Enflasyonda yüksek tansiyon en erken ne zaman düşecek?

Sadi Özdemir
Sadi Özdemir EKONOMİDE SAĞDUYU sadi.ozdemir@dunya.com

Enflasyon konusunda şu günlerde umut veren her söz şüpheyle karşılanıyor. Bu nedenle iyimser şeyler yazmak zor. Vatandaş da kızgın, çünkü hem geçim sıkıntısı hem geleceğe dönük kaygıları artmış durumda. 1 yıl kalmış genel seçimlere kadar siyasetin ana gündem maddesi de ‘yüksek enflasyon’ olacak. Konuyu anlatmaya çalışan iktisatçılar ya da ekonomistler büyük ölçüde karamsar. Yaklaşık 30 yıldır “ekonomik krizleri ve enflasyonu da takip eden’ bir ekonomi gazetecisi olarak görüşlerimi aktarmaya karar verdim. Başlıktaki soruya dönersek, enflasyonumuzdaki yüksek tansiyon ve fiyat artışları ne zaman makul seviyelere döner? Vatandaş bu olağanüstü dönemde gelir ve harcama dengesindeki bozulma yüzünden kaybettiği refahı ne zaman yerine koyabilir? Birinci sorunun yanıtı daha kolay olduğu için onunla başlayalım. Mayıs 2022 aylık enflasyonun (TÜFE) yüzde 2,98 olması, en azından Ekim 2021’deki yüzde 2,39’luk ilk atak seviyelerine dönülebileceğini gösteriyor. Ekim 2021’de başlayan o yüksek aylık seri Kasım’da 3,51, Aralık’ta 13,58, Ocak’ta 11,1, Şubat’ta 4,81, Mart’ta 5,46, Nisan’da 7,25 ile devam etmişti. Bu aylık yüksek enflasyonlar yıllık enflasyonumuzu Mayıs 2022 sonu itibariyle yüzde 73,50’ye taşımış durumda. Peki, bu ateş neden yükseldi ve neden hep birlikte yandık? Bence, yükselişin üç temel sebebi vardı. Birincisi pandemi ile bozulan üretim ve ticaret dengelerinin getirdiği küresel ilk dalga fiyat artışları. İkincisi, ülkemizde siyasi iradenin cari denge kalıcı sağlanabilir umuduyla kur ve enflasyondan bağımsız düşük faiz politikasına geçiş yapması, bunun da kurları ve zamları tetiklemesi, üçüncüsü ise Rusya’nın Ukrayna’yı işgaliyle enerji, gıda ve emtia fiyatlarında rekor yükselişlerin yaşanması ve hem dünyanın hem de Türkiye’nin enerji faturasının birkaç misline çıkması. Kabaca yüzde 73,5 yıllık enflasyonun yüzde 15’i zaten vardı, yüzde 20’sinden fazlası Ekim-Aralık 2021 kur atağından, yüzde 40’a yakını da pandemi ve savaştan geldi. Bu üç sebepten ilk ikisinin etkileri büyük ölçüde azaldı, Rusya-Ukrayna savaşı ise devam ediyor. Savaşın fiyatlara etkisi ilk aylarda olduğu kadar değil. Bu durumda, Haziran, Temmuz, Ağustos ve Eylül aylarında yüzde 1-2 arası aylık fiyat artışları yaşanırsa ki şu sıralar öyle görünmüyor, yıllık enflasyon ilk kez başına aşağı çevirebilir. Bu olmazsa daha yüksek ihtimal Ekim ve Kasım aylarında, bu da olmazsa daha kesin bir ifadeyle Aralık ayında yıllık enflasyonda hissedilir bir geri çekilme görürüz.

Ücretlere zam ve sonra yapılması gerekenler

İkinci sorunun cevabı ise hem kolay hem zor, kolay çünkü Temmuz 2022 itibariyle, enflasyona karşı ezdirmemek için çalışanların ve emeklilerin maaşlarına güçlü bir zam daha yapılırsa vatandaş ilk derin nefesini alabilir. Böylece Ekim 2021’de başlayan ve belki ancak Ekim 2022’de normalleşmesi mümkün olacak yüksek tansiyonlu enflasyonun vatandaştan götürdüğünün önemli bir kısmı tekrar vatandaşa verilmiş olacak. Orta sınıfın konut, otomobil sahipliğinin kolaylaşması gibi (2004-2017 döneminde büyük ölçüde olmuştu) refah seviyesinin arttığını gösteren esaslı gelişmeler içinse 3 ya da 5 yıl gerekebilir. Tabii ki konutta arz krizini aşmak için çok güçlü çözümler üretilmesi ve enflasyonla birlikte faizlerin yüzde 1’ler seviyesine gelmesi çok önemli. Bu olursa orta sınıf yeniden konuta ve otomobile yaklaşabilir. Bunun için makroekonomik politikaların piyasa gerçeklerine göre belirlenmesi ve uzun soluklu olması şart. Özellikle fahiş fiyat ve stokçulukla mücadele için atılan bazı sert adımların da geçici olması gerekiyor. Çünkü üretim ve ticaret, güven ve kâr olmadan büyümez. Üretimi ve ticareti liberal kurallarından uzaklaştıracak ve özel sektörü küstürecek her adım ülkemizin zararınadır. Yaklaşık