Ekonomide bahar mı, geçici soluklanma mı?
Siyaset alanında kargaşa ve Orta Doğu’da jeopolitik belirsizlik devam ederken, uzun bayram tatilinin ardından, hassas dengeler üzerindeki Türkiye ekonomisinde yön arayışı devam edecek. Sosyal kesimlerin ekonomik güvenine ilişkin bayram öncesi alınan veriler reel sektörde canlanma, tüketicide kötümserlik şeklinde belirgin bir ayrışmaya işaret etti, izleyen dönemde ekonomide bir toparlanma mı geçici soluklanma mı var sorusuna yanıt aranacak.
Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 25 Mayıs’ta açıkladığı mevsimsellikten arındırılmış verilere göre Ekonomik Güven Endeksi, mayısta yüzde 0,8 artarak 97,2’ye yükseldi. Bunun bileşenlerinden Reel Kesim (imalat sanayi) Güven Endeksi belirgin şekilde toparlanarak savaş sonrasında yeniden 100 seviyesini aştı. Önceki aya göre 2,4 puan artan endeks 101,0 oldu. Ancak tüketici güven endeksi yüzde 0,3’lük artışa rağmen hâlâ 85,8’de düşük seviyelerde. Hizmet Güven Endeksi de 0,7 puanlık düşüşle 109 olurken, perakende ticaret 0,9 puanlık bir yükselişle 112,5’e çıktı. İnşaat Güven Endeksi ise 1,5 puanlık düşüşle 82,1’e kadar indi.
Reel sektörden güçlü sinyal
Güven endekslerinin mayıs ayı sonuçları, Türkiye ekonomisinde kesimler ve sektörler arası ayrışmayı net bir şekilde ortaya koyuyor. Genel Güven Endeksi yükselirken, alt endekslerdeki tablo oldukça heterojen bir görüntü arz ediyor.
Bu kapsamda en güçlü performans imalat sanayiinde. Reel Kesim Güven Endeksinin yeniden 100 eşiğini aşması, umut verici bir sinyal. Bu artış, reel sektörün “maliyet şoklarına rağmen” sipariş bazlı bir rahatlama yaşadığını gösteriyor. Özellikle otomotiv, demir-çelik, kimya ve makine gibi dış talebe bağlı alt sektörler bu toparlanmanın ana taşıyıcısı konumunda.
Firmalar, küresel talebin kısmen canlanması ve imalatçılara yönelik olası vergi düzenlemeleri gibi bazı teşvik sinyallerine bağlı olarak geleceğe daha iyimser bakıyor. İhracatçı firmaların, TL’deki görece istikrar ve küresel talepten olumlu etkilenmesinin bunda rolü bulunuyor. Reel sektördeki güven artışında, özellikle ihracatçı sanayi ve belirli hizmet alanları öne çıkarken, iç piyasaya ve inşaat odaklı segmentlerde ise temkinli bir duruş hâkim. Genel gidişat ve istihdam beklentilerindeki bazı zayıf sinyaller ise kalıcı iyileşmenin henüz erken olduğunu işaret ediyor.
Ekonomi bileşenleri “iki hızda” ilerliyor
Ancak madalyonun diğer yüzünde, yüksek enflasyon, kira ve gıda fiyatlarındaki baskı ile gelecek 12 aylık maddi durum beklentisinde temkinli olmaya devam eden tüketicilerin güven düzeyinin sürekli kötümser bölgede kalması var ve buna yol açan başlıca dinamikler şöyle:
- Yıllık enflasyon yüzde 32 seviyesinde seyrederken, özellikle gıda ve enerji fiyatlarındaki artış hane bütçesini doğrudan baskılıyor. Mevcut dönemde hanenin maddi durum endeksi 69,2’ye kadar geriledi.
- Kira ve konut maliyetlerindeki sert yükseliş: Kira artış oranları yüzde 32-34 bandında devam ediyor. Konut grubu enflasyonu, tüketicilerin en büyük gider kalemlerinden biri olarak güveni baskılıyor.
- Gıda fiyatlarındaki kalıcı baskı: Gıda enflasyonu, enflasyonun en büyük katkı kalemi. Günlük tüketimdeki fiyat artışı, hane halkının en hissedilir sıkıntısı.
- Mevcut finansal durum algısındaki bozulma: Gelecek beklentilerde hafif iyileşme olsa da “bugünkü maddi durum” değerlendirmesi belirgin şekilde kötüleşti. Tüketiciler ceplerindeki paranın yetmediğini güçlü şekilde hissediyor.
- Yüksek faiz ortamı ve borçlanma maliyetleri: Kredi faizlerindeki yükseklik, tüketici kredilerini ve konut talebini sınırlıyor; bu da genel ekonomik güvensizliği besliyor.
- Jeopolitik ve enerji şokları: Orta Doğu kaynaklı enerji fiyatlarındaki artışlar, ithal girdi maliyetlerini yükselterek dolaylı yoldan tüketici fiyatlarına yansıyor.
