Enflasyonda yavaşlama: İki anlamlı bir gerçek
Enflasyonda yavaşlama” ifadesi, bu dönemi iki farklı şekilde anlatıyor:
Bir yandan fiyat artışlarının düşüş eğilimini, diğer yandan bu düşüşün hız kesmesini ifade ediyor. Bu köşede daha önce de belirtmiştik: Yılın ikinci yarısında enflasyondaki gerileme süreci bir miktar ivme kaybedecekti.
Bunun nedeni, geçen yılın ikinci yarısındaki yüksek baz etkisiydi. 2024’te Temmuz’dan Aralık ayına kadar olan dönemde aylık TÜFE artışları genel olarak %2,5 civarında gerçekleşmişti. Örneğin Temmuz ayında %3,70 olan TÜFE artışı Kasımda %2,24 olmuştu. Enflasyonun geçen yıl ikinci yarına dek anlamlı düşüş gösterdiği ay %1,03 ile Aralık ayı olmuştu. Bu yıl benzer oranlar görülürse yıllık enflasyonda belirgin bir düşüşün zor olacağını işaret ediyordu.Nitekim Eylül 2025 verileri bu öngörüyü doğruladı.
TÜİK verilerine göre tüketici fiyatları aylık %3,23, yıllık bazda ise %33,29 olarak gerçekleşti. Bu oran, piyasa beklentilerinin bir miktar üzerinde. Yıllık TÜFE uzun aradan sonra ilk kez bir önceki aya göre yaklaşık 0,3 puan yükseldi. Ekim ayında da yeni eğitim dönemi ve mevsimsel etkiler nedeniyle TÜFE’de %3 civarında bir artış bekleniyor.
Gözler PPK toplantısında
Tüm bu veriler, gözleri önümüzdeki hafta yapılacak Merkez Bankası Para Politikası Kurulu toplantısına çevirdi. Piyasadaki genel beklenti, 150 baz puanlık bir faiz indirimi yönünde. Ancak Merkez Bankası’nın Ekim toplantısını “pas” geçip indirimi Aralık ayına ertelemesi de olası senaryolardan biri.
Yıl genelinde 300 baz puanlık bir indirim daha yapılması bekleniyor. Hâlihazırda %40,5 olan politika faizinin %37,5 seviyesine çekilmesiyle, enflasyonla faiz arasındaki yaklaşık 7 puanlık reel faiz farkının korunması hedefleniyor. Yıl sonu enflasyonunun ise %30–31 aralığında gerçekleşmesi öngörülüyor. Bu farkın sürdürülmesi, mevcut koşullarda finansal istikrar özellikle kur atağı olmaması bakımından önemli. Her ne kadar “carry-trade” eleştirileri gelse de enflasyonu düşürmenin bir maliyeti olduğu yadsınamaz bir gerçek.
Dış denge ve sermaye akışı
Ağustos ayında 5,45 milyar dolar cari fazla verilmesi, dış denge açısından olumlu bir tablo oluşturdu. Geçen yılın aynı ayında 4,88 milyar dolar fazla oluşmuştu. Kümülatif bazda bakıldığında, 2025’in ilk sekiz ayında 15,9 milyar dolar düzeyinde cari açık bulunuyor. Geçen yıl bu rakam yaklaşık 8 milyar dolardı. Dış dengede belirgin bir bozulma yok. Tolere edilebilir sınırların bile altında bir gerçekleşme söz konusu.
Ayrıca, dış borcun GSYH içindeki payı azalma eğilimini koruyor. Kamu dış borcunun GSYİH içindeki payı 2001 yılında %68’lerde iken, 2025 yılı ikinci çeyrek itibarıyla %22’nin altındadır. Bununla birlikte, CDS ya da risk primi hâlâ 240–280 baz puan bandında seyrediyor. Bu durum, iç ve dış politik belirsizliklerin sürmesi nedeniyle doğrudan yabancı yatırım girişinin sınırlı kalmasına yol açıyor.
Kur, enflasyon ve rekabet gücü
Bir başka dikkat çekici nokta ise döviz kurunun yeterince artmaması eleştirisi. Özellikle ihracatçılar tarafından gelen rekabet gücünün azaltıyor eleştirisi bize göre enflasyonla mücadele çerçevesinde katlanılması gereken bir maliyet. Unutmamak gerekir ki, Türkiye’de döviz kuru, enflasyonu en doğrudan etkileyen değişkenlerden biri. Dolayısıyla fiyat istikrarının kalıcı hale gelmesi için kurun da makul bir denge seviyesinde hareket etmesi gerekiyor.
Enflasyonla mücadele sürecinin uzaması, ekonomi yönetimine duyulan güveni zedeleyebilir. Bu nedenle programın istikrarlı biçimde sürdürülmesi, en azından 2026’da hedefe yakın bir enflasyon oranına ulaşılması büyük önem taşıyor.
Son söz
Eylül ayı enflasyon verilerinde özellikle eğitim ve kira kalemlerindeki artış dikkat çekiyor. Eğitimde anaokulundan liseye kadar artan özel okul talebi, maliyetleri yukarı çekiyor. Toplumda sosyal medya yönlendirmeleriyle şekillenen “popüler tercihler” bireysel ekonomik kararları da ciddi ölçüde etkiler hale geldi. Maalesef ki bizim toplumumuzda birbirini etkileyen ve savurganlığa varan bu gösteriş etkisi, eğitim alanına da yayılmış durumda. Üstelik bu tercih eğitimli kesim başta nüfus artış hızını da olumsuz yönde etkileyen ve toplumun geleceğini riske eden boyutlara gelebilir.
Gerçek çözüm, kısa vadeli davranışlardan değil, bilgiye dayalı uzun vadeli politikalardan geçiyor. Enflasyonu kalıcı olarak düşürmenin yolu da, sadece faiz kararlarından değil, başta yatırım ortamını olmak üzere güveni artırıcı rasyonel kararlarla, beklentilerin iyileştirilmesinden geçiyor.