Dünyada yeni bir hikâye yazılıyor...
Bu yılın başında çeşitli küresel raporlar, yılın kalanında jeopolitik risklere rağmen petrolde arz fazlasına işaret ederek Brent petroldeki yıl ortalamasını varil başına 60 dolar olarak öngörmüştü. Henüz savaş cereyan etmemişti ve piyasa zayıflama eğiliminde olan küresel talebi ve özellikle ABD üretimindeki artışı fiyatlıyordu.
Reuters’ın ocak ayı sonunda yayımladığı analist anketi de bu beklentiyi teyit ederek arz fazlasının jeopolitik risklerin önüne geçtiğini açıkça ortaya koymuştu. TCMB’de diğer merkez bankaları da yıl sonu enflasyon hedeflerini petrolde 60-64 dolar bandına göre konumlandırmıştı. Ancak bu tablo geride kaldı. Brent petrol 70 dolar seviyelerinden hızla 100 doların üzerine çıkarken, bazı günlerde 115–120 dolar bandı test edildi. Ateşkes ilanıyla birlikte 95 dolar seviyelerine kadar geriledi. Ateşkeste ilk görüşme olumlu sonuçlanmadı. Şimdi ise ablukanın piyasanın yönü üzerindeki etkisi daha da endişe verici.
Piyasalar endişe fiyatlaması için tetikte...
40 günlük savaşın ve karşılıklı restleşmelerin ardından, daha ilk toplantının barışı getirme olasılığı düşüktü. Bundan sonraki süreçte finansal piyasalar için yeniden gürültülü bir ortam başlamış oldu. Körfez Bölgesi’nde savaş öncesinde günlük yaklaşık 25 milyon varillik petrol üretiminin yaklaşık yüzde 65’i savaş döneminde sekteye uğramış durumda. Bu da ortalama 16 milyon varillik bir arz açığı olarak hesaplanıyor. Bu miktarın ateşkesle başarıyla sonuçlansa bile bölgede vurulan tesislerin yeniden üretime kazandırılmasının yaklaşık 4 ay süreceği enerji raporlarına yansıyor.
Bu da en iyi ihtimalle yazın sonuna denk geliyor. Küresel kurumların da senaryolarında kafalar epey karışık. Goldman Sachs, 2026’nın ikinci çeyreği için Brent tahminini 99 dolardan 90 dolara indirirken, arz kesintilerinin sürmesi halinde yılın son çeyreğinde 110–115 dolar bandına yönelik yukarı risklerin devam ettiğini vurguluyor. JP Morgan ise uzlaşının sağlanamaması senaryosunda 120 doları işaret ediyor. Öte yandan farklı küresel raporlar da konuya daha iyimser yaklaşarak, ateşkesin kalıcılaşması ve arzın normale dönmesi durumunda fiyatların yeniden 70 dolar seviyesine kadar gerileyebileceğini ifade ediyor. Bu tablo, petrol piyasasında aynı anda birden fazla senaryonun varlığına işaret ederken belirsizliğin de olağanüstü boyutlara ulaştığını gösteriyor.
Enerjide yeni hikaye kapıda...
Bu savaşla birlikte, enerji jeopolitiğinde yeni bir dönemin kapıları aralandı. Bu dönemin yapısal değişime yön veren birkaç kalıcı özelliği olacak. Birincisi, Hürmüz’ün küresel piyasalara yönelik ortaya koyduğu kırılganlık hafızalara artık kazındı. Sigortacılar bölgeyi yeniden fiyatlayacak, gemi sahipleri geçiş ücretlerini yüksek tutacak, alıcılar ise alternatif tedarik kanallarına yatırım yapma senaryolarını gündeme getirecek. İkincisi, enerji arzının coğrafi çeşitlendirmesi artık bir tercih değil, bir zorunluluk haline geldi.
Körfez petrolüne bağımlı Asya ekonomileri — Japonya, Güney Kore, Hindistan ve özellikle Çin — bu kırılganlığı bizzat deneyimlediler. Tüm dünya için fosil yakıta alternatif yenilenebilir enerjiye yönelik yatırımların hız kazanması kaçınılmaz görünüyor. Rusya-Ukrayna savaşı sonrasında da benzer bir tablo yaşanmış; daha ucuz tedarik edilse de, Rus petrolüne uygulanan ambargo ile özellikle Avrupa üretimde önemli bir maliyet avantajını kaybetmişti. Bu maliyet unsuru yeşil dönüşümün fitilini ateşlemiş ve fosil yakıta ikame uygulamaların da önemini artırmıştı. Bu savaşla birlikte benzer bir dönüşümün daha küresel ve daha sert bir versiyonu devreye girecektir.
Savaşın enflasyona etkilerini yaz aylarında daha belirgin şekilde hissedebiliriz.
Şüphesiz, ekonomiler için en önemli göstergelerden biri enflasyon etkisi. Hürmüz hem enerji hem de özellikle tarım üretimi için önemli girdilerin geçtiği önemli bir su yolu. Dolayısıyla enerji eksenli fiyat hareketlerinin yanı sıra tarımsal maliyetlerdeki artışları da birlikte ele almak gerekir. Tüm bu girdilerdeki artışın tüketici fiyatlarına yansıması genellikle gecikmeli gerçekleşir. Literatürde bu gecikmenin ortalama 2–3 ay olduğu kabul edilir. Bu da savaş döneminde oluşan enerji, tarım ve lojistik maliyet baskısının, açıklanan enflasyona yaz aylarında daha belirgin yansıyacağına işaret ediyor. Fakat enflasyonun bir veri, hayat pahalılığının ise gerçek olduğunu unutmamak lazım. Fiyat yansımalarını hissetmeye başladık bile!.