Enflasyon Korumalı Mevduat olacaksa, doğru tarih ne olur?

Sadi Özdemir
Sadi Özdemir EKONOMİDE SAĞDUYU sadi.ozdemir@dunya.com

Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati’nin birkaç kez ‘üzerinde çalışıyoruz, gerekirse devreye alırız’ dediği ‘tasarrufları enflasyona karşı da koruyacak yeni yatırım enstrümanının adı’ muhtemelen Enflasyon Korumalı Mevduat (EKM) olacak ve Kur Korumalı Mevduat (KKM) gibi çalışacak. Bu defa da ‘enflasyonun, kur ve faizden daha yüksek olacağına inanan’ vatandaşlara, tasarruflarını bu enstrümana vadeli yatırma imkânı sağlanmış olacak. Ancak EKM’nin başarılı olması için iki konu hassasiyetle ele alınmalı. Birincisi ‘vaat edilecek ya da esas alınacak enflasyon oranı nasıl hesaplanacak’ ki tasarruf sahibi için cazip olsun. Çünkü ‘herkesin kendi enflasyonunu ilan ettiği’ bir ortamda tasarruf sahiplerinin, esas alınacak enflasyon oranının doğru ve yeterli olacağına inanması başarı için temel şart. Sadece enflasyon oranıyla ilgili garanti de yetmeyebilir. Belki enflasyonun üzerinde bir miktar kazanç sunulması da gerekebilir.             

İkinci önemli hassasiyet ise ‘ilk uygulamaya ne zaman başlanacağı’ ki hedeflenen başarıya ulaşılsın. Çünkü EKM enstrümanının, halen devam eden KKM uygulamasına son verilmeden devreye girmesi gerekiyor. KKM uygulamasının uzatılıp uzatılmayacağını tabii ki Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve belki bir de Sayın Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati biliyor. Peki KKM ile EKM’nin birlikte uygulanır olması neden önemli? Çünkü KKM uygulamadayken tasarruf sahiplerine ‘liralaşmayı’ destekleyen yeni bir alternatifin sunulması kurlardaki istikrarın güçlendirilmesini sağlar. Buradaki hassasiyet, başladığından bugüne büyük başarıyla yaklaşık 50 milyar doları liralaştıran KKM için bir son tarih ilan edildiğinde dolarizasyon kabusunun yeniden başlama ihtimalidir. KKM ve EKM aynı anda 3 ya da 6 ay uygulanmalı ki tasarruf sahibi ‘o mu, bu mu’ sorusuna karşılık bulabilsin ve tekrar 20 Aralık 2021 öncesinde olduğu gibi nesi var nesi yok dolara ya da diğer dövizlere dönmesin. Sonuç olarak bu konuda çalışma olduğu en yetkili ağızlardan açıklandı. Buna rağmen zayıf ihtimal olsa da ‘enflasyonlu bir enstrümandan’ son anda vazgeçilebilir.

‘Hangi enflasyon doğru’ tartışması biter mi?

