Dünya ekonomisinin yeni sorunu: Enflasyon düşmeden büyüme yavaşlıyor
Ekonomide bazı dönemler vardır; sorun bellidir, çözüm ise zor da olsa aşağı yukarı tahmin edilebilir. Enflasyon yükseliyorsa faiz artırılır, ekonomi yavaşlıyorsa faiz indirilir. Talep fazlaysa soğutulur, talep yetersizse desteklenir. Bugün dünya ekonomisinin karşı karşıya olduğu tablo ise bu kadar basit değil.
Çünkü büyüme yavaşlıyor ama enflasyon tam anlamıyla ortadan kalkmıyor. Üstelik enerji fiyatları, jeopolitik gelişmeler, kamu borçları ve ticaret savaşları enflasyonun yeniden yükselme ihtimalini sürekli canlı tutuyor.
Asıl problem de burada başlıyor. Merkez bankaları büyümeyi desteklemek için faizleri düşürürse enflasyon yeniden hızlanabilir. Faizleri yüksek tutmaya devam ederlerse zaten ivme kaybeden ekonomiler daha fazla yavaşlayabilir. Kısacası dünya ekonomisi giderek daha dar bir koridorda ilerliyor.
Amerika'da büyümenin hızı düşüyor
Bu tablonun en önemli ayağı kuşkusuz ABD. Amerikan ekonomisi uzun süre yüksek faizlere rağmen şaşırtıcı derecede dirençli kaldı. Güçlü tüketim, kamu harcamaları ve özellikle teknoloji yatırımları ekonomiyi destekledi. Ancak son veriler bu direncin sınırsız olmadığını gösteriyor. ABD ekonomisi yılın ilk çeyreğinde yıllıklandırılmış yüzde 2,1 büyürken ikinci çeyrekte büyüme yüzde 1,5'e geriledi. Tek başına yüzde 1,5 büyüme elbette bir kriz anlamına tabiki gelmiyor. Fakat önemli olan rakamın kendisinden çok yönü. Çünkü ekonomide yavaşlama işaretleri görülürken Fed'in önünde hâlâ tamamlanmamış bir enflasyon mücadelesi bulunuyor. Reuters'ın son ekonomist anketinde de Fed'in politika faizini yıl sonuna kadar yüzde 3,50-3,75 aralığında tutacağı beklentisi ağırlık kazanıyor. Aynı ankette enflasyonun Fed'in yüzde 2 hedefinin üzerinde kalmaya devam edeceği öngörülüyor.
Dolayısıyla Fed açısından artık soru yalnızca "Enflasyon düşüyor mu?" değil.
Yeni soru şu: Ekonomi ne kadar yavaşlarsa faiz indirmek zorunda kalacağız?
Bu ikisi aynı şey değil.
Çünkü merkez bankaları için büyümenin yavaşlaması tolere edilebilir. Fakat yavaşlama istihdam piyasasına, tüketici harcamalarına ve şirket yatırımlarına ciddi biçimde yansımaya başlarsa para politikasının yönü tartışmaya açılır.
Avrupa'nın işi daha zor
Benzer bir problem Avrupa'da belki de daha belirgin. Euro Bölgesi'nde temmuz ayında yıllık enflasyon yüzde 2,9 seviyesinde gerçekleşti. Daha dikkat çekici olan ise enerji enflasyonunun yüzde 10,3'e ulaşmış olması. Hizmet enflasyonu da yüzde 3,3 seviyesinde. Buna karşılık Avrupa'nın büyüme performansı oldukça zayıf.
ECB'nin profesyonel tahminciler anketinde 2026 büyüme beklentisi daha önceki yüzde 1'lik tahminden yüzde 0,6'ya kadar çekilmiş durumda.
Ortaya ilginç bir tablo çıkıyor.
Bir tarafta yüzde 3'e yaklaşan enflasyon, diğer tarafta yüzde 1'in bile altında büyüyen bir ekonomi.
Normal şartlarda yüzde 0,6 büyüyen bir ekonominin para politikasından destek almasını beklersiniz. Ancak enflasyon hedefin üzerindeyse merkez bankasının eli eskisi kadar rahat değildir.
