Döviz piyasası, rezervler ve kısa vadeli borçlar

Erhan ASLANOĞLU
Erhan ASLANOĞLU Ekonomi ve Piyasalar erhanaslanoglu@superonline.com

TL’de son dönemde görece istikrarlı bir dönem yaşandığını hatta değerlenme eğiliminin olduğunu izliyoruz. Reel kur endeksi Haziran ayında ulaştığı tarihi dip seviyelerinden hafif bir dönüş eğilimi gösteriyor. İçinde bulunduğumuz dönemde verilere baktığımızda, döviz arz talep dengesinin bu eğilimi desteklediğini görebiliyoruz.

Ödemeler dengesi ile başlayalım. Bu yılın ilk 6 aylık verilerine göre cari işlemler açığımız geçen yılın aynı dönemine göre 7 milyar dolar azalarak 13,6 milyar dolar olarak gerçekleşmiş durumda. Bu kadar bir döviz talebi yaratmışız. Aynı dönemde net sermaye girişi 12,2 milyar dolar olarak gerçekleşmiş ve döviz arzı olarak ekonomiye dahil olmuş. Arz talep dengesi burada bitmiyor. Aynı dönemde net hata ve noksan kaleminde 8,7 milyar dolar kaynağı belli olmayan bir döviz fazlası bulunuyor. Bu ölçüde büyük hareketler çok tartışmalı ve ekonomimizi doğru okumamızı çok zorlaştırıyor. Niteliğini bilmesek de muhtemelen bavul ticaretinden kaynaklanan bu döviz arzı da eklenince ödemeler dengesi toplamda 7,2 milyar dolar döviz fazlası yaratmış ve bu TCMB rezervlerine eklenmiş durumda.

Ödemeler dengesindeki bu olumlu tabloda ilk 6 ayda bavul ticareti dahil 100 milyar doları geçen ihracatın büyük etkisi var. Pandemi koşullarında ihracatçımızın Asya’dan pay almasının da çok katkı sağladığı bu durum şimdilik devam etmeye aday görünüyor. Büyümeyle ithalat da artıyor fakat altın ithalatındaki düşüş ithalat artışını mutlak olarak ihracat artışının altında tutmuş durumda. Bu tabloda turizmim etkisi henüz çok az. Fakat hafta başında açıklanan turizm rakamları temmuz ayı ile beraber buradan gelen desteğin önemli oranda arttığına işaret diyor. Geçen yıl 37 milyar doları bulan cari işlemler açığının bu yıl 20-25 milyar dolar arasında kalmasını bekliyoruz.

Finansman tarafındaki iyileşme ise büyük oranda küresel koşulların risk iştahını şu ana kadar yüksek tutmasından kaynaklandı. Fed’in aylık 120 milyar doları bulan tahvil alımının sağladığı likidite, yılın başında yükselen tahvil faizlerini baskılamaya başladı. COVID-19 ile büyüme beklentilerinin bir miktar törpülemesi kredi talebini azaltırken fazla olan likidite tahvillere yönelerek fiyatlarını yükseltti, faizlerini düşürdü. Bu durum hem hisse senetlerine hem getirisi görece iyi kalan gelişmekte olan ülke tahvillerine talebi arttırdı. Bizim gibi ülkelerde sermaye girişine yol açtı. Devam eder mi? Önceki yazılarımızda da paylaştığımız gibi Fed’in 1-2 ay içinde tahvil alımını azaltma sürecine geçeceğini, risk iştahının azalacağını düşünüyoruz.

Döviz piyasasında önemli bir belirleyen olan yabancı para mevduatlara (DTH) kur etkisinden arındırılmış olarak baktığımızda çok hafif bir artış izliyoruz. Yılbaşında 235 milyar dolar seviyesinde olan DTH’lar en son verilere göre 232 milyar dolara indi. Fakat bunun içerisinde 7-8 milyar dolarlık parite etkisi de var. Toplamda birkaç milyar dolarlık bir artış oluyor. Ödemeler dengesi ile netleştirdiğimizde şu ana kadar döviz arzı talebe göre hafif yukarıda kalıyor. Bu tablo TL’deki değerlenme eğiliminin ana nedeni diyebiliriz.

