Dünyada göçmen krizleri artarak sürecek
Avrupa, geçen hafta ufak çaplı bir “göçmen kriziyle” sarsıldı. Perşembe ve Cuma günleri Fas sınırındaki küçük bir İspanyol toprağı olan Ceuta’ya, Fas’tan yaklaşık 60 bine yakın göçmen girdi. Bunlardan en az 48 bini sosyal medyadaki vaatlerin asılsız çıkması, barınma ve gıda gibi temel ihtiyaçların karşılanamaması ve Avrupa ana karasına geçiş imkânının bulunmaması nedeniyle geri döndü.
Ancak ani bir baskınla 24 ila 48 saat arasında gerçekleşen bu kitlesel geçiş, Avrupa’daki aşırı sağcı siyasetçilerden anında tepki görmesine yetti de arttı.
İspanya’nın yüzyıllardır elinde tuttuğu Kuzey Afrika’daki Fas’a komşu ufak bir bölge olan Ceuta’da yaşanan kaos sahneleri, haber kanallarında ve sosyal medyada geniş yer buldu.
Ceuta hükümeti Başkanı Juan Jesús Vivas, yaklaşık 83 bin nüfusa sahip bu bölgede yaşanan durumu “kesinlikle sürdürülemez” olarak nitelendirdi. Yerel yetkililere göre, bölgeye girmeye çalışırken en az 72 kişi hayatını kaybetti.
İspanya, ani göçmen akınının ardından, Kuzey Afrika’daki Ceuta bölgesi ile Fas arasındaki deniz sınırı boyunca 500 metrelik bir güvenlik bariyeri kurdu.
Aşırı sağa gün doğdu
Öte yandan bu akın, Avrupa’daki aşırı sağcı siyasi partiler ve ABD Başkanı Trump yönetiminin üyeleri tarafından hemen fırsat olarak değerlendirildi.
İran'a karşı yürüttüğü savaşa İspanya'nın karşı çıkmasına öfkeli olan ABD Başkanı Donald Trump, bunu bir "felaket" ve bir "işgal" olarak nitelendirdi.
İtalya İçişleri Bakanı ise Ağustos ayı boyunca İspanya’dan İtalya’ya giren Avrupa Birliği vatandaşı olmayan kişilere ek güvenlik kontrolleri uygulanacağını açıkladı. Eleştirilerin büyük bir kısmının hedefi, kendisini “göç yanlısı bir liberal” olarak tanıtan İspanya Başbakanı Pedro Sánchez oldu. Sánchez’in hükümeti, hâlihazırda İspanya’da bulunan 1 milyondan fazla izinsiz göçmenin statülerini yasallaştırmak için başvuruda bulunmalarına izin veren bir yasa duyurmuştu. Ancak bu hüküm, yeni gelen göçmenler için geçerli değildi.
Öte yandan ne ABD Başkanı Trump’ın ne de Avrupa’daki aşırı sağcı politikacıların anlamadığı şey şu: Göç dalgası dünyada hiç bir zaman bitmeyecek, tam tersi artarak büyüyecek. Neden mi?
Bunun için bilimsel rakamlara bakmak yeterli. Savaş ve ekonomik zorluklar gibi nedenleri bir kenara bırakın, önümüzdeki yıllarda en büyük göç sebebi iklim krizi olacak.
Göçmen krizinden kaçış yok
Dünya Bankası'nın çalışmasına göre, dünyada 2050 yılına kadar 216 milyon kişinin su ve gıda kıtlıkları ve aşırı hava olayları yüzünden göç etmek zorunda kalabileceği belirtiliyor.
Mülteci tanımı içinde “iklim göçmenleri” hala resmi olarak yer almıyor, ancak iklim krizi kaynaklı göçlerin önümüzdeki 20-25 yıla damgasını vuracağı düşünülüyor. Peki, bu nasıl olacak?
Küresel ısınma nedeniyle dünyanın belli bölgelerinde kuraklık ve çölleşmenin tarımı bitireceği düşünülüyor. Aynı şekilde eriyen buzullar sebebiyle deniz seviyesinin yükselmesinin ve aşırı hava olayları gibi çevresel baskıların, su ve gıda kıtlığının, milyonlarca insanı yerinden etmesi bekleniyor. Bundan en çok etkilenecek yerlerin ise Sahra altı Afrika, Asya ve Latin Amerika olacağı belirtiliyor. Bu da şu anlama geliyor: Buralardan göçmek zorunda kalan milyonlarca kişi kuzeye, yani Avrupa ülkeleri ve ABD’ye doğru gidecekler. Ve hayatta kalmak için göç eden bu kitleleri hiç bir duvar ya da çit durduramayacak.
Bundan tam 10 yıl önce Avrupa’da Suriye’deki savaş kaynaklı büyük bir göçmen krizi yaşanırken Sosyalist Enternasyonal Başkanı ve eski Yunanistan Başbakanı Yorgo Papandreu ile bir röportaj yapmıştım. Papandreu, Avrupa’yı yeni göç dalgalarına karşı uyararak, “Ne kadar duvar ve çit örersek örelim, Avrupa’ya gelmenin bir yolunu bulacaklardır” demişti.
Dolayısıyla mülteciler gelmesin diye çitler, duvarlar örmek, “Kültürümüzü bozuyorlar, caddeleri pisletiyorlar” diye mültecilere kızmak, söylenmek kolay. Ancak Papandreu’nun da dediği gibi, canını kurtarmak için ölümden kaçan bir insanı hiç bir çit ve duvar kolay kolay durduramayacak.