Üstelik Avrupa enerji konusunda dışarıya bağımlı olmaya devam ediyor. Ortadoğu'daki gelişmelerin petrol ve doğal gaz fiyatları üzerinden yaratabileceği yeni bir şok, ECB'nin hesaplarını birkaç ay içinde değiştirebilir. Nitekim ECB'nin kendi projeksiyonlarında da enerji fiyatlarının etkisiyle enflasyonun kısa vadede yüksek kalabileceği ve yüzde 2 hedefine dönüşün 2028'i bulabileceği belirtiliyor. Dünya ekonomisinin üçüncü büyük ayağı Çin'de ise problem biraz farklı. Çin'in sorunu yüksek enflasyon değil, yeterince güçlü olmayan iç talep.
Temmuz ayında sanayi üretimi yıllık yüzde 4,5 artarken perakende satışlardaki artış yalnızca yüzde 0,6 oldu. Sabit sermaye yatırımlarındaki zayıflık da ekonomik aktivitenin iç tarafta yeterince güçlenemediğine işaret ediyor.
Burada dünya ekonomisi açısından önemli bir risk var. Çin içeride yeterince tüketemediği üretimi dışarıya satmak zorunda kalıyor. Bu da Çin'in ihracata daha fazla yüklenmesi anlamına geliyor. Ancak ABD ve Avrupa tam tersine Çin'den gelen ürünlere karşı gümrük duvarlarını yükseltiyor.
Dolayısıyla Çin'in iç talep problemi zamanla küresel ticaret problemine dönüşebilir.
Faiz indirimi eskisi kadar kolay değil
Aslında bütün bu gelişmeleri aynı noktada birleştiren konu para politikası. 2008 küresel finans krizinden sonra dünya ekonomisinin alıştığı bir refleks vardı. Ekonomi yavaşladığında merkez bankaları faizleri indiriyor, gerektiğinde piyasalara likidite sağlıyor ve ekonomik aktiviteyi destekliyordu.
Bugün aynı reçeteyi uygulamak çok daha zor. Çünkü merkez bankalarının arkasında bıraktığını düşündüğü enflasyon hâlâ kapının nünde bekliyor. Üstelik yeni enflasyonun kaynağı sadece tüketici talebi değil. Enerji fiyatları, savaşlar, tedarik zincirleri, gümrük tarifeleri, savunma harcamaları ve ülkelerin üretimi kendi sınırlarına veya yakın coğrafyalara taşıma çabaları maliyetleri yukarı çekiyor.
Başka bir ifadeyle dünya ekonomisi giderek daha pahalı üretim yapılan bir döneme giriyor.
Bu nedenle geçmişte yüzde 2 enflasyonun normal kabul edildiği ekonomik düzen ile önümüzdeki yılların ekonomik düzeni birbirinden farklı olabilir.
Yeni dönemin adı: Politika sıkışması
Bugün dünya ekonomisinin karşı karşıya olduğu durumu hemen "stagflasyon" olarak tanımlamak için henüz erken. Ancak stagflasyona benzeyen bazı özelliklerin ortaya çıktığını da görmezden gelemeyiz. Büyüme ivme kaybediyor, enflasyon hedeflerin üzerinde kalıyor, enerji fiyatları yeniden risk oluşturuyor, kamu borçları büyüyor ve uzun vadeli faizler yükseliyor. Ve merkez bankalarının hareket alanı daralıyor.
Ben bu tabloyu şimdilik "politika sıkışması" olarak tanımlamanın daha doğru olduğunu düşünüyorum. Çünkü esas mesele ekonomilerin resesyona girip girmemesinden önce, ekonomi politikalarının hangi probleme öncelik vereceği. Enflasyonu mu düşüreceğiz, büyümeyi mi koruyacağız? Borçlanma maliyetlerini mi azaltacağız, fiyat istikrarını mı savunacağız?
Enerji güvenliği için daha pahalı üretimi mi kabul edeceğiz, yoksa ucuz ama jeopolitik olarak riskli tedarik zincirlerine mi döneceğiz? 2026'nın ikinci yarısında dünya ekonomisinin tartışacağı temel sorular bunlar olacak. Ve belki de yatırımcıların önümüzdeki dönemde sadece Fed'in kaç kez faiz indireceğine değil, çok daha büyük bir değişime bakması gerekecek: Dünya ekonomisi artık düşük enflasyon, ucuz para ve ucuz enerjinin aynı anda var olduğu dönemin sonuna mı geliyor? Eğer cevap evetse, önümüzdeki yılların ekonomi politikalarını da yatırım alışkanlıklarını da geçmişin ezberleriyle değerlendirmek giderek zorlaşacak.