendilerine silah satan, onları himaye eden ABD ile de iyi geçinmeye çalışıyorlar. Bu durumda “donmuş çatışma” pek umurlarında değil. Hatta konudan uzak durarak, olanlar karşısında kayıtsız kalarak ABD’yi memnun etmeyi umuyorlar.  Filistinliler de kendi aralarında bölünmüş durumdalar. Hamas gücünü çözümsüzlük sayesinde koruyor. El Fetih çatışmaları vesile edip yıllardır Şeria’daki hakimiyetini seçimsiz devam ettiriyor.

Bütün bu çatışma ortamında Türkiye kendi başına Filistinlilerin bayraktarlığını yapıyor. Arapların kendi soydaşlarına sahip çıkmadığı ortamda Türkiye’nin Filistinlilerin baş koruyucusu kesilmesi sadece hükümetimizin hakkaniyete düşkünlüğünün bir tezahürü mü dersiniz? Pek zannetmem. Şayet hakkaniyete düşkünlük duyguları bu kadar güçlü olsaydı, Sincan’da Uygurlara yapılan muameleye şiddetle karşı çıkılması gerekirdi ama böyle bir şey yok. Öyle ise, ülke önemli menfaatler mi elde ediyor? Tam tersi, İsrail ile iyi ilişkilerin getireceği kazançların azımsanmayacak nitelikte olduğu dile getiriliyor. İlişkiler sarsıntı yaşarken bile ticaretin arttığı bildiriliyor. Peki, Filistin konusunda dramatik demeçler vermenin, meydan okumaların bir sonuç getirmesi söz konusu mu? Hayır. Türkiye’nin tavrı tek başına durumu etkileyecek ağırlıkta değil. Ülkemize bir faydası var mı? İlk bakışta böyle bir faydanın tespiti kolay gözükmüyor. Buna karşılık, iktidarın kendisini destekleyen çekirdek kesimler açısından sert demeçler vermeye kendini mecbur hissettiğini söylemek mümkündür. Daha öteye eylemler beklemek gerçekçi değildir.

Görüyorsunuz, donmuş çatışmalardan ilgili taraflardan hemen her biri kendine göre az veya çok bir fayda sağlıyor. Böylece çözümsüzlük süregeliyor. Filistin bir istisna değil. Buradaki çatışma bazen tırmanarak, bazen yatışarak devam edecektir. Ama bu süreçte durum düzenli olarak İsrail lehine gelişmektedir. Dolayısıyla, zaman içinde sorunun görece önemi azalacaktır ama sona ermesi muhtemel gözükmemektedir.

 

 

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Yeniden düşünme zamanı 30 Ağustos 2021
Taliban’ın yükselişi 23 Ağustos 2021
Yeni bir göç krizi mi? 19 Temmuz 2021