Ekonomiye kötülük mü etmek istiyorsun, kuru artır yeter!

Alaattin AKTAŞ
Alaattin AKTAŞ EKO ANALİZ ala.aktas@gmail.com

✔ Enflasyonun suçluları yargılanırken hakim "Suçlu kalk" dese ayağa ilk fırlayacak döviz olur. Çünkü Türkiye'de her kur artışı, enflasyon getiriyor.

✔ Merkez Bankası perşembe günü kuru zıplatacak bir karar alırsa bizim fahiş fiyat denetimini daha da uzatmamız gerekir.

Bir fahiş fiyat tartışmasıdır gidiyor. Sanki enflasyon bu düzeylere ilk kez gelmiş gibi... Sanki enflasyonun bu düzeylere gelmesi kimler olduğu bir türlü bilinemeyen, belirlenemeyen gizli ellerin işiymiş gibi...

Ama kabul edelim bu sefer bir fark var. En azından sorumluların kimler olduğu daha somut bir şekilde dile getiriliyor.

Aracılar ve fırsatçılar; belli ki fiyatları yükseltenler onlar.

Peki fiyatların böylesine yükselmesine yol açan hükümetin ta kendisi olmasın!

Saçma mı geldi; “Hükümet fiyatların artmasını ister mi” diye bir düşünce mi aldı sizi?

Elbette “Fiyatlar artsın” düşüncesiyle yola çıkılmıyor, hareket edilmiyordur. Ama ya uygulanan yanlış politikalar bu sonucu doğuruyorsa?

Fiyatlar niye artar?

Önce şu basit soruya yanıt arayalım:

“Fiyatlar niye yükselir?”

Temelde iki neden vardır; arzın talebi karşılayamaması durumu, yani talep enflasyonu ve maliyetlerin çok hızlı artması, yani maliyet enflasyonu.

Bu iki nedenin dışında para arzındaki artış ve enflasyon beklentilerinin bozulması da enflasyona yol açar tabii ki.

Son dönemde Türkiye’de fiyat artışlarının hızlanmasına herhalde talep enflasyonunun yol açtığı söylenemez. Geriye kalıyor, maliyet enflasyonu.

Türkiye’de üretim maliyeti üstündeki en büyük baskı kaynağı çok belli değil mi, döviz kuru.

Zurnanın zırt dediği yere geldik işte!

Peki kuru kim artırıyor?

Türkiye’de enflasyonun en önemli nedeni çoğunlukla ama çoğunlukla döviz kurunun artması olmuştur.

Dolayısıyla Türkiye ekonomisine kötülük etmek isteyenin döviz kurunu artırması yeter!

Artır döviz kurunu, yaslan arkana ve seyret olan biteni!

Yönetimde olanlar elbette “Şu döviz kurunu bir artıralım da ekonomi alt üst olsun, fiyatlar tırmanıp gitsin" diye düşünmüyordur.

Niyet kötü değildir tabii de icraat yanlışsa ve sonuçta fiyatların tırmanması durumuyla yüz yüze kalınıyorsa... Son dönemde olduğu gibi...

Söz grafiklerde...

Bugün dolar kuru ile Yİ-ÜFE'nin seyrini gösteren iki grafik hazırladık. Grafiklerin birinde 2018 yılı başından bu yılın ağustos ayına kadar olan üç buçuk yılı aşkın sürede dolar ve Yİ-ÜFE'nin ay ay yıllık değişim oranlarına yer veriyoruz. Diğer grafikte ise 2017 yılının aralık ayını 100 kabul ederek dolar ve Yİ-ÜFE için bir endeks oluşturarak iki büyüklüğün ne ölçüde birlikte hareket ettiğini gözlemeyi amaçladık.

Dolar ve üretici fiyatların yıllık değişimi, aradaki paralelliği somut bir şekilde ortaya koyuyor. Yeri gelmişken belirtelim, üretim maliyetindeki artış kendini öncelikle üretici fiyatlarında gösterdiği için TÜFE’yi değil, Yİ-ÜFE'yi esas aldık.

Doların yıllık değişim anlamında zirveye çıktığı ay 2018’in eylülü. Oran yüzde 84’ü bulmuş. Malum, rahip krizinin tırmandığı dönem. Krizi tırmandıran kim; önce “Rahibi bırakmayacağız” diyen, kur yükselmeye başladığında faizi artırmayan ve kuru bu düzeye getiren, ardından onca laftan sonra rahibi bırakıp faizi bu sefer yüzde 24’e çıkaran ve kur tortusu kaynaklı enflasyona bizi mahkum eden yönetim.

