Ekonomi politikasında köklü değişiklikler

Serbest Kürsü
Serbest Kürsü

DOÇ. DR. ATA ÖZKAYA - Galatasaray Üniversitesi, İktisat Bölümü Öğretim Üyesi

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Para Piyasası Kurulu (PPK), e kim ayı toplantısında politika faizini %10.25 seviyesinde sabit bırakmasını takip eden 2 haftalık zaman diliminde dolar/TL kur sürecinde yüksek volatilite izlenmiş ve enflasyon beklentilerinde olumsuz sapma meydana gelmiştir. Kasım 2020 ilk haftasında ise ABD Başkanlık seçimlerinde Demokrat Parti’nin açık galibiyetinin kesinleşmesi, ABD ek mali paketinin garantilenmesi, ve COVID-19 aşısında olumlu gelişmeler kaydedilmesi neticesinde finansal piyasalarda küresel ekonomiye dair belirsizlik görüşü azalarak, gelişmekte olan ülke para birimleri değer kazandıkları bir sürece girmişlerdir.

19 Kasım 2020 TCMB PPK toplantısı öncesi, finansal piyasalarda şekillenmekte olan para politikasına dair beklentilerin başında faiz artırımı gelmektedir. Bu faiz artışının 450-550 baz puan aralığında olması konusunda finansal piyasalarda bir uzlaşma meydana geldiği söylenebilir. Beklentilerin belirli değer aralığında yoğunlaşmasının ve de bu aralıkta bir uzlaşma meydana gelmesinin en büyük delili ise, Dolar/TL ve sepet kurda son bir haftada gözlemlediğimiz % 10 düşüştür. Finansal piyasalarda gerçekleşen bu fiyatlamaları doğuran en başat etken Sn. Cumhurbaşkanı’nın hükümet olarak yeni bir ekonomik ve finansal perspektif geliştirdiklerini açıklamasıdır. Bu açıklanan ekonomik ve finansal perspektifin çerçevesi aşağıdaki şekilde oluşturulmaktadır:

1) Ekonomi kurumlarımızın yabancı yatırımcılar nezdinde güven ve kredibilite kazanması,

2) Ülkemiz risk priminin düşürülmesi

3) “Acı reçete” uygulanması

4) Faiz artışı ile vatandaşlarımızdan, bireysel tasarruflarında tercihlerini Türk Lirası’ndan yana kullanmalarının sağlanması, ve dolayısı ile ülkemizin yabancı para rezervlerinin güçlendirilmesi.

5) Yabancı yatırımcılar için riski düşük, kazancı belirgin bir ekonomi ve hukuk “iklimi” sağlanarak, tasarruf açığımızın ülke içine sermaye akımları ile giderilmesi

Bu açıklamalar Cumhurbaşkanlığı kararnameleri ile 6 Kasım’da TCMB Başkanlığı, 9 Kasım’da da Hazine ve Maliye Bakanlığı görevlerinde gerçekleştirilen yeni atamalar ile vücut bularak finansal piyasaların beklentilerini besleyecek nitelik kazanmıştır.

Öncelikle bu ekonomi politikası değişikliğinin etkilerini üç temele dayandırabiliriz: 1. Finansal Piyasa beklentilerinde küresel sisteme uyum, 2. Mali politikada sıkılaşma, önümüzdeki dönemde faiz dışı fazlada artış sinyali, 3. Gelecek faiz yükünün vergilerde yeni düzenlemeler ile bölüştürülmesi. Bu üç temel aynı zamanda ABD Başkanlık seçimlerinin sonucu oluşacak olan küresel ekonomi-politik düzlemde yeni dengelenme arayışının da çok-boyutlu bir yansımasıdır.

Bu politika değişikliğinin altında yatan temel varsayım ise kurdaki beklenen düşüşün, enflasyonu tek haneye çekebileceğidir. Buna ilişen yardımcı varsayım ise COVID-19 salgınının ek mali baskı getirmeyeceği, eğer getirirse de ya aşının ya da kurdaki düşüşün buna galebe çalan etkisinin olacağıdır.

Bu varsayımların gerçekleşmesinin koşulları dikkatle analiz edildiğinde karşımıza çeşitli riskler çıkmaktadır. Şöyle ki, enflasyon bir stokastik süreç olduğu için, bunun bileşenleri incelendiğinde üretim yapımız ve üretim birimlerimizden kaynaklanan “hantallaşmış üretim teknikleri”, üretim süreçlerinde eskimiş “know-how” kullanımı yenilenmedikçe ve/veya enerji girdisi maliyetleri düşürülmedikçe üretimde maliyet azaltma başarı şansı azdır ve enflasyondaki beklenen düşüşün kalıcı olma ihtimali düşüktür. Böylece, yukarıda tanımını verdiğim “uzlaşma” neticesinde, ekonomi kurumlarımızın karar alma süreçlerinde finansal piyasaların ardında kalması riski bulunmaktadır. Bu risk önümüzdeki dönemde ülkemizin büyüme stratejisi ve belirlenen büyüme patikasında belirsizliğe yol açabilir.

Bununla birlikte, ülkemizin ekonomi politikasında meydana gelen bu köklü değişikliğin, ülke risk primine hassasiyeti yüksek olacak şekilde kurgulandığı düşünüldüğünde, risk priminde meydana gelecek marjinal bir artışın sermaye hesabı girişlerine yüksek olumsuz etkisi, ya da çıkışına yüksek etkisi olacağı öngörülebilir. Bunun doğal neticesi de, iki yıl süre ile ülkemizin sürdürdüğü Batı Akdeniz, Doğu Akdeniz ve Kıbrıs, Suriye ile Kuzey Irak, Kafkaslar bölgelerinde jeostratejik, jeopolitik açılımlarda, uygulamalarda değişikliğe gidilmesini beklememiz gerektiğidir.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar