Emeklilikte 4500 gün mü, 7000 gün mü?
Eylül 1999 ve sonrasında sigortalı olanların en fazla merak ettiği konulardan biri, 4.500 prim günüyle emekli olmak ile 7.000 prim günüyle emekli olmak arasında ne fark var? Emeklilik yaşında 4500 günle prim günüyle kadınlardan 58, erkeklerden 60 yaş istenirken, 7000 prim gününü tamamlayanlardan da istenilen yaş aynıdır. Kadınlardan 58, erkekler 60 yaş
9 Eylül 1999-30 Nisan 2008 tarihleri arasında ilk sigorta başlangıcı olanlar 4500 prim günüyle düşük emekli aylığı mı alırlar, başka bir ifadeyle 7000 prim gününü tamamlayanlar daha yüksek emekli aylığı mı alacaklar?
Cevap: Hayır.
Hatta bazı çalışanlarda tam tersi sonuç ortaya çıkabilir. Kişi daha fazla çalışıp daha fazla prim ödediği halde ileride bağlanacak emekli aylığını aşağı çekebilir.
Burada belirleyici olan yalnızca kaç gün prim ödendiği değil, primlerin hangi kazanç üzerinden ödendiğidir.
4.500 gün mü, 7.000 gün mü?
9 Eylül 1999 ile 30 Nisan 2008 tarihleri arasında ilk defa 4/a (SSK) kapsamında sigortalı olanlar açısından iki temel emeklilik seçeneği bulunuyor.
-Birincisi; kadınlarda 58, erkeklerde 60 yaş ve 7.000 prim günü.
-İkincisi ise; kadınlarda 58, erkeklerde 60 yaş, 25 yıllık sigortalılık süresi ve en az 4.500 prim günü. Dolayısıyla 4.500 gün seçeneğinde yalnızca yaş ve prim günü yeterli değil; 25 yıllık sigortalılık süresinin de tamamlanması gerekiyor.
Buradaki kritik soru şu: 4.500 günü tamamlayan ve 25 yıllık sigortalılık süresi ile yaşını bekleyen bir kişi, sırf emekli aylığını artırmak amacıyla 7.000 güne kadar çalışmalı mı?
Her zaman değil. Çünkü 4.500 gün ile 7.000 gün arasındaki 2.500 günlük ilave çalışma, emekli aylığını otomatik olarak yükseltmez.
Fazla prim emekli aylığını düşürebilir?
Emekli aylığının hesabında yalnızca prim gün sayısına bakılmıyor. Primlerin hangi prime esas kazanç üzerinden ödendiği de son derece önemli. 2026 yılında aylık prime esas kazancın alt sınırı 33.030 TL, üst sınırı ise bunun 9 katı olan 297.270 TL. Dolayısıyla 4.500 günü bulunan iki kişinin geçmiş hizmetleri ve bugünkü hesaplanan emekli aylıkları aynı olsa bile, bundan sonraki çalışmalarının emekli aylığına etkisi tamamen farklı olabilir. Bir kişi 7.000 güne kadar asgari ücret seviyesinden çalışırken, diğeri yüksek prime esas kazanç üzerinden çalışıyorsa aynı 2.500 ilave gün iki kişide aynı sonucu doğurmaz.
Asgari ücret ve buna yakın prime esas kazanç üzerinden prim ödenmeye devam edilmesi, özellikle geçmiş yıllarda yüksek kazançlardan primi bulunan kişilerin ortalama kazançlarını aşağı çekerek hesaplanan kök aylığın düşmesine yol açabilir.
Buna karşılık prime esas kazancı asgari ücretin yaklaşık 2,5 katının üzerine çıkanlarda ilave çalışma aylığı yukarı taşımaya başlar. Kazanç yükseldikçe olumlu etki de büyür.
En yüksek etki ise doğal olarak prime esas kazanç tavanından prim ödeyenlerde görülür.
40 bin TL aylık örneği üzerinden bakalım
Konuyu somut bir örnekle anlatalım.
Geçmiş yıllarda yüksek kazançlardan primleri ödenmiş, bugün itibarıyla 4.500 prim günü bulunan bir sigortalının hesaplanan kök emekli aylığının bugünkü değerlerle 40.000 TL olduğunu varsayalım.
Bu kişi bundan sonra çalışmadan yalnızca emeklilik yaşını beklerse (kadın 58, erkek 60 yaş), 6 ayda bir emekli aylığının üzerine enflasyon farkı eklenir.
Ancak aynı kişi “4.500 günüm var ama 7.000 güne tamamlayayım, aylığım daha yüksek olsun” diyerek çalışmaya devam ederse sonuç prime esas kazancına göre değişir. 4.500 günden 7.000 güne ulaşmak için 2.500 gün, 6 yıl 11 ay 10 gün yani yaklaşık 83 ay 10 gün daha prim ödemesi gerekir.
Şayet bu süre boyunca primleri asgari ücret seviyesinden ödenirse, yüksek kazançlı geçmiş hizmetlerinin oluşturduğu ortalama aşağı çekilebilir. Yaptığımız örnek hesaplamalarda bu profildeki bir sigortalının hesaplanan kök aylığında yıllık yaklaşık 500 TL civarında azalma oluşabilmektedir.
Yaklaşık 6 yıl 11 aylık ilave çalışma düşünüldüğünde toplam etki bugünkü değerlerle 3.500 TL civarına ulaşabilir.
Başlangıçta 40.000 TL seviyesinde hesaplanan aylık, diğer bütün değişkenleri sabit tuttuğumuz basitleştirilmiş örnekte 36.500 TL civarına gerileyebilir.
Yani kişi yaklaşık yedi yıl daha çalışmış, 2.500 gün daha prim ödemiş ama sonuçta hesaplanan aylığı yükselmek yerine düşmüş olabilir. İşte “fazla prim günü her zaman fazla emekli aylığı demektir” düşüncesinin yanlış olduğu nokta burasıdır.
Tavandan prim ödenirse tablo tersine dönüyor
Aynı kişinin 2.500 günlük ilave çalışma döneminde primlerinin asgari ücret yerine prime esas kazanç tavanından, yani 2026 rakamıyla aylık 297.270 TL üzerinden ödendiğini düşünelim.
Bu durumda yaptığımız örnek aylık hesaplamalarında, çalışılan her ilave ayın kök aylığa etkisi yaklaşık 600–650 TL seviyesine kadar çıkabilmektedir.
2.500 gün yaklaşık 83,3 aya karşılık geldiğine göre, yalnızca matematiksel olarak bu etkinin tamamının aynı bugünkü değerlerle sürdüğü varsayılırsa yaklaşık 50.000–54.000 TL ilave aylık etkisi ortaya çıkar.
Dolayısıyla başlangıçta 40.000 TL olarak hesapladığımız aylık, bu teorik ve sabit-değerli örnekte 90.000–94.000 TL bandına kadar çıkabilir.
Ancak burada çok önemli bir parantez açmak gerekiyor:
Bu rakam bir SGK aylık garantisi veya herkes için geçerli sabit artış değildir.
Sigortalının geçmiş kazançları, prim dönemleri, aylık bağlama oranları, güncelleme katsayıları ve çalışma dönemlerinin dağılımı sonucu değiştirir. Buradaki hesap, yüksek prime esas kazançtan ilave çalışmanın yönünü ve büyüklüğünü göstermek amacıyla hazırlanmış örnek bir hesaplamadır.
Asıl mesaj şudur:
Aynı 2.500 gün, bir kişinin aylığını aşağı çekerken başka bir kişinin aylığını ciddi biçimde yukarı taşıyabilir.
Farkı yaratan prim gününün kendisinden çok, o günlerin hangi kazanç üzerinden bildirildiğidir.
4.500 günü olanların ikinci büyük riski: İsteğe bağlı sigorta
Konunun bir de çok daha kritik bir boyutu bulunuyor.
Özellikle uzun yıllar kurumsal şirketlerde 4/a, yani SSK kapsamında çalışan, 4.500 gününü doldurduktan sonra iş hayatından ayrılan kişiler eksik günlerini tamamlamak için isteğe bağlı sigorta ödemeye yönelebiliyor.
Burada çok dikkatli olunması gerekiyor.
Çünkü 1 Ekim 2008 sonrasında ödenen isteğe bağlı sigorta süreleri kural olarak 4/b, yani Bağ- Kur kapsamında değerlendiriliyor.
9 Eylül 1999–30 Nisan 2008 döneminde ilk defa sigortalı olan ve farklı sigortalılık statülerinde hizmeti bulunanlarda, aylığın hangi statünün şartlarıyla bağlanacağının belirlenmesinde eski hizmet birleştirme kuralları önem taşıyor.
2829 sayılı Kanunun 8’inci maddesinde son yedi yıllık fiili hizmet süresi içinde hizmeti fazla olan statünün esas alınacağı düzenlenmiş durumda.
Uygulamada bunun kritik eşiği son 2.520 gün üzerinden ortaya çıkıyor.
Bu nedenle SSK’dan emekli olmayı planlayan kişinin isteğe bağlı sigorta süresini kontrol etmeden yıllarca prim ödemesi, emeklilik statüsünün 4/a’dan 4/b’ye kaymasına yol açabilir.
Başka bir ifadeyle kişi:
“Emekli aylığım yükselsin, günüm artsın” derken emekli olacağı statüyü değiştirebilir.
4.500 günü 7.000’e tamamlarken Bağ-Kur’lu olmayın
Örneğimize dönelim.
4/a kapsamında 4.500 günü bulunan kişi 7.000 güne ulaşmak için 2.500 gün daha prim ödemek istiyor.
Bu 2.500 günün tamamını isteğe bağlı sigorta ile tamamlarsa, son 2.520 günlük hizmet dağılımı nedeniyle 4/b statüsünün ağırlık kazanması gündeme gelir.
Böyle bir durumda artık yalnızca “4.500 mü, 7.000 gün mü?” sorusunu konuşmuyoruz.
Emeklilik statüsünün kendisi değişiyor.
9 Eylül 1999–30 Nisan 2008 döneminde ilk kez sigortalı olan 4/b’liler açısından kadınlarda 58, erkeklerde 60 yaşında normal emeklilik için 25 tam yıl, yani 9.000 gün prim gerekiyor.
Alternatif olarak en az 15 tam yıl, yani 5.400 günle kadınlarda 60, erkeklerde 62 yaşında aylık hakkı bulunuyor.
Dolayısıyla SSK’da kadın 58, erkek 60 yaş ve 7.000 gün üzerinden yaptığı plan, Bağ-Kur statüsüne geçildiğinde aynı yaşlarda 9.000 güne dönüşebilir.
Bu çok önemli bir sonuçtur.
Kişi 7.000 güne ulaşmak için cebinden yıllarca isteğe bağlı sigorta primi öderken, farkında olmadan kendisini 9.000 günlük normal emeklilik şartına taşıyabilir.
Üstelik isteğe bağlı primler düşük prime esas kazanç üzerinden ödenmişse, emekli aylığı hesabı bakımından da beklediği avantajı elde edemeyebilir.
“Daha çok prim ödersem daha çok aylık alırım” düşüncesi herkeste geçerli değil
Sosyal güvenlik sisteminin vatandaş açısından en zor anlaşılan taraflarından biri tam da burası.
Normal şartlarda insan şöyle düşünüyor:
“4.500 gün yerine 7.000 gün prim ödersem, devlete 2.500 gün daha fazla prim vermiş olurum. O halde emekli aylığım da mutlaka yükselmelidir.”
Ancak mevcut aylık hesaplama sistemi bu kadar basit çalışmıyor.
Prim günü önemlidir ama tek başına belirleyici değildir.
Prime esas kazanç, primlerin hangi dönemlerde ödendiği, sigortalılık statüsü ve kişinin bütün çalışma hayatındaki kazanç ortalaması birlikte değerlendirilmelidir.
Bu nedenle özellikle 4.500 gününü tamamlamış, yalnızca yaşını bekleyen bir kişinin, hiçbir hesap yaptırmadan “7.000 güne tamamlayayım” diyerek hareket etmesi doğru olmayabilir.
Düşük kazanç üzerinden çalışacaksa aylığını aşağı çekebilir.
İsteğe bağlı sigortayla tamamlamaya kalkarsa statüsünü değiştirebilir.
Statüsü 4/b’ye dönerse emeklilik için gerekli prim ve yaş şartları da değişebilir.
Yani vatandaş bir taraftan cebinden prim öderken, diğer taraftan emekli aylığı hesabını ve hatta emeklilik statüsünü kendi aleyhine değiştirebilir.