En düşük aylık 20 kat artarken kök aylık neden 11 katta kaldı?

2019–2026 Dönemin­de Emekli Aylıkla­rında Altı Aylık Enflas­yon Artışları ve Oransal Adalet Sorunu

Emeklilik sistemi, özü itibarıyla basit bir den­geye dayanır: Çalışma hayatı boyunca ödenen prim ne kadar yüksekse, emeklilikte alınan aylık da o ölçüde yüksek olur. Bu denge, yalnızca sosyal destek­lerle değil; oranların korunma­sıyla ayakta kalır.

Türkiye’de 2019 Ocak ayın­dan itibaren uygulanan en düşük emekli aylığı politikası, kısa va­dede sosyal bir rahatlama sağlar­ken, uzun vadede bu temel den­geyi ciddi biçimde zorlamıştır. Sorun, en düşük aylığın artırıl­ması değil; bu artışın diğer emek­li aylıklarına aynı oranda yansı­tılmamasıdır.

İki ayrı artış hattı: Kök aylık ve taban aylık

2019’dan bu yana…

En düşük aylık 20 kat artarken kök aylık neden 11 katta kaldı?

2019–2026 döneminde emek­li aylıklarında altı aylık enf­lasyon artışları ve oransal adalet sorunu

Emeklilik sistemi, özü itiba­rıyla basit bir dengeye dayanır: Çalışma hayatı boyunca ödenen prim ne kadar yüksekse, emekli­likte alınan aylık da o ölçüde yük­sek olur. Bu denge, yalnızca sos­yal desteklerle değil; oranların korunmasıyla ayakta kalır.

Türkiye’de 2019 Ocak ayın­dan itibaren uygulanan en düşük emekli aylığı politikası, kısa vade­de sosyal bir rahatlama sağlarken, uzun vadede bu temel dengeyi ciddi biçimde zorlamıştır. Sorun, en düşük aylığın artırılması değil; bu artışın diğer emekli aylıklarına aynı oranda yansıtılmamasıdır.

En düşük aylık 20 kat artarken kök aylık neden 11 katta kaldı? - Resim : 1

İki ayrı artış hattı: Kök aylık ve taban aylık

2019’dan bu yana emekli aylıkla­rı fiilen iki ayrı hatta ilerlemiştir.

Birinci hat, kök aylık hattıdır. SSK ve Bağ-Kur emeklilerinin maaşları, kural olarak her altı ay­da bir, TÜİK’in açıkladığı son al­tı aylık TÜFE artışı kadar yüksel­tilmiştir. Bazı dönemlerde bu ar­tışlara refah payı eklenmiştir.

İkinci hat ise taban aylık hattı­dır. Kök aylığı düşük kalan emek­lilerin maaşları, kanunla belir­lenen en düşük emekli aylığına tamamlanmıştır. Bu tutar, enf­lasyon artışlarından bağımsız bi­çimde ve çoğu zaman çok daha yüksek oranlarla artırılmıştır.

Asıl mesele, bu iki hattın za­manla birbirinden kopmasıdır.

Altı aylık enflasyon artışlarının bileşik sonucu

2019 Ocak ayından 2026 Ocak ayına kadar geçen sürede emek­li aylıklarına uygulanan altı ay­lık TÜFE artışları ve eklenen sı­nırlı refah payları bileşik olarak hesaplandığında, kök aylıkların toplam artışı yaklaşık 11,1 kat ol­muştur.

Bu şu anlama gelir:

2019’da 1.000 TL kök aylığı olan bir emeklinin maaşı, aynı artış mekanizmasıyla 2026 Ocak ayında yaklaşık 11.129 TL’ye yük­selmiştir.

Aynı mantıkla:

2019’da 2.000 TL alan emekli bugün yaklaşık 22.259 TL,

2019’da 3.000 TL alan emekli yaklaşık 33.388 TL,

2019’da 4.000 TL alan emekli yaklaşık 44.518 TL,

2019’da 5.000 TL alan emekli ise yaklaşık 55.647 TL almaktadır.

Bu rakamlar, prim esaslı emek­lilik sisteminin “normal” artış hattını göstermektedir.

En Düşük Aylıkta Bambaşka Bir Ölçek

Aynı dönemde en düşük emekli aylığı 1.000 TL’den 20.000 TL’ye çıkarılmıştır.

Bu artış:

* 20 kat,

* Oransal olarak yüzde 1.900’dür.

Burada kritik nokta şudur:

Bu artış, enflasyonun doğal so­nucu değildir. Sosyal politika ter­cihiyle yapılan doğrudan bir ta­ban yükseltmesidir.

Dolayısıyla 2019–2026 döne­minde:

*Kök aylıklar yaklaşık 11 kat,

*En düşük aylık ise 20 kat artmıştır.

En düşük aylık 20 kat artarken kök aylık neden 11 katta kaldı? - Resim : 2

Oransal kırılma tam olarak nerede?

2019 yılında sistem son derece açıktı.

1.000 TL alan bir emekliye kar­şılık 3.000 TL alan emekli, 3 kat aylık alıyordu.

2026’ya gelindiğinde tablo değişti:

* Taban aylık alan emekli: 20.000 TL,

* 2019’da 3.000 TL alan emek­linin kök aylığı: yaklaşık 33.388 TL.

Böylece 3 kat olan fark, 1,67 ka­ta düşmüş oldu.

Bu yalnızca bir maaş farkı de­ğildir; prim–maaş ilişkisinin bo­zulmasıdır.

“Eğer Aynı Oran Herkese Uy­gulansaydı” Sorusu

En düşük aylığa uygulanan 20 katlık artış, tüm emekli aylıkla­rına oransal olarak yansıtılsaydı:

2019’da 2.000 TL alan emekli bugün 40.000 TL,

2019’da 3.000 TL alan emekli 60.000 TL,

2019’da 4.000 TL alan emekli 80.000 TL,

2019’da 5.000 TL alan emekli ise 100.000 TL aylık alıyor olacaktı.

Bugün bu emeklilerin aldığı maaşlar, bu seviyelerin yarısına dahi ulaşamamaktadır. Üstelik bu fark, geçici değildir; ömür bo­yu sürecek bir gelir kaybıdır.

En düşük aylık 20 kat artarken kök aylık neden 11 katta kaldı? - Resim : 3

Taban aylığa yığılan emekliler ne anlatıyor?

2019’da yaklaşık 1 milyon emekli en düşük aylık alırken, bugün bu sayı yaklaşık 4,9 mil­yon kişiye ulaşmıştır.

Bu artış, sadece taban aylı­ğın yükseldiğini değil; üstten al­ta doğru bir sıkışma yaşandığını göstermektedir. Sistem, yukarı­yı yukarı çekerek değil, yukarıyı aşağıya yaklaştırarak eşitlemek­tedir.

Sonuç: Sosyal Destek ile Oran­sal Adalet Aynı Anda Mümkün

En düşük emekli aylığını artır­mak, sosyal devletin tartışmasız bir görevidir. Ancak bu yapılır­ken, diğer emekli aylıkları oran­sal olarak geride bırakılıyorsa, sistem kendi içinde yeni bir ada­letsizlik üretir.

Bugün gelinen noktada gerçek şudur:

Emekli maaşları artmıştır; an­cak emeklilik sisteminin mate­matiği bozulmuştur.

Önümüzdeki dönemde ihtiyaç duyulan yaklaşım; en düşük aylı­ğı korurken, diğer aylıkları da ay­nı oransal mantık içinde denge­leyen, prim ile maaş arasındaki bağı yeniden güçlendiren bir dü­zenlemedir.

Aksi halde Türkiye, emeklilik­te herkesi tabana yaklaştıran, fa­kat kimseye kalıcı refah sağlaya­mayan bir yapıyla karşı karşıya kalacaktır.

Prim–aylık bağının kopması ve kayıt dışılık riski

Emekli aylıklarını aslında be­lirleyen temel unsurlar; sigortalı­lık süresi, prim ödeme gün sayısı ve çalışma hayatı boyunca bildi­rilen prime esas kazançlardır. Ya­ni sistemin özü şudur: Daha uzun süre çalışan, daha fazla prim öde­yen ve daha yüksek kazançtan bildirilen sigortalı, emeklilikte daha yüksek aylık alır.

Ancak son yıllarda uygulanan en düşük emekli aylığı politika­sıyla birlikte bu bağ fiilen kopma noktasına gelmiştir. Bugün geli­nen aşamada; asgari ücretle çalı­şan, asgari ücretin bir buçuk katı, iki katı, hatta iki buçuk katı üze­rinden prim ödeyen çok geniş bir kesim, aynı emekli aylığını almak zorunda kalmaktadır.

Sistem bu şekilde devam eder­se; asgari ücretin üç–dört katı üzerinden prim ödeyenlerle en alt düzeyden prim ödeyenler ara­sındaki maaş farkı da ilerleyen yıllarda kendiliğinden kapana­caktır. Bu durum, ödenen primle bağlanan emekli aylığı arasında ciddi bir dengesizlik ve mağduri­yet yaratmaktadır.

Bu dengesizliğin en önemli so­nuçlarından biri de kayıt dışılı­ğın teşvik edilmesi riskidir. Çün­kü sistem fiilen şu mesajı ver­mektedir:

“En alttan çalışsan da, iki katı, iki buçuk katı, hatta üç katı ka­zançtan prim ödesen de emekli­likte alacağın aylık aynı olacak.”

Böyle bir algı, çalışanı ve işve­reni daha düşük kazanç bildirme­ye ya da kayıt dışı çalışmaya yö­neltebilecek güçlü bir motivas­yon yaratır.

Basit bir örnek durumu netleştirir:

Asgari ücretle çalışan bir ki­şi, işçi ve işveren payları birlikte değerlendirildiğinde aylık yakla­şık 12 bin TL sigorta primi öde­mekte ve vergi yükü oldukça sı­nırlı kalmaktadır. Buna karşılık 50 bin TL ücretle çalışan bir ki­şi, yaklaşık 25 bin TL sigorta pri­miyle birlikte ciddi bir gelir ver­gisi ödemektedir.

Biri 12 bin, diğeri 25 bin TL prim öderken; sistem bugünkü haliyle devam ederse, bu iki kişi­nin emeklilikte alacağı aylıklar aynı seviyeye doğru yaklaşacaktır.

Bu tablo yalnızca bireysel bir adaletsizlik değil; aynı zaman­da sosyal güvenlik sisteminin finansmanını ve sürdürülebi­lirliğini tehdit eden yapısal bir sorundur. Çünkü prim ödeme is­teğini zayıflatan her uygulama, uzun vadede sistemin kendi gelir tabanını aşındırır.

Özetle; en düşük emekli aylı­ğını korumak sosyal bir zorunlu­luktur. Ancak bu yapılırken öde­nen primle bağlanan aylık ara­sındaki ilişki koparılırsa, ortaya çıkan sonuç hem adalet duygu­sunu zedeler hem de kayıt dışılı­ğı besleyen bir yapıya kapı aralar.

Bu nedenle emeklilik sistemin­de atılacak her adım, yalnızca bu­günün maaşlarını değil; yarının çalışma, prim ödeme ve kayıt içi istihdam davranışlarını da dik­kate almak zorundadır.

Yazara Ait Diğer Yazılar