Dünya tehlikeli bir dönemeçte
Son yıllarda tüm dünyada aşırı sağ partilerin yükselişine tanık oluyoruz. Bunun son örneğini Şili’deki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yaşadık. Ülkedeki 1990’daki Augusto Pinochet’in askeri diktatörlüğünün sona ermesinin ardından aşırı sağa doğru en büyük kayma yaşandı ve
Pinochet’yi açıkça öven aşırı sağcı Jose Antonio Kast cumhurbaşkanı seçildi.
Yüzde 58 oyla seçilen Kast’ın seçim kampanyasında diğer aşırı sağcılarda ve popülist liderlerde olduğu gibi göçmen, güvenlik ve suç konuları ön plana çıktı. Malum ABD Başkanı Donald Trump, Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei, Macaristan Başbakanı Viktor Orban gibi popülist milliyetçi söyleme sahip liderlerin artık hep aynı “kullanım kılavuzu”nu kullandıklarını görüyoruz: Ülkedeki ekonomik darboğaz ve artan suç oranları nedeniyle göçmenleri suçla, seçmenlere “göçmenleri ülkeden atma ve asayişi geri getirme” sözü ver, demokrasi ve çeşitlilik gibi liberal değerleri aşağıla, aşırı milliyetçiliği ön plana çıkar.
Zira Kast da cumhubaşkanı seçildikten sonra bu kılavuzu takip ettiğini belli etti, destekçilerine yaptığı ilk konuşmada, “Şili bir kez daha suçtan, ıstıraptan ve korkudan kurtulacak” dedi.
Özellikle Avrupa’daki birçok ülkede aşırı sağ partilerin oy oranları korkutucu şekilde yükseliyor. Bunları kısaca şöyle sıralayabiliriz:
* Fransa
Parti/Aday: Rassemblement National (RN) – Marine Le Pen
Durum: RN, göç ve Avrupa Birliği eleştirileriyle öne çıkıyor. Le Pen halen emniyet soruşturmaları nedeniyle adaylığı tartışmalı olsa da partisinin 2027’deki seçimlerde çok daha fazla güç kazanması bekleniyor.
* Almanya
Parti: Alternative für Deutschland (AfD)
Liderler: Partinin öne çıkan isimleri arasında Alice Weidel, Tino Chrupalla gibi isimler var.
Durum: AfD, göçmen karşıtlığı ve Avrupa Briliği eleştirisiyle özellikle doğu eyaletlerinde güçlü. AfD resmi olarak aşırı sağ olarak izlense de parlamentodaki gücünü sürekli artırıyor. 2025 sonrası genel seçimlerde AfD’nin oy oranını artırması bekleniyor; özellikle 2029’a giderken etkisinin daha da belirginleşeceği tahmin ediliyor.
* Hollanda
Parti/Aday: Partij voor de Vrijheid (PVV) – Geert Wilders
Durum: PVV, yabancı karşıtı ve İslamofobik görüşleri ile biliniyor. Seçmen desteği yüksek, koalisyon müzakerelerinde kilit rol oynayabileceği düşünülüyor.
* İtalya
Parti/Aday: Lega – Matteo Salvini
Durum: Göç ve Avrupa Birliği karşıtı söylemle geniş taban buluyor. 2026’da genel seçimlerde ana sağ blokun parçası olarak önemli rol oynaması bekleniyor.
* Polonya
Aşırı sağcı söylemlere yakın figürler, özellikle milliyetçi adaylar popülerlik kazanıyor. Örneğin Karol Nawrocki gibi isimler seçimlerde radikal sağ tabanından destek alıyor.
Peki aşırı sağ neden yükseliyor?
Öncelikle mevcut düzen partilerinin politikaları, ekonomik belirsizlik, artan enflasyon gibi sorunları çözmeye yetmiyor. Bu da seçmenlerin radikal söylemlere sahip liderlere kaymasına sebep oluyor. Ekonomik sıkıntılardan dolayı göçmenleri sorumlu tutan aşırı sağcı partiler, göçmen karşıtlığı ve ulusal kimlik üzerine kurulu mesajlarla merkeze yakın seçmenleri de kendine çekiyor.
Sonuç olarak aşırı sağ eğilimlerin yalnızca tek bir bölgede değil, küresel bir trend olarak Avrupa ve Latin Amerika’da giderek daha görünür hale geldiğini görüyoruz. Avrupa’da RN, AfD, PVV gibi partiler, seçimlerde güçlü sonuçlar alma potansiyeline sahipken; Latin Amerika’da Kast gibi liderler bu akımın somut örneğini oluşturuyor.
İşin tehlikeli yanı ise şu: Bu eğilimler ilerleyen seçimlerde hem parlamentoları hem hükümet politikalarını şekillendirme kapasitesine sahip. Yani dünya kabuk değiştiriyor, ülkeler içine kapanıyor, hukuk tanımaz ve bildiğini okuyan liderler nedeniyle bildiğimiz kurallara dayalı uluslararası sistem her geçen gün daha da eriyor. Bu nedenle önümüzdeki dönemde dünyayı büyük belirsizliklerin, siyasi risklerin ve politik çatışmaların beklediğini söyleyebiliriz.