Dünya ülkelerinin Paris için verdiği taahhütler yetersiz

DİDEM ERYAR ÜNLÜ
DİDEM ERYAR ÜNLÜ YAKIN PLAN didem.eryar@dunya.com

Paris Anlaşması’nı onaylayan ülkelerin verdikleri taahhütler dünyayı bugüne kıyasla yaklaşık 2,4 derece daha sıcak bir gezegen yapacak. Oysa iklim değişikliğini kontrol altında tutabilmek için ortalama yüzey sıcaklığındaki artışı 1,5 derecede sınırlandırmak, en kötü ihtimalle 2 derecenin altında kalmasını sağlamak gerekiyor. Bu yüzden de ülkelerin verdikleri taahhütleri iyileştirmeleri şart.

Dünyada iklim krizini tek başına durdurabilecek bir ülke yok. Bu nedenle, her ülkenin sorumluluğu oranında çözüme katkıda bulunması gerekiyor.

Paris Anlaşması, küresel iklim eylemi için uluslararası işbirliğini inşa eden en önemli araç.

2015 yılında Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin (BMİDÇS) Paris’te yapılan 21. Tarafl ar Toplantısı’nda imzaya açılan Paris Anlaşması'na bugüne kadar 197 ülke imza attı. Türkiye’nin de dahil olmasıyla, 192 ülke anlaşmayı onaylamış durumda. Eritre, İran, Irak, Libya ve Yemen ise henüz anlaşmaya taraf olmuş değil.

Paris Anlaşması, iklim krizinin önüne geçmek için küresel ortalama yüzey sıcaklığındaki artışı 2 derece ile sınırlandırmayı, mümkünse 1,5 derecenin altında tutmayı amaçlıyor.

Paris Anlaşması’nı onaylayan ülkelerin verdikleri mevcut taahhütler dünyayı bugüne kıyasla yaklaşık 2,4 derece daha sıcak bir gezegen yapacak. Oysa iklim değişikliğini kontrol altında tutabilmek için ortalama yüzey sıcaklığındaki artışı 1,5 derecede sınırlandırmak, en kötü ihtimalle 2 derecenin altında kalmasını sağlamak gerekiyor. Bu yüzden de ülkelerin verdikleri taahhütleri iyileştirmeleri şart.

1,5 ile 2 derece sıcaklık arasındaki farkın etkileri büyük

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) ortaya koyduğu verilere göre ortalama yüzey sıcaklığındaki artış 1,5 dereceyi bulduğunda yüzde 100 artması beklenen sel riski 2 derecelik bir ısınmayla yüzde 170’e ulaşacak. Ayrıca şiddetli kuraklığa maruz kalan insan sayısı 1,5 derecelik bir artışta 350, 2 derecelik bir artışta 410 milyona çakabilecek. Aşırı sıcak hava dalgaları ise dünya nüfusunun yüzde 9’u yerine yüzde 28’ini etkileyebilecek. Tüm bunların yanı sıra her 0,5 derecelik artışın tarımda ürün verimliliğini daha da düşüreceği biliniyor. Küresel ortalama sıcaklık artışının 2 dereceyi geçmesi halinde ise insan hayatını doğrudan etkileyecek yıkıcı sonuçlar ortaya çıkacak.

Taahhütlerin iyileştirilmesi şart

Küresel ısınmanın etkilerini azaltmak amacıyla 2015 yılında 130 devletin imza attığı Paris İklim Antlaşması'nda geçen emisyon değerlerine, G20 dahil olmak üzere hiçbir ülkenin uymadığı ortaya çıktı.

Climate Action Tracker (CAT) tarafından dünyadaki karbon salımıyla ilgili yayınlanan rapor, Avrupa Birliği'ne üye 27 devlet dahil, Paris İklim Antlaşması'na imza atan dünyanın en büyük ekonomilerine sahip 36 ülke arasında "küresel ısınma oranını 1.5 derece altına düşürebilen" hiçbir ülke olmadığını ortaya koyuyor. Raporda, söz konusu 36 ülkenin dünyadaki karbon salımının yüzde 80'ine neden olduğu ve Paris İklim Antlaşması'na taraf olan ülkelerin "emisyon değerlerinin hala 2 derecenin üzerinde" yer aldığı kaydediliyor.

