Dünya göçmen karşıtı gösterilerle çalkalanıyor
İrlanda’dan ABD’ye ve Güney Afrika’ya kadar dünya, birbirine benzer senaryoların tekrar tekrar sahnelendiği göçmen karşıtı bir nefret dalgasıyla çalkalanıyor.
Belfast’ta 8 Haziran 2026’da yaşanan bir bıçaklama vakasının ardından göçmenleri hedef gösteren ve ortalığı ateşe veren protestolar, Johannesburg’da göçmenlere 30 Haziran’a kadar ülkeyi terk etmeleri gerektiği uyarısında bulunan el ilanları ve göçmen karşıtı gösteriler… Farklı coğrafyalar, aynı tanıdık el kitabı.
Peki, sokakları ateşe veren bu organize öfkenin arkasındaki asıl sebepler neler? Kitlelerin korkularını birer siyasi kaldıraç olarak kullanan aşırı sağcı politikacılar ve popülist liderler mi yoksa tüm dünyada artan enflasyon, ekonomik darboğaz ve işsizliğin faturasının göçmenlere kesilmek istenmesi mi?
Kuşkusuz dünyanın her yerinde popülist liderlerin bugüne kadar göçmen karşıtlığı üzerine kurmuş olduğu politikaların bunda etkisi büyük. Tabii aşırı sağın bu manipülasyonunun üzerine oturduğu, kitleleri asıl patlama noktasına getiren çok daha somut bir zemin var: Dünya çapında bir kanser gibi yayılan yüksek enflasyon, derinleşen ekonomik darboğaz ve önü alınamayan işsizlik.
Popülist liderlerin bu kadar kolay zemin bulmasının sebebi, mutfaktaki yangındır. Alım gücü eriyen, barınma kriziyle boğuşan ve geleceksizlikle yüzleşen milyarlarca insan, sistemin yarattığı bu ekonomik enkazın faturasını kesecek bir adres arıyor. İşte aşırı sağ tam bu noktada devreye girerek, makroekonomik başarısızlıkların, neoliberal politikaların ve küresel sermaye krizlerinin yarattığı tahribatı ustaca perdeliyor. Kitlelere yapısal ekonomik reformlar anlatmak yerine, “İşinizi elinizden alıyorlar, kaynağınızı tüketiyorlar” diyerek göçmenleri işaret etmek, popülist akıl için her zaman daha az maliyetli ve daha hızlı sonuç veren bir formül olmuştur.
Sistem, tam olarak bu ekonomik çaresizliği arkasına alarak tıkır tıkır işleyen dört aşamalı bir el kitabına dayanıyor. Önce münferit ve şok edici bir suç tetikleyici olarak seçiliyor; hemen ardından aşırı sağcı dijital ekosistemlerin ve sosyal medya trollerinin asimetrik çarpan etkisiyle bu suç, tüm göçmen topluluğuna mal edilerek "kategorik bir genişlemeye" uğruyor.
Belfast, Dublin ve İngiltere’deki Southport örnekleri tam olarak bunu gösterdi. Southport’ta katledilen çocukların acısı daha tazeyken, failin Müslüman bir sığınmacı olduğu yalanını yayan aşırı sağcı ağlar, gerçeğin bir önemi olmadığını biliyordu. Onlar için önemli olan, ekonomik darboğazın altında ezilen kitlelerin damarlarındaki öfkeyi ırkçı reflekslerle harmanlayıp sokağa akıtmaktı.
İşin korkunç tarafı, bu sokak faşizminin popülist liderler eliyle kurumsal bir kimliğe büründürülmesi. ABD’de Trump yönetimi, bu algı manipülasyonunu “Laken Riley Yasası” veya “İstilaya karşı Amerikan halkını korumak” gibi radikal yürütme emirleriyle taçlandırarak kalıcı bir “göçmen suçluluğu” miti yaratıyor.
Aşırı sağ, Belfast’ta öfkeyi sokakta yakıp yıkarken, Washington’daki popülist akıl bunu dayanıklı bir bürokratik ceza mekanizmasına dönüştürüyor. Karmaşık sosyo-ekonomik gerçekler ve kapitalist krizler, popülist liderlerin kürsülerinde “tehlikeli yabancı” gibi basit, ilkel bir ahlaki dramaya indirgenerek seçmen konsolidasyonu sağlanıyor.
Güney Afrika’dan Avrupa’ya uzanan nefret koalisyonu
Aynı karanlık mekanizma bugün Güney Afrika’nın Johannesburg kentinde, Tembelihle’nin varoşlarında da karşımıza çıkıyor. Sosyal medyada yabancı karşıtı gruplar tarafından dolaşıma sokulan ve resmi süsü verilen “30 Haziran’a kadar ülkeyi terk edin” broşürleri, Malawili ve Mozambikli göçmenlerin üzerine bir kâbus gibi çökmüş durumda.
Tıpkı Avrupa’daki ırkçı partiler gibi, Güney Afrika’da da “March and March” ya da “Operation Dudula” gibi yapılar, kitlelerin işsizlik ve yoksulluktan kaynaklanan haklı öfkesini ustalıkla çalıyor.
Güney Afrika’da “Eğer gitmezlerse, zorla göndereceğiz” diyen yerel sakinlerin arkasındaki asıl itici güç, onlara bu cüreti veren, ekranlardan ve kürsülerden nefret kusan aşırı sağcı figürler. “Sizi istila ediyorlar” diyen siyasi söylem, ekonomik buhranın pençesindeki kitlelerin linç hareketlerini meşrulaştıran en tehlikeli cephane. Bu nedenle göçmenleri “istilacı” olarak tanımlayan ABD Başkanı Trump ve benzeri popülist liderlerin söylemlerine karşı çok dikkatli ve uyanık olmak gerekiyor.