Dünya dönüyor sen ne dersen de
Hani bir söz vardır, yeni yıla nasıl başlarsanız yılın geri kalanı da öyle devam eder diye. Benzeri de ABD Başkanı Trump için dile getirilmişti, görevi devraldığı zaman ilk haftalar nasıl geçerse dönemi boyunca benzer bir süreç göreceğiz şeklinde. Ne yazık ki bu tahminin gerçekleştiğini hep birlikte izliyoruz. Son yaşadığımız 15 aylık dönemde sürekli bir tansiyon ile karşı karşıya kaldık, geçen sene olduğu gibi bu sene de İran konusunda hava operasyonları ile yönünü bulmakta zorlanan ekonomiler ve piyasalar görüyoruz.
Petrol fiyatları haftaya 120 dolar varil seviyesini test ederek başladı ve buradan itibaren gelen açıklamaların etkisiyle yönünü aşağı çevirdi. Başta ABD olmak üzere ülkelerin zor zamanlar için kenara ayırdığı stratejik rezervlerin devreye alınmasına dair yönelim şüphesiz önemli bir adımdı. ABD Başkanı Trump tarafından gelen savaşın sona ermesine yakınız açıklaması geçici bir iyimserlik yarattıysa da, peşi sıra gelen eylemler ile bu durum kalıcı olamadı. Hürmüz Boğazı’ndan geçişler ve Basra Körfezi’ndeki durum uluslararası ticaret adına çok belirleyici.
Tedarik zincirinin darbe almaması ve özellikle Avrupa’ya yapılacak sevkiyatın sekteye uğramaması burada işlerin kontrol altına alınabilmesine bağlı. ABD mal taşıyan tankerlerin makul fiyatlara sigorta edilebilmesine dair inisiyatif ortaya koysa da yine işler göründüğü kadar kolay değil. İran’ın sadece İsrail’e değil, operasyona tepki göstermeyen ve üsleri ile konuya dahil olan ülkelere gerçekleştirdiği saldırılar konuyu farklı bir boyuta taşıdı.
Yabancıların pozisyon azaltması
Ülkemiz için de kronik dış ticaret açığını dengelemek açısından çok önemli bir kalem olan turizme dair pozitif beklentileri korumak adına bölgede yeniden barışın ve huzurun tesis edilebilmesi çok önemli.Gelelim bizler için haftanın en mühim gelişmesi olan TCMB faiz kararına. Bu gelişmelerin hemen başında aldığı pro aktif önlemlerle haftalık repo ihalelerini durduran ve gecelik repo ile piyasayı 300 baz puan yukarıdan fonlayan TCMB için bu durumun teyit edildiği bir toplantı oldu diyebiliriz.
Eşel mobil sisteminin devreye alınması ile akaryakıt fiyatlarındaki artışın kontrol altına alınması arzulansa da, konunun psikolojik boyutu yok sayılamaz. Artan petrol fiyatları ile enerji faturamızın arttığı noktada, ÖTV gelirinden vazgeçildiğinde bütçe dengelerinde bozulma göreceğiz. TL varlıklara çok daha oportünist bir yaklaşım içinde olan yabancı yatırımcının son haftalarda pozisyon azaltması ile belirgin hale gelen döviz talebi de yakından izlenmeli.
Sınırlı kur artışı daha makul karşılanabilir
Dolar kurunun yataya yakın bir seyir izlemesinin tercih edilmesi ile yabancı yatırımcının buradan bir bedel ödemeden yatırımlarını çıkarması ne kadar doğru tartışılır. Dünyadaki tüm para birimlerinin dolar karşısında değer yitirdiği bir düzlemde, bölgeye bu kadar yakın olan ve enerji ithalatçısı konumundaki ülkemizde de sınırlı bir kur artışı daha makul karşılanabilirdi.
En azından orta yol olarak Türk Lirasının döviz sepeti karşısındaki değerinin değişmemesi yönünde bir irade konabilirdi. Zira mevcut durumda dolar kuru yerinde saydığından ve euro da diğer para birimleri gibi dolar karşısında değer yitirdiğinden euro kuru aşağı geliyor ve ihracatçı ya da sanayici bu açıdan da zor durumda kalıyor. Sözün özü dengeleri bozmamak için global trendlere fazla karşı koymadan makul bir orta yol bulmalıyız.