5 °C
Alaattin AKTAŞ
Alaattin AKTAŞ EKO ANALİZ ala.aktas@gmail.com

Dur bakalım n’olacak!

Bir süre önce mevduat faiziyle ilgili olarak “Şansımızı fazla zorluyoruz” diye yazmıştık. Meğer o günlerde enflasyonla kıyaslandığında iyi sayılabilecek bir faiz söz konusuymuş...

Baksanıza aralık ayının ortasına geldik ve mevduata verilen faiz çoktan indiği tek hanede daha da gerileme eğiliminde.

Tamam, altı aya kadar vadelide ve bir yıla kadar vadelide son haftada, yani 6-13 Aralık haftasında, bir yıl ve üstü vadelide son iki haftada, yani 29 Kasım-6 Aralık ve 6-13 Aralık haftasında faiz artışı gözlüyoruz ama biliyoruz ki bu vadelerde çok az mevduat var. Mevduat ağırlıkla bir ve üç aya kadar vadelide ve bu vadelerde faiz düşmeye devam ediyor.

Zaten mevduat miktarıyla ağırlıklandırılmış ortalama faiz de yüklü tutarda mevduatın bulunduğu bu iki vade grubunda oranlar gerilemekte olduğu için düşmeye devam ediyor. 13 Aralık itibarıyla tüm vadeli mevduatın ortalama faizi yüzde 10.77 ve stopaj düşüldükten sonra kalan net faiz yüzde 9.20 düzeyinde.

En düşük net faiz yüzde 8.76 ile bir aya kadar vadeli mevduatta, en yüksek net faiz ise yüzde 9.85 ile bir yıl ve daha uzun vadeli mevduatta.

Enflasyon yüzde 11.50’ye giderken...

Yıllık TÜFE artışı son veri olan kasım sonundaki düzeye göre yüzde 10.56. Yılın tümünde ise yüzde 11.50 dolayında bir oran bekleniyor.

Dolayısıyla Türkiye’de tasarruf sahiplerine artık enflasyon kadar bile faiz verilmiyor.

Bankaya yatırılan paranın bir yıl sonra en azından enflasyon kadar büyümesi beklenirken bu gerçekleşmiyor ve 100 lira 111.50 liraya çıkmıyor da 109.20 lirada kalıyor.

2020 enflasyonu kadar

Şu bir gerçek; enflasyon geride kalan bir yılın oranını gösteriyor, mevduat faizi ise gelecekteki bir yılın. Bu yüzden söz konusu iki oranı bire bir karşılaştırmak pek doğru değilse de gelecek enflasyonla ilgili, bu oranın tutturulmasıyla ilgili kaygılar yaşandığı için hep açıklanan son enflasyon oranına bakılıyor.

Teorik yaklaşalım ve gelecek yılın enflasyonunu esas alarak bir değerlendirme yapalım.

Yeni ekonomi programına göre 2020 yılındaki TÜFE artışı yüzde 8.50 olarak öngörülüyor. Bu oranın gerçekleşeceğini varsayarsak tüm vade gruplarında pozitif bir faizden söz edebiliriz. En düşük reel getiri bile yüzde 8.76, dolayısıyla enflasyonun çok az da olsa üstünde bir reel getiri var.

Sorular, sorular...

Ama yanıt verilmesi gereken sorular ve açıklığa kavuşturulması gereken bazı karanlık noktalar bulunuyor:

● Birincisi, 2020 enflasyonunu yüzde 8.50’de tutabilecek miyiz?

● İkincisi, şimdilik yüzde 8.50'lik enflasyona göre pozitif olan net faizin korunabilmesi için mevduat faizinin artık daha da düşmemesi gerekiyor, oysa faizde indirim devam ediyor.

● Üçüncüsü, bankalar mevduat faizini, Merkez Bankası politika faizi için kullanılan ifadeyle söylersek, “önden yüklemeli” olarak indiriyor. Diğer yandan Merkez Bankası faizinin 2020’de tek haneye çekileceği bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından dile getiriliyor. Merkez Bankası faiziyle mevduat faizi arasında 1.5 puana yakın fark var. Dolayısıyla Merkez’in faizi indikçe aşağı çekilecek olan mevduat faizi nominal olarak bile 2020 enflasyonu olan yüzde 8.50’ye doğru gerileyecek demektir. Bu faizin neti de yüzde 7’ye kadar inecektir. Yani Türkiye’yi 2020’de enflasyonu yüzde 8.50’de tutulabildiği takdirde yüzde 7 dolayında bir net faiz mi beklemektedir?

● Dördüncüsü, reel faiz yüzde 7’ye kadar inme eğilimi gösterirse şimdiden kendini köşeye sıkıştırılmış hisseden tasarruf sahibinin başka alanlara kayması, hep kaygı duyulan dövize hızlı bir yöneliş göstermesi nasıl önlenecek ya da önlenebilecek midir?

● Beşincisi, vatandaşın dövize yönelmesi, hatta bunu yaparken mevduat hesabını da kapatması söz konusu olduğunda bu durum suya atılan taş misali ekonomiyi dalga dalga kaplarsa buna karşı ne gibi önlemler alınacaktır?

● Altıncısı, tasarruf sahibi negatif faiz karşısında boynunu bükse ve hiçbir yere gitmese bile düşük mevduat faizi düşük kredi faizini doğurduğu halde bu bile ekonomiye can suyu olamıyor, kredi kullanımı artmıyor, üretim ve satışlar canlanmıyorsa, “Sorun daha büyük ve anlaşılan pek de ekonomik temelli değil, biz nerede hata yapıyoruz” diye kendi kendimize sormayacak mıyız?

Yorumlar

Yorum yapabilmek için lütfen giriş yapınız.
Giriş Yap