- Genel ekonomik belirsizlik: Enflasyon hedeflerindeki revizyonlar, kurdaki volatilite beklentisi ve yapısal reformların yetersizliği, uzun vadeli iyimserliği sınırlıyor.
Reel sektörün ihracata, tüketicilerin ise iç talebe dayalı olduğuna işaret eden uzmanlar bu ayrışmanın tesadüf olmadığı görüşünü dile getiriyor. Reel sektördeki iyimserlik artışına karşılık tüketici tarafındaki düşük seviye, ekonominin “iki hızda” ilerlediğini gösteriyor.
Esnaf, memur ve girişimci açısından önümüzdeki yaz ayları, özellikle enflasyonun seyri ve alım gücünün toparlanıp toparlanmayacağına bağlı. Mevcut konjonktürde ekonomide; dış talep ve stok hareketleriyle ayakta kalan reel sektör ile enflasyon ve yüksek faiz altında ezilen iç talep odaklı alanlar şeklinde iki farklı dinamik ortaya çıkıyor.
Tüketici vizyonu, sektörleri etkiliyor
Öte yandan perakende ticaret sektöründe hafif toparlanma sinyalleri olmasında, beyaz eşya, otomobil, elektronik gibi dayanıklı tüketim mallarına yönelik harcama eğiliminin güçlü kalması ve tüketicilerin “fiyatlar daha da artacak” beklentisiyle harcamaları öne çekmesinin etkili olduğu görülüyor. Normalde tüketici harcamalarındaki temkinlilik bu sektördeki ivmeyi sınırlandırıyor.
Hizmetler sektörü güvenindeki düşüşte ise faaliyet beklentilerinde hafif soğuma; turizm, lojistik, perakende ve profesyonel hizmetlerdeki temkinlilik etkili. Yüksek enflasyonun hizmet fiyatlarına yansıması, tüketici harcamalarındaki yavaşlama ve Orta Doğu kaynaklı jeopolitik risklerin turizm üzerindeki olası etkisi güçlü hissediliyor.
İnşaat ise güven endeksinde en sert düşüşlerden birini yaşayan alan. Bunda, yüksek faiz ortamı, maliyet baskısı ve yavaşlayan konut talebinin etkisi bulunuyor. Kira ve konut fiyatlarındaki yüksek seviyeye rağmen yeni proje başlatma iştahının düşük olduğu dikkati çekiyor.
Buna göre ihracat odaklı imalat sanayi ve kısmen perakende ticaret iyimserlik sinyali verirken, inşaat ve hizmetlerde daha temkinli ya da kötümser durum hâkim. Türkiye ekonomisinin zorlu bir bahar geçirdiğine işaret eden uzmanlar, bu baharın kalıcı bir yaza dönüşmesinin, atılacak yapısal adımlara bağlı olduğunu vurguluyor.
Enflasyon ve jeopolitik gölge
Merkez Bankası’nın 14 Mayıs’ta yayımladığı Enflasyon Raporu’nda yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 16’dan yüzde 24’e revize etmesinde, enerji fiyatlarındaki özellikle Orta Doğu kaynaklı şoklar ve iç talep dinamikleri etkili oldu. Dolar/ TL’nin 45 bandındaki seyri, ithal girdi maliyetlerini yüksek tutmaya devam ediyor.
Uzmanlara göre bu ortamda reel sektörün güvenindeki toparlanmanın, “maliyet odaklı” bir iyimserlikten ziyade sipariş bazlı bir rahatlama olarak okunması mantıklı. Bugün (1 Haziran) açıklanacak 2026 yılı 1’inci çeyrek GSYH verisi de kritik önemde. Beklentiler yüzde 2,7 civarında bir büyüme yönünde. Bu oran, 2026’nın tamamı için öngörülen yüzde 3,5- 4 bandındaki büyüme hedefi ile uyumlu ancak bunun iç talebin zayıf seyrini teyit etmesi durumunda tüketici tarafındaki karamsarlığı pekiştirebileceği belirtiliyor.
Kısa ve orta vade ne gösteriyor?
Kısa vadede kesimlerin ekonomide ileriye bakışında, yarın açıklanacak mayıs ayı enflasyon verisi ve Merkez Bankası’nın haziran ayı Para Politikası Kurulu toplantısı belirleyici olacak. Artan jeopolitik riskler ve iç siyasi gerilim üzerine faiz indirim süreci sekteye uğramış bulunuyor. Politika faizi yüzde 37 bandında tutulurken, Merkez Bankası’nın “sıkı duruş” vurgusu devam ediyor.
Jeopolitik riskler, küresel Fed politikaları ve enerji fiyatları ise bu konuda belirsizliği besliyor. Uzun vadede ise asıl sorunun yapısal olduğuna işaret ediliyor. Uzmanlar, güven endekslerindeki kalıcı iyileşmenin, enflasyonda tek haneli kalıcı düşüş, verimlilik artışı, tasarruf oranlarının yükseltilmesi gibi koşullara bağlı olduğuna işaret ediyor. Aksi takdirde bu tür hafif toparlanmaların mevsimsel soluklanmalardan öteye gidemeyebileceği vurgulanıyor.