Rapora göre, Afrika kıtasının yüz ölçümü bakımından en küçük ülkesi olan Gambiya'nın 1.5 derece olan emisyon değerine uyan tek ülke olduğu belirtiliyor.

Raporda, Avrupa Birliği, ABD, Avustralya, Kanada, Endonezya, Meksika, Brezilya, Rusya ve Japonya gibi büyük ekonomilere sahip ülkelerin 1.5 derece emisyon hedefinden uzak olduğu, bu bağlamda sadece İngiltere'nin olumlu bir gelişme kaydettiği belirtiliyor.

Emisyon açığının daha fazla sera gazı azaltım hedefi güncellemesi ile kapatılması gerekiyor. Hedefl erini geliştirmeyen ülkelerin ise yeniden düşünmesi gerekiyor: Avustralya, Meksika, Brezilya, Rusya, Endonezya, Türkiye ve Suudi Arabistan bu ülkelerin başında geliyor. Ülkelerin iklim hedefl eri, henüz iddialı politikalarla desteklenmiş durumda değil. Onaylanmış tüm ulusal politikalar için ısınma artışı tahmini ise 2,9 derece.

Birleşmiş Milletler tarafından Eylül ayında yayınlanan bir analiz ise 113 ülkenin revize ettiği Ulusal Katkı Beyanı’nı değerlendiriyor. Revize edilen bu beyanlar, toplam sera gazı emisyonlarının yüzde 49’unu temsil ediyor. Yeni beyanlara, karbon emisyonlarının 2030 yılında 2010 seviyesine kıyasla yüzde 12 oranında düşüşe geçeceğini ortaya koyuyor. Bu önemli bir adım olsa da, küresel ısınmayı 2 derece ile sınırlandırmak için 2030 yılına kadar karbon emisyonlarının yüzde 45 oranında azalması gerekiyor.

Net sıfır hedefleri

Ülkeler tarafından konulan hedefl erin bir kısmı mevcut mevzuatın tadili veya yeni mevzuat yayımlanması yoluyla duyurulurken, bazı ülkeler bu hedefl eri politika dokümanları (strateji, plan, eylem planı) vasıtasıyla dünya kamuoyuna açıklandı. Bu ülkelerden Finlandiya 2035, Avusturya ve İzlanda 2040, Almanya ve İsveç 2045, Japonya, ABD, Brezilya, Danimarka, Birleşik Krallık ve Fransa 2050, dünyanın en büyük karbon salıcısı Çin ise 2060 tarihini net sıfır karbona ulaşmak için hedef yıl olarak belirledi. 120 kadar ülke de kendi net sıfır hedefini hâlihazırda tartışmaya devam ediyor.

Türkiye’nin hedefleri “yetersiz”

WWF Türkiye tarafından yayınlanan rapora göre; Türkiye’nin BM Sekreteryası’na sunulan Niyet Edilen Ulusal Katkı Beyanı’nda, 2012 yılında 430 milyon ton olan toplam sera gazı emisyonlarının, azaltım önlemleri ile 2030 yılında 929 milyon tona kadar çıkarabileceği belirtildi. Başka bir deyişle Türkiye sera gazı emisyonlarını azaltma taahhüdü vermedi, iki katından fazla artırabileceğini söyledi. Türkiye bunu yaparken, eğer hiç önlem alınmazsa emisyonlarının 2030’da 1 milyar 175 tona çıkacağını, verilen beyanla bu miktarın 929 milyon tonda tutulacağını söylüyor. Bu beyanını da ‘artıştan yüzde 21 oranında azaltım’ olarak tanıttı. Türkiye’nin akranları olarak değerlendirilebilecek ülkelerden Arjantin ve Brezilya, emisyonlarını 2030 yılında 2005 yılı seviyesinin altına indirmeyi, Meksika ise 2026 yılında en yüksek emisyon seviyesine ulaştıktan sonra emisyonlarını düşürmeyi hedefl iyor.

Avrupa Yeşil Mutabakatı çağrısı ile Avrupa Birliği’nin 2030 yılına kadar emisyonlarını yüzde 55 azaltma ve 2050 karbon nötr hedefi; Çin’in 2060 karbon nötr hedefi; Japonya, Güney Kore, Güney Afrika ve Kanada’nın sıfır emisyon planları, Paris Anlaşması’na geri dönen ABD’nin 2050 yılında karbon nötr hedefi gibi küresel gelişmeler yeni bir karbonsuz düzen oluştuğunu gösterirken; Türkiye’nin mevcut İklim Değişikliği Eylem Planı (2011- 2023), 2030 yılı itibariyle gerçekleşmesi öngörülen yüzde 21 emisyon azaltım hedefl i “Niyet Edilen Ulusal Katkı” (INDC) beyanı ve Temmuz ayında açıkladığı Yeşil Mutabakat Eylem Planı eksik bir çerçeve sunduğundan ötürü yetersiz bulunuyor.

Türkiye’nin Paris Anlaşması’na geri gelmesiyle birlikte “Niyet Edilen Ulusal Katkı” (INDC) beyanında yer verilen 2030 yılı itibarıyla yüzde 21’e varan azaltım hedefi için ciddi bir çalışma yapması ve uzun dönemli sera gazı azaltım stratejisini açıklaması gerekiyor. Bu stratejide Türkiye için ağırlıklı olarak sanayideki yeşil dönüşümün ve enerji sektöründeki karbonsuzlaşmanın öne çıkacağı tahmin ediliyor.

Hedef belli, önemli olan harekete geçmek

Uluslararası Enerji Ajansı’na göre, 2020’de yaratılan yeni enerji kapasitesinin yüzde 90’ı yenilenebilir enerjilerden elde edildi. 2025’te yenilenebilir enerjilerin, kömürü geride bırakıp, dünyanın en büyük enerji kaynağı olması bekleniyor. Dünyanın hedefi belli: Net sıfır emisyon. Bu noktada önemli olan hedef açıklamaktan çok, bu hedefl eri hayata geçirecek politika değişikliklerini gerçekleştirmek. Kasım ayındaki COP26 çok önemli bir test niteliğinde. Altıncı yaşını dolduracak olan Paris anlaşması, iklim krizinin yol açacağı en kötü yıkımlarından kaçmak için en iyi umudu sağlıyor. Asıl soru şu: Ülkeler bu umudu daha fazla sıcak hava ile yok mu edecek; yoksa kararlı eylemlerle destekleyecek mi?

Aktif bir iklim politikası Türkiye’nin milli gelirini yüzde 7 artırır

Aralarında 350.org, Avrupa İklim Eylem Ağı (CAN Europe), Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği, Greenpeace Akdeniz, TEMA Vakfı, WWF-Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı)’nın da bulunduğu 14 STK, Türkiye için Kkömürden ve kömüre dayalı enerji politikalarından çıkmanın, bu yoldaki en önemli ilk adım olacağını söylüyor. STK’lar tarafından yapılan açıklamada şu yorumlar yer alıyor : "Türkiye’nin yeni iklim politikası doğrultusunda sera gazı emisyonlarının azaltımı için yeni eylem planlarının hazırlanacak sektörler arasında, iklim değişikliğine en büyük etkiye neden olan enerji sektörü başta geliyor. Türkiye’nin fosil yakıtlardan aşamalı olarak çıkması, mevcut fosil yakıt destek ve teşviklerini sonlandırması ve tüm kamu kaynaklarını güneş ve rüzgar başta olmak üzere yenilenebilir enerji yatırımlarına, bunun için gerekli altyapı çalışmalarına ve tüm kesimleri kapsayacak adil dönüşüm planlarına ayırması öncelikli konular olarak ortaya çıkıyor. Türkiye’nin aynı zamanda kömürden aşamalı çıkış için de bir hedef yıl belirlemesi önem taşıyor. Mevcut kömürlü termik santrallerin, yenilenebilir kaynaklarla ikame edilerek aşamalı olarak emekliye ayrılması, 2053 net sıfır hedefinin gerçekleştirilmesi için olmazsa olmaz. Bugün itibariyle, Avrupa’da 19 ülke kömürden tamamen çıktı ya da tamamen çıkma taahhüdünü duyurdu.

İklim politikasında yeni bir döneme giren Türkiye, kömürden çıkışı planlayarak, bu konuda lider ülkeler arasına girebilir. Fosil yakıtlardan uzaklaşmanın yanı sıra iklim değişikliğiyle mücadele için atılacak her adım, istihdam, temiz hava, teknolojik gelişim gibi faydaları da beraberinde getiriyor. Bilimsel araştırmalar, Türkiye’nin aktif bir iklim politikası yürütmesi halinde milli gelirinin yüzde 7 artacağını gösteriyor.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar