Enflasyon farkı belli oldu. Peki alım gücü artacak mı?

Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!

Temmuz ayı itibarıyla milyon­larca emekli ve memurun beklediği en önemli belirsizlik or­tadan kalktı. Haziran ayı enflas­yonunun açıklanmasıyla birlik­te SSK ve Bağ-Kur emeklilerinin aylıkları yüzde 17,76, memur ve memur emeklilerinin aylıkları ise toplu sözleşme artışıyla birlikte yüzde 13,52 oranında artırıldı. Ya­pılan artışlar 1 Temmuz 2026 ta­rihinden itibaren geçerli olacak.

Önceki değerlendirmelerimiz­de SSK ve Bağ-Kur emeklileri için yaklaşık yüzde 18, memur ve me­mur emeklileri için ise yüzde 13,5 civarında bir artış beklediğimizi ifade etmiştik. Açıklanan oranlar beklentilerimiz doğrultusunda gerçekleşti ve temmuz dönemine ilişkin maaş artışları netleşti.

İlave bir düzenleme beklenmiyor

En düşük emekli aylığı konu­sunda da yasal düzenleme süreci tamamlanıyor. Buna göre en dü­şük emekli aylığı 23 bin 552 liraya yükseltilecek. Kök aylığı bu tuta­rın altında kalan emeklilerin ay­lıkları bu seviyeye tamamlanır­ken, kök aylığı daha yüksek olan SSK ve Bağ-Kur emeklileri ise yüzde 17,76 oranındaki artışı ken­di aylıkları üzerinden alacak.

Memur ve memur emeklileri açısından da tablo net­leşti. Yüzde 13,52 ora­nındaki artışla birlikte yeni maaşlar uygulan­maya başlandı.

Bundan sonraki süreç­te ilave bir düzenleme yapılmasını beklemiyo­ruz. Enflasyon farkının üzerine ayrıca bir refah payı, intibak düzenleme­si veya seyyanen artış yapılaca­ğı yönünde güçlü bir beklenti bu­lunmuyor. Önümüzdeki altı ay bo­yunca oluşacak enflasyon, 2027 Ocak ayında yeni maaş artışları­nın temelini oluşturacak.

Temmuz döneminin bir başka önemli gelişmesi ise kıdem taz­minatı tavanının yeniden belir­lenmesi oldu. Devlet memurları­na yapılan yüzde 13,52 oranındaki artış doğrultusunda kıdem taz­minatı tavanı 64.948,77 liradan 73.729,87 liraya yükseldi ve bu tu­tar 31 Aralık 2026 tarihine kadar uygulanacak.

Ancak bütün bu rakamların ötesinde asıl sorulması gere­ken soru şudur:

Alım gücü artacak mı?

Kamuoyunda çoğu zaman maaş artışları “zam” olarak ifade edili­yor. Oysa yapılan düzenleme bü­yük ölçüde geçmiş altı aylık enf­lasyonun maaşlara yansıtılmasın­dan ibarettir. Başka bir ifadeyle, amaç emeklinin veya memurun daha fazla harcayabilmesini sağ­lamak değil, fiyat artışları nede­niyle kaybettiği satın alma gücü­nü belirli ölçüde telafi etmektir.

Ancak son yıllarda yaşanan yük­sek enflasyon, özellikle gıda, kira, enerji ve temel ihtiyaç harcama­larındaki artışlar dikkate alındı­ğında, yalnızca enflasyon oranın­da yapılan artışların vatandaşın günlük yaşamına aynı ölçüde yan­sımadığı görülüyor. Resmî enflas­yon kadar artan maaşlar, birçok kişi açısından hayat pahalılığını ortadan kaldırmaya yetmiyor.

Enflasyon farkı belli oldu. Peki alım gücü artacak mı? - Resim : 1

Gözler 2027 yılına çevrilecek

Bu nedenle emekliler ve çalı­şanlar artık yalnızca maaşlarının ne kadar arttığına değil, o maaşla ne kadar alışveriş yapabildikleri­ne bakıyor. Çünkü gerçek refah, maaş bordrosundaki rakamın bü­yümesiyle değil, o gelirle satın alı­nabilen mal ve hizmet miktarının artmasıyla ölçülür.

Önümüzdeki süreçte gözler ar­tık 2027 yılına çevrilecek. Türki­ye seçim atmosferine yaklaştıkça kamuoyunda yalnızca enflasyon farkı değil, bunun üzerine refah payı, intibak düzenlemesi veya farklı sosyal desteklerin de yeni­den gündeme gelmesi beklenebi­lir. Geçmiş seçim dönemlerinde benzer uygulamaların hayata ge­çirildiği unutulmamalıdır.

Türkiye’nin artık her altı ayda bir yalnızca enflasyon farkını veya en düşük emekli aylığını tartışan bir sistemden çıkması gerekiyor. Asıl konuşmamız gereken; çalış­ma hayatı boyunca ödenen prim­lerin karşılığının ne ölçüde alına­bildiği, ortalama emekli aylıkları­nın yaşam standartlarını koruyup koruyamadığı ve çalışanların ül­kenin büyümesinden hak ettikleri payı alıp alamadığıdır.

Çünkü bugün milyonlarca emeklinin ve çalışanın aklında­ki soru hâlâ aynı: Enflasyon far­kı belli oldu. Peki alım gücü ger­çekten artacak mı?

Bunun cevabı ise ne yazık ki sa­dece maaş artış oranlarında değil; enflasyonun kalıcı olarak düşürül­mesinde, gelir dağılımının iyileş­tirilmesinde ve vatandaşın refahı­nı artıracak ekonomik politikala­rın hayata geçirilmesinde yatıyor.

Yazara Ait Diğer Yazılar