28 °C
A. Levent ALKAN
A. Levent ALKAN aleventalkan@gmail.com

Elde var sanayi üretimi

Sanayi politika gerektirir. Bunu nereden biliyoruz? İngiltere’den, Almanya’dan, ABD’den, Rusya’dan, Japonya’dan, Güney Kore’den, Çin’den... İngiliz Parlamentosu telif haklarını serbest girişimciye açınca, çok geçmeden sanayi devrimi de filiz vermişti. Devrimi yeşerten nelerdi; bir göz atalım.

1- Telif hakları buluş sahibine ilk 5 yıl olağanüstü gelirler vadediyordu. Bu ömrü boyunca elde edemeyeceği kadar geliri kazanabilme olanağı sağlıyordu. Çorak arazilerde altın madeni aramaktan çok daha güven vericiydi.

2- Toplumda hem kölelik hem de keskin bir gelir dağılımı bozukluğu vardı. Sağlam bir eğitim almış olmak ve sıkı çalışmak alt sınıftaki yurttaşa buluş üzerinde yüksek moral sağladı. Birkaç sınıf atlama örneği toplumsal sanayi hamlesini getirecek dürtüyü sağladı.

3- Hukuk sistemi işletme haklarını, üretimi ve girişimciyi korudu. Bu yönde yaşanan tecrübeler dönerek girişimciliği beslemeyi sürdürdü.

4- Eğitimde çok sağlam temeller atılmıştı. Düşünce akımları, beraberinde yeni bir eğitim ve bilim anlayışı da getirmişti. Bunun adına da pozitif bilim denmişti.

5- Sistem özel sektörde liyakat anlayışını bir zorunluluk olarak yerleştirmişti.

Birinci sanayi üretimi İngiltere’de, ikincisi Almanya’da, üçüncüsü ABD’de ve dördüncüsü de Çin ve etrafındaki Asya ülkelerinde gerçekleşmeye devam ediyor. Bizde durum nasıl gelişiyor? Küresel sistemik kriz Lehman Brothers’ın Eylül 2008 de çöküşüyle tüm dünyada içinden çıkılması oldukça zor bir ekonomik ortam yaratmıştı. Krizin kaynağı ABD idi. Bunu onlar sistemik bir kriz şeklinde tanımlasa da, “L” şeklinde toparlanacağı öngördü. Kriz yazınında Büyük durgunluk karşılığı da buldu. Özel sektör kamunun üzerine çökünce bütün sistem çöker. İşte o zaman sistemik olduğu anlaşılır. Küresel sistemik kriz 2011 yılında Avrupa Birliği üzerinden devam etti. Gelişmişlerde başlayan kriz, gelişmekte olan ülkeler için büyük bir de avantaj sundu. Sanayilerini toparlayıp, dev ülkelerle aralarındaki farkları kapatabilmek olanağı sağladı. Güney Kore bunu ilk yapan ülke oldu. Çin ve Hindistan da bu yönde dev adımlar attı. Grafikte Türkiye Aralık 2008 – Nisan 2020 dönemi inceleniyor. Yıldan yıla yüzdesel değişimlerde üç aylık ortalamalar şeklindeki sanayi üretimi kalkınma gücümüzü resmediyor. Sonuçlar açıkça ortaya koyuyor ki, Türkiye sanayi üretimi oldukça dalgalı seyrediyor. Sürdürülebilir bir büyüme sağlanamıyor. Bunun nedenlerine bir göz atalım…

1- Türkiye Avrupa Birliği ile 1996 da imzaladığı Gümrük Birliği Anlaşması’nda gereken gözden geçirmeleri kabul ettiremedi. Birlik zaman içinde üçüncü ülkelerle serbest ticaret anlaşmaları da yaparak Türkiye’yi önemli ölçüde zarara uğrattı. Güncel şekliyle Avrupa Birliği’nin anlaştığı üçüncü ülkeler Türkiye’ye Avrupa Birliği ülkeleriyle anlaştığı şekliyle düşük gümrükle mal satabiliyor. Oysa Türkiye aynı koşullarla satamıyor. Sanayi de pazar bulamayınca büyüyemiyor.

2- Ürün maliyetinin en önemli kalemi olan taşıma bedeli rekabet edilebilir düzeylere indirilmelidir. Türkiye enerjiyi ithal ettiğine göre, hızlı trenleri limanlara kadar uzatmış olmak, ucuz, hızlı ve sorunsuz taşıma imkânı sağlayacaktır.

3- Eğitimde pozitif bilimlerin altyapısı yer almalıdır.

4- İşgücü ile eğitimden çıkan öğrenciler arasındaki uyumsuzluk ortadan kaldırılmalıdır. Mezun işe başlar başlamaz işin gereğini yerine getirebilmelidir.

Tarım toplumundan sanayiye geçişi sağlayamadık. Üstüne üstlük tarım toplumu özelliklerimizi de kaybettik. Sanayi, tarımda ve enerji de dışa bağımlı büyüyebildik. 1980 sonrası için geçmişi olan bu özelliğimizi son dönemde de sürdürdük. Bir sürü bölgesel ticaret işbirliği anlaşmasında yer aldık. Ancak hiçbirinden beklenen faydayı elde edemedik. Krizler, darbeler, komşularda gerginlik, göçmen meselesi derken; elde var dirlik düzenlik tutmaz, bir coşar bir çöker sanayi üretimi oldu.

Yorumlar

Yorum yapabilmek için lütfen giriş yapınız.
Giriş Yap