Eğer Hazine, makro ekonomik istikrarı desteklemek için enflasyon korumalı yeni bir enstrüman çıkaracaksa ‘hangi enflasyon esas alınacak’ sorusunun cevabı da önemli. Tabii ki Türkiye İstatistik Kurumu’nun enflasyonu esas alınacaktır. Ancak, ülkemizde enflasyon rakamları uzun süredir ‘siyasetin tartışma alanı’ haline gelmiş durumda. Muhalefet, Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) ‘Hanehalklarının tüketimine yönelik mal ve hizmet fiyatlarının zaman içindeki değişimini ölçmek için’ oluşturduğu Tüketici Fiyat Endeksi’nin (TÜFE) gerçeği yansıtmadığını ileri sürüyor. İktidar ise TÜİK’in Avrupa ve küresel standartlara uyumlu kapsamlı veriler toplayarak doğru hesaplama yaptığını savunuyor. Bazı alternatif yapılar da hesapladıkları enflasyonun TÜİK’in TÜFE’sinden çok yüksek olduğunu açıklıyor. Bu tartışmanın temelinde, TÜFE’nin 400’ün üzerinde maddenin ortalama fiyatını kapsayan genel fiyat artışını ortaya koyması ve enflasyonun da bu sonuç üzerinden konuşulması yatıyor. Vatandaş, aylık ya da yıllık harcamalarında, gıda ve temel tüketim ürünlerinden oluşan daha dar (genellikle 30-50 arasında çoğu zaman 100’ü bile bulmayan) ürün grubu sepetiyle hayatını idame ettiriyor. Vatandaşın ‘alışverişine göre’ daha dar hesaplandığında çoğu zaman daha yüksek enflasyon rakamlarına ulaşılıyor. Örneğin Mart 2022’de yıllık TÜFE, yüzde 61,14 hesaplanırken her vatandaşın en çok para harcadığı ‘gıda ve alkolsüz içecekler’ grubunda yıllık fiyat artışı yüzde 70,33, ‘ulaştırma’ grubunda ise yüzde 99,12 oldu. Bu iki ana harcama gurubunun TÜFE endeksindeki ağırlık oranları sırasıyla 25,32 ve 16,90 seviyesinde bulunuyor. Bu durumda, birçok vatandaş aylık ya da yıllık fiyat artışını çok daha yüksek ve şiddetli yaşıyor.

TÜİK, İTO, TÜRK-İŞ ve DİSK neyi hesaplıyor?

TÜİK son olarak, Mart 2022’de, 409 maddenin fiyatını kapsayan TÜFE rakamını açıkladı, aylık enflasyon yüzde 5,46, yıllık ise yüzde 61,14 oldu. Bu tabloyu ortaya çıkaran 409 maddeden 69’unun ortalama fiyatında düşüş gerçekleşirken, 27’sinin fiyatında değişim olmadı. 313’ünün fiyatında ise artış görüldü. TÜİK, hesaplamalarında ‘EUROSTAT ve ilgili uluslararası ve bölgesel standartlarla, kendi yöntemi arasında önemli bir fark olmadığını’ belirtiyor. Endekste 81 il merkezinin tamamını içeren toplam 225 ilçede ayda 27.261 işyerinden 560.392 fiyat derleniyor ve 4.274 kiracı, endeks kapsamında takip ediliyor.               

İstanbul Ticaret Odası (İTO), resmi adı İstanbul Ücretliler Geçindirme Endeksi olan İstanbul’un enflasyonunu, TÜİK ile benzer yöntemler kullanarak hesaplıyor. İTO ile TÜİK’in enflasyon rakamları arasında çok belirgin bir farklılık görülmüyor. Bunda İstanbul’un nüfus ve harcama ağırlığı bakımından Türkiye genel enflasyonunda özgül ağırlığının ve benzerliğinin büyük olmasının etkili olduğu belirtiliyor.            

Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (TÜRK-İŞ) Aralık 1987’den beri her ay ‘açlık ve yoksulluk sınırı araştırması’ yayınlıyor. Araştırmada fiyatlar, işçilerin yoğun alış-veriş yaptıkları market ve çarşı-pazarlar dolaşılarak piyasadan derleniyor. TÜRK-İŞ araştırmasında Açlık Sınırı, dört kişilik bir ailenin, sağlıklı ve dengeli beslenebilmesi için bir ayda gıdaya yapması gereken asgari harcamayı tanımlıyor. Yoksulluk Sınırı ise zorunlu ihtiyaçlara toplam harcamayı ifade ediyor.               

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’na (DİSK) bağlı Birleşik Metal-İş Sınıf Araştırmaları Merkezi de (BİSAM) her ayın 15’inde ‘açlık ve yoksulluk sınırı’ araştırması yayınlıyor. Araştırmada, BİSAM tarafından Sağlık Bakanlığı ve Hacettepe Üniversitesi Beslenme ve Diyabetik bölümünün hazırladığı Türkiye’ye özgü beslenme kalıbı esas alınarak, BİSAM beslenme kalıbı oluşturuluyor. Her ay açıklanan TÜİK madde fiyatları ile değerlendirilerek, kişinin ihtiyacına göre yapması gereken gıda harcamasının tutarı tespit ediliyor.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar