Ekonomi kimin için büyüyor?
Genellikle siyasilerin büyümeden taviz vermeleri zordur. Açıkça itiraf etmezler ama enflasyonla büyüme arasında bir tercih yapmaları gerektiğinde çoğunlukla enflasyona rıza gösterip, pozitif büyümeden taviz vermemeye çalışırlar. Ekonomide zorla karşılaşmadıkları müddetçe siyasetçilerin genel tavrını bu şekilde olacağı kabul edilir.
Bu tercih şekli hemen hemen her yerde böyle. Ama bizim kendi tarihimizde siyasilerin böyle tercihte bulunmasının birçok örneği mevcut. En bilinen, 1990’lı yıllar ve öncesinde çok uzun süreli, neredeyse kronik hale gelmiş enflasyonla yaşanmasının nedeni budur.
Siyasilerin enflasyon pahasına çoğunlukla büyümeyi tercih etmelerinin siyasi görüşlerle ve ideoloji ile de ilgisi yoktur. Bu tercihin arkasındaki ana neden siyasi pragmatizmdir. Özellikle kontrol edilebilir bir düzeyde enflasyonist bir ortamda pozitif büyüme iktidarların siyasi rıza üretebilmesinde önemli bir koşul olarak görülür.
Tabi ki büyüme lehine yapılan bu tercihleri yapanlar büyümenin nimetlerinin dağıtımıyla çok fazla ilgilenmezler. Siyasi kadrolar ne kadar iyi niyetli olursa olsun netice de bu büyümenin nimetlerinin paylaşım sorunu ciddi bir siyasi rekabetin konusu olur.
Büyüme ve kapsayıcılık
Bu büyüme ve bölüşüm sorunu iktisatçılar tarafından büyümenin “kapsayıcılığı” meselesi olarak ele alınır. Bir ülkedeki büyüme geniş halk kitlelerinin gelirlerinde artışlara neden oluyorsa, bu büyümenin kapsayıcılığından bahsedilebilir. Aksine büyümenin nimetlerine çok dar bir kesim tarafından el konuluyorsa o büyümenin kapsayıcı olduğundan bahsedilemez.
Meslektaşların Ayşe Aylin Bayar ve Haluk Levent ile birlikte yazdığımız ve çok yakında yabancı bir dergine yayımlanacak olan bir araştırmamızın sonuçları son 24 yıllık dönemde elde edilen büyümenin kapsayıcılığı bakımında önemli ipuçları vermektedir.
Bu araştırma TÜİK’in gelir yaşam koşulları araştırmalarında elde edilen verilerden yararlanarak, hane düzeyde yapılan hesaplamalara dayanmaktadır.
kapsayıcılık bağlamda araştırma üç temel sonuca dikkat çekiyor. Bunlardan ilki ülkede ekonomik büyüme düştükçe, büyümenin kapsayıcılığı da beraberinde düşüyor. Eğer amaç siyasi olarak kamuoyu desteği yaratmak ise bu desteğin en azından geniş kitlelerden elde edilemeyeceği anlamı çıkmaktadır. Büyüme dar bir kesimin gelirlerinde kayda değer bir etki yaratabiliyor.
İkincisi eğer gelir eşitsizliği siyasilerin önemli bir endişe kaynağı ise büyümenin seviyesinden ziyade o elde edilen büyümenin kapsayıcılığının yüksek olması ve bunu sağlayacak politikaların uygulanması önemlidir. Nihayet üçüncüsü ise, siyasi rıza üretmede pozitif büyüme önemlidir. Ama bundan daha önemlisi bu büyümenin kapsayıcılığının yüksek olmasıdır.
Sonuç
Son zamanlarda ciddi ekonomik ve finansal çalkantılarda geçen Türkiye ekonomisinde büyüme yaratmanın giderek zorlaşmıştır. En son yaşanılan “fon krizinin” ardından 2026 yılına ilişkin tüm büyüme tahminleri aşağıya doğru revize edilmiştir. Dahası ekonomi sınırlı düzeylerde pozitif büyüyebilse bile bugünkü ekonomik sıkıntıların yaşanma şekli bu büyümenin kapsayıcılığı azalmasına neden olmaktadır. Bu da gelir dağılımı adaletsizliğinin artmasına ve budan rahatsız olan kesimlerin siyasilere desteğinin azalmasına yol açmaktadır.