Dolardaki yıllık artışın yüzde 84'e dayandığı eylül ayında yıllık Yİ-ÜFE artışı da yüzde 46'yı geçmiş.

Acaba bir kişi de çıkıp “Kur ve Yİ-ÜFE artışının aynı ay rekor kırması tesadüftür” diyebilir mi?

Rahip binmiş uçağa ülkesinin yolunu tutmuş, faiz yüzde 24, kur düşmeye başlamış, ne tesadüf Yİ-ÜFE de!

2019’un kasımına gelmişiz, dolar bir yıl öncesinin yüzde 10 altında, Yİ-ÜFE'deki yıllık artış da yalnızca yüzde 2.5. Bu oranlar da tesadüf değil mi!

2021 ve 2021’de gidişat niye değişti?

2020 yılıyla birlikte dolardaki yıllık değişim, üretici fiyatların üstüne çıktı ve bu durum yıl boyunca sürdü. Bunun en büyük nedeni hiç kuşku yok ki pandeminin yarattığı sıkıntılardı. Neredeyse tümüyle duran ve üretmeyen bir sanayi vardı, sağlıklı bir fiyat oluşumu bile söz konusu değildi.

Üretici fiyatları 2020'nin ortasından itibaren daha hızlı artmaya başladı. Ne var ki kur artışını dizginlemek mümkün olmuyordu ve Merkez Bankası›nda kasım ayı operasyonu yapıldı. Bu operasyon, çoğu doğru operasyon gibi uzun ömürlü olmadı ve marta geldik. 7 liraya kadar gerileyen doları, yeni bir operasyonla yüzde 20’den fazla artırdık.

Son bir yıldaki değişim anlamında kur ve Yİ-ÜFE giderek ayrışıyor. Nedeni belli; geçen yılki kur yükü fiyatları hala yukarı itiyor. Kurdan başka etkenler de var elbette; bazı emtia fiyatlarında artışlar da yaşanıyor.

Etken kalmazsa biz devreye giriyor, örneğin elektrik ve doğalgaza yüklü zamlar yaparak boşluğu dolduruyoruz!

Kaldı ki kurda son dönemde başlayan artış uzun soluklu olur ve perşembe günü bu yangına yeni odun atarsak, Yİ-ÜFE'de baz etkisi kaynaklı bir yavaşlama belki görürüz ama belirgin bir gerileme görme şansımız olmaz.

PERŞEMBEDEN SONRA BİZİ NE BEKLİYOR?

Merkez Bankası perşembe günü ne karar alır; bunu bilmek pek mümkün değil. Bu konuda Merkez Bankası’nda bile net bir görüş oluştuğunu pek sanmıyoruz.

Bizim tahminimize gelince... Merkez Bankası faizi muhtemelen değiştirmeyecektir. “Manşet enflasyon yerine çekirdek enflasyon gözetilmeli” çıkışından sonra oluşan “Herhalde faiz inecek” tahminleri bu şekilde boşa çıkarılmak istenebilir.

Siyasetin yoğun baskısı altında olduğu tartışma götürmeyecek durumda bulunan Merkez Bankası, faizi sabit tutarak en azından görünürde bağımsızlığını da korumuş olur.

Peki doğru adım nedir? Pek gündeme getirilmeyen faiz artışı olabilir mi? Eski söylemler, yani "Politika faizi enflasyonun altında kalmayacak” söylemi hala savunuluyor olsaydı tabii ki artış beklenebilirdi. Ama sanki “Manşeti değil çekirdeği dikkate almak gerekir” söylemi, biraz da faiz artışı beklentisini törpülemek için ortaya atılmış gibi. Bunda başarılı da olunmadı değil.

Ama Merkez Bankası tutar perşembe günü faizi indirirse, isterse çeyrek puan olsun hiç önemi yok, bir faiz indirimine giderse, mevcut enflasyonla makas daha da açılacaktır. Yıllık enflasyonun eylül ve sonrasında gerileyeceğine dönük bir işaret de bulunmamaktadır. Sanıldığı gibi Yİ-ÜFE'den TÜFE’ye olan etki de öyle büyük ölçüde gerçekleşmiş değildir.

Merkez Bankası faizi indirip piyasada biraz canlılık sağlayabilir. Ama kurun zıplamasıyla birlikte haliyle enflasyon da tırmanışa geçeceği için biz fahiş fiyat denetimlerinin süresini daha da uzatmak zorunda kalabiliriz.

 

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Bindik bir alamete... 25 Ekim 2021