Ekonomide masallar gerçekler

Ömer Faruk ÇOLAK
Ömer Faruk ÇOLAK EKONOMİ ATLASI dunyaweb@dunya.com

Salgın sadece sağlığımızı değil, aynı zaman da ekonomiyi de tehdit ediyor. ABD’den, Japonya’ya, Arjantin’den Türkiye’ye tam bir telaş hakim. Telaşın altındaki olgu sadece GSYH’daki düşüş değil, işsizliğin görülmemiş boyutlara doğru gitmesi. ABD’de küresel krizin başladığı 2008 yılının sonunda özel sektörde çalışanların sayısı 112 milyona gerilemişti. Kriz öncesi bu sayı 115 milyon dolayında idi. 2019’un sonunda çalışan sayısı 129 milyona kadar yükselmişti. Dört ay sonra çalışanların sayısı 20 milyon azaldı ve Nisan 2020 de 109 milyona geriledi. Yani 20 milyon kişi işsiz kaldı (https://adpemploymentreport. com/2020/April/NER/ NER-April-2020.aspx). Bu düşüşün yaratacağı etki önümüzdeki aylarda daha da yıkıcı olacak. Üstelik bu yıkım ekonomik boyutta da sınırlı kalmayacak, bunun bir de sosyal ve politik etkileri olacak. Kriz öncesi ABD’nin popülist Başkanı Trump “Önce Amerika” sloganı ile milliyetçi Amerikalıların sırtını sıvazlarken, şimdi hangi sloganı üretecek doğrusu merak ediyorum. Üstelik ülkede altı ay sonra seçim var. Bu süreçte ABD’de var olan gelir ve sosyal eşitsizlik daha da derinleşecek. Sağlık sigortası olmayan şeker hastaları köpek insülini vurarak tedavi olmaya çalışıyordu, sanırım şimdi onu bile bulmakta zorlanacaklar. Trump, uygulamaya çalıştığı vahşi kapitalizmin bedelini tüm Amerikalılara ödetti. Bu sonuç Trump’ı Başkanlık koltuğunda eder mi? Belki. Ancak kriz dönemlerinde bireylerin kayıplarını başkalarına yüklediğini, bunun da ülkeleri faşizme kadar götürdüğünü Almanya örneğinden biliyoruz.

Türkiye de krizden payını fazlası ile alıyor. Özellikle ikinci çeyrekte ekonominin %15’i bulan bir küçülme yaşayacağını tahmin ediyorum. Bu gerçekleşme elbette bir sonuç. Gerisinde bugünlerde daha çok duyduğumuz işten çıkarmalar ve iflaslar var. Hükümetin krizin etkisini hafifletmeye yönelik açtığı paketlerin iki dayanağı var. Kredi genişlemesi ve kısa çalışma ödeneği. Kredi genişlemesi daha çok kamu bankaları aracılığıyla yürütülürken, kısa çalışma ödeneğinin şartlara bağlanması, arzulanan sonucun doğmasını engelledi. Bundan dolayı da özellikle mayıs ayı itibari ile daha çok iflas sesleri duymaya başladık. Diğer yandan döviz kurundaki hızlı yükseliş orta vadede enflasyon üzerinde baskı yaratacağı için özellikle sanayiciler daha çok tedirgin olmaya başladılar.

Bu tabloyu anlamaya çalışanlar önce döviz kuru neden artıyor sorusunu soruyorlar. İktidara karşı olan olanların ilk yanıtı döviz borcumuz çok, rezervimiz tükendi diyor. Bu savlar kısmen doğru. Ancak eksik.

Türkiye’nin 2019 sonu itibari ile dış borç stoku 436 milyar 921 milyon dolar. Bunun 154, 7 milyar doları kamuya, 273,7 milyar doları özel sektöre ait. Bu borç bir yılda yapılmadı, borç stoku 2002 yılı sonunda yani AKP başa geçtiği yıl 129 milyar dolardı. On yedi yılda dış borç stoku %337 oranında arttı. Bu dönemde borç stoku kolay çevrildi. Küresel piyasalar da faiz oranı düşüktü, likidite boldu, Türkiye’nin makro dengeleri daha iyi idi, daha da önemlisi 2014’e kadar güven katsayısı yüksekti. Buna rağmen Türkiye ciddi bir faiz yükü üstlendi, dış borç servisi yüksek düzeylerde seyretti. 2003-2019 döneminde Türkiye 764 milyarı anapara, 170 milyar doları faiz olmak 934 milyar dolarlık bir borç anaparası ve faizini ödedi.

Bu dönemde gelen borç sayesinde hanehalkı, özel sektör, kamu bol bol harcadı. Konut sektörü adeta koşarcasına büyüdü. Sıradan yurttaş evim, arabam oldu diye sevindi. Ben bu döneme “Masallar Dönemi” diyorum. Halk “gerçeklerle” yüzleşmek istemedi. Şimdi yüzleşiyor.

Bu olumsuz tabloya rağmen döviz kuru bu düzeyde olmamalı. Belirleyici olan değişkenler (enflasyon) bu düzeyi teyit etmemekte. Neden kurlar yükseliyor. Bunun iki nedeni var:

•Bütçe dengesi, yani iç denge çok bozuk. 2020 yılının İlk üç ayı sonunda bütçe 29 milyar TL açık verdi. Mart ayı bütçe açığı 43 milyar TL, faiz dışı denge de 32 milyar TL düzeyinde gerçekleşti. Bütçe açığı ilk iki ay da fazla verdiği için açık ilk çeyrekte 29 milyar TL de kaldı. Mart ayında dahilden alınan KDV eksi oldu. Mart ayın da bütçe de öne çıkan bir başka olgu da cari transferlerin (KİT zararı, SGK açığı, vb) bütçenin %42,8 düzeyine kadar yükselmesi. Bu kalemin içinde kalan Ziraat Bankasının zararı ilk üç ay sonunda 1 milyar TL, Halk Bankasının zararı 566 milyon TL oldu.

•İkinci önemli neden ise ekonomiye ve genel olarak yönetime olan güvenin zayıflaması. Bunu için TUİK’in güven endekslerine baksanız yeter.

Sonuç olarak bu bütçeye bu kur yakışıyor olabilir, ancak ekonomik gerçekleri ile uyumlu bir kur ile karşı karşıya değiliz. Masallardan vazgeçip gerçeklerle hareket etsek kur da gerçek düzeyine oturur. Bunun içinde ilk koşul bu Anayasa’nın değişmesidir.

Okuma Önerisi: Ömer Faruk Çolak, Ekonomide Masallar Gerçekler.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Savaş tuzağı 21 Eylül 2022
Gözlük değişimi 24 Ağustos 2022
Biri bizi gözetliyor 10 Ağustos 2022