Bu çerçevede TCMB’nin brüt döviz rezervleri de artmış durumda. Yılbaşında 93 milyar dolar seviyesinde olan rakam 13 Ağustos itibarıyla 107 milyar dolar oldu. 6 ayda ödemeler dengesinde 7,2 milyar dolar rezerv birikmişti. Temmuz’da muhtemelen daha da arttı. Katar, Çin ve Güney Kore ile yapılan swap anlaşmaları artışa katkıda bulundu. IMF’den son gelen 6,4 milyar dolarlık SDR imkanı ile daha da artacak. Veriler son birkaç yılın en iyi brüt rezerv rakamına çıkacağımıza işaret ediyor. Ödemeler dengesinde elde edilen fazla dışındakiler net rezerve katkı sağlamıyor. İhracat ya da turizm kaynaklı kendi kazandığımız dövizimiz brüt ve net rezervimizi arttırıyor ve bu elbette olumlu. Swap ya da SDR ile gelen dövizler yükümlülükleri de arttırıyor. İçeride yapılan swaplar dahil edildiğinde net döviz rezervimiz hala ciddi ekside bulunuyor. Brüt rezerv artışı net rezerv iyileşmesine göre çok daha güçlü duruyor.

Döviz piyasasının ilgilendiren son gelişme de TCMB’nin geçen hafta Kısa Vadeli Borç İstatistikleri’ndeki revizyon ile ilgili. Vadesi bir yıla kadar olan döviz borçlarımız yaklaşık 24 milyar dolar azalarak 165 milyar dolara geriledi. TCMB’nin bu revizyon ile ilgili en az birkaç yıldır çalıştığı anlaşılıyor. Oldukça detaylı bir bilgilendirme yapıldı. Firmaların ithalat borçları ve ihracat alacak verilerine şimdiye kadar gümrük beyanlarından ulaşılırken, revizyon ile beraber firmalardan doğrudan raporlamaya geçildiğini görüyoruz. TCMB’nin açıklama notunda, gümrük beyanlarına dayanan veri setinde ithalat borçlarının ödeme biçiminin açık olmadığını ve bazı borç ödemelerinin bankalara zamanında raporlanmamasından hareketle ithalat borçlarının yüksek çıktığına dair bir tespit var. Daha kapsamlı bir veri seti ve doğrudan verilere ulaşıldığı için revize edilen verinin daha gerçekçi olduğunu düşünüyoruz. Doğrudan raporlama birçok ülkenin kullandığı uluslararası bir standart. Uluslararası kuruluşlarla işbirliği içinde revizyonun yapıldığı anlaşılıyor.

Ülkelerin kırılganlıklarını ölçmede izlenen önemli bir orana göre, Merkez Bankası brüt rezervlerinin ülkelerin kısa vadeli dış borçları ile cari açık toplamından, yani bir yıllık döviz yükümlülüklerinden yüksek olması beklenir. Türkiye’nin 165 milyar dolar kısa vadeli dış borcu ile 25 milyar dolar civarı beklediğimiz cari açığının toplamı 190 milyar dolar ediyor. Bu oranın hem pay hem de paydasındaki olumlu değişim önceki aylara göre bir iyileşmeye işaret ediyor ve bu olumlu. Fakat SDR’dan gelen krediyle 114 milyar dolara yaklaşmasını beklediğimiz brüt rezervler hala ciddi bir yetersizliğe işaret ediyor. Kırılganlığımızı azaltmak için 200 milyar dolar civarında bir rezerve ve bunun ağırlıklı olarak net olmasına ihtiyacımız var. O noktaya oldukça uzağız ve ulaşmak için ciddi bir yapısal dönüşüme ihtiyacımız bulunuyor.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Stagflasyon geliyor mu? 29 Eylül 2021
Fed, COVID ve piyasalar 01 Eylül 2021