Dünyayı kurtarırsa çılgınlar kurtarır: Bir 'Dali' örnek

Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!

Dünya tarihinde büyük sıçra­malara baktığımızda ortak bir desen görürüz. Siyasette Churc­hill’in inatçılığı, De Gaulle’ün yal­nız yürüyüşü, Atatürk’ün imkân­sızı zorlayan iradesi; sporda Mu­hammad Ali’nin meydan okuyan dili, Maradona’nın taşkın deha­sı, George Best’in disiplinsiz ama unutulmaz varlığı; sanatta Picas­so’nun formu parçalayışı, Andy Warhol’un sanatı ticarileştirişi ve Dali’nin bizzat kendi hayatını ese­re dönüştürüşü… Bunların hiçbiri “ortalama” karakterler değildi.

Üstadım ve rehberim dediğim Cemil Meriç’in o cesur cümlesi burada hatırlanmalı: “Aydın, sü­rüye katılmayan insandır.” Sürü­ye katılmayan insan bazen toplu­mun vicdanı olur, bazen de top­lumun sinir ucu. Ama hemen her zaman bir etki bırakır.

Dünya tarihi bize defalarca gös­terdi: Sanatta, siyasette, sporda ve düşüncede çoğu zaman oyunu kuranlar, sırayı ve düzeni bozan­lardır. Düzeni sürdürenler siste­mi işletir; fakat yön değiştirenler çoğu kez “çılgın”, “marjinal” ya da “uyumsuz” diye anılanlardır. Bu yüzden büyük dönüşümlerin ar­kasında çoğu zaman alışılmadık karakterler bulunur.

TArihi yazanlar neden hep ‘değişikler’dir?

Modern sanat tarihinde Salva­dor Dali’nin adı yalnızca bir res­sam olarak değil, aynı zamanda bir fenomen olarak karşımıza çıkar. Dali, sürrealizmin en güçlü vitrin­lerinden biri hâline gelmiş ve mo­dern sanatın en tanınan yüzlerin­den biri olmuştur. Eriyen saatle­ri, ok gibi yukarı kıvrılan bıyığı ve hayatını bizzat bir sahneye çevi­ren tavrıyla yalnızca resim üret­memiş, aynı zamanda bir kimlik inşa etmiştir. Onu anlamak için tablolarına bakmak yetmez; taş­kınlıklarına, gösterilerine, skan­dallarına ve kendisini pazarla­ma biçimine de bakmak gerekir. Dalí’nin büyüklüğü sadece iyi re­sim yapmasında değil; dikkat eko­nomisini, imaj yönetimini ve şöh­retin psikolojisini erken dönemde kavramasında yatıyor. Bugün bu­na “kişisel marka” diyoruz. Dalí ise bunu neredeyse bir asır önce yaptı. Sergiye dalgıç kıyafetiyle gitmek, bastonla bağırarak yürümek, bı­yığını bir amblem gibi kullanmak ya da kapıyı beklenmedik bir mi­zansenle açmak… Bunların her bi­ri yalnızca eksantriklik değil, aynı zamanda görünürlük stratejisiydi.

Deha mi, deli mi, Dali midir nedir?

Dalí’nin sanat tarihindeki ye­ri çoğu uzmanın ortak kanaatiyle sürrealizmin kurucusu olmasın­dan değil, onu en görünür hâle ge­tirmesinden gelir. André Breton’un teorisini yazdığı akım, Dalí saye­sinde geniş kitlelerin hafızasına girdi. Bugün sokaktaki insan sür­realizm denince çoğu zaman önce Dalí’yi hatırlıyorsa bunun sebebi budur. “Belleğin Azmi”ndeki eri­yen saatler, modern dünyanın za­man algısını sarsan güçlü bir simge hâline gelmiştir. Fakat Dalí’yi yal­nızca bir dahi olarak görmek de ek­sik kalır. Çünkü onun hikâyesinde güçlü bir pazarlama sezgisi, baş­kalarının fikirlerinden yararlan­ma ve kamuoyu dikkatini yönetme kabiliyeti de vardır. Bu yüzden bir­çok eleştirmen Dalí’nin ressamlı­ğından çok “kendini paketleme” maharetine dikkat çeker. Dalí yal­nızca tuvale değil, kamuoyuna da resim yapmıştır.

Çılgınlığın ardında çocukluk mu var?

Dali’nin hayatına dair anlatı­lan pek çok anekdot, çocukluktan itibaren sıra dışı bir psikolojik ik­limde büyüdüğünü düşündürür. Kendisinden önce ölen ağabeyi­nin adı ona verilmiş, aile içinde adeta “yeniden gelmiş çocuk” gibi konumlandırılmış, farklı giydiril­miş ve sınırları zayıf bir ortamda yetişmiştir. Annesinin ölümü, ba­basıyla mesafesi, okuldan atılma­ları ve anarşist çevrelerle teması onun gençlik yıllarını oldukça ha­reketli kılmıştır. Federico García Lorca ve Luis Buñuel gibi parlak isimlerle erken yaşta kurduğu iliş­kiler de bu ortamı daha da yoğun­laştırmıştır. Dali’nin hayatındaki önemli özelliklerden biri, kaostan korkmaması ve onu kişisel enerji­ye dönüştürmesidir. Bu tavır onu hem yaratıcı hem de tartışmalı bir figür hâline getirmiştir.

Bir insanın kendini markaya dönüştürmesi

Modern spor dünyasında bazı yıldız futbolcuların yalnızca per­formanslarıyla değil, çevrelerin­deki profesyonel ekip sayesinde küresel markaya dönüşmesi gibi, Dali de sanat piyasasında benzer bir model kurmuştur. Bıyığı tesa­düf değildir. Kıyafetleri tesadüf değildir. Attığı her adım, söyle­diği her cümle imaj mimarisinin parçasıdır. Chupa Chups logosu­nu bir kâğıda hızla çizip marka­nın tepesine yerleştirmesi bile bu zihniyetin bir göstergesidir. Dali, sanatın yalnızca üretim değil aynı zamanda görünürlük ve hafızada kalma meselesi olduğunu çok er­ken kavramış bir figürdü.

Kural koyanlar “uyumsuzlar” mı?

Dali örneği yalnızca sanat tari­hi için değil, siyaset ve ekonomi ta­rihi için de öğreticidir. Büyük dö­nüşümler çoğu zaman yerleşik dü­zeni sorgulayan figürlerle başlar. Türkiye’nin 1980’li yıllarda yaşa­dığı ekonomik dönüşüm bu açıdan dikkat çekici bir örnektir. Turgut Özal, o dönemde alışılmış devlet­çi ekonomik modelin dışına çıkan politikalar geliştirdi. İhracata da­yalı büyüme modeli, finansal ser­bestleşme ve dışa açılma strateji­leri ilk yıllarda birçok çevre tara­fından riskli bulunmuştu.

Ancak uygulanan politikalar kısa süre­de ekonomik yapıyı değiştirmeye başladı. Ekonominin dünya ile en­tegrasyonu hızlandı, özel sektörün dinamizmi arttı ve Türkiye küre­sel ticarette daha görünür bir ko­numa geldi. Özal’ın yaklaşımı yal­nızca ekonomik değil, aynı zaman­da zihinsel bir dönüşümü de temsil ediyordu. Yerleşik kalıpların dışı­na çıkmayı göze alan liderlik tar­zı, Türkiye’nin ekonomik yönünü değiştiren önemli adımların atıl­masına imkân verdi.

Dali’nin sa­natta yaptığı gibi, Özal da siyaset­te ve ekonomide alışılmış sınırla­rı zorlayan bir figürdü. Bu nedenle tarih çoğu zaman bize aynı gerçeği hatırlatır: Büyük dönüşümler çoğu zaman düzeni sürdürenlerden de­ğil, düzeni sorgulayanlardan doğar. Çünkü sıradanlık sistemi korur fa­kat değişimi çoğu zaman cesur ve alışılmadık karakterler başlatır.

Yazara Ait Diğer Yazılar
Piyasa Özeti
Borsa 14.321,19 1,53 %
Dolar 46,9720 0,11 %
Euro 53,6139 -0,04 %
Euro/Dolar 1,1415 -0,13 %
Altın (GR) 6.197,31 -0,49 %
Altın (ONS) 4.119,12 -0,12 %
Brent 75,9790 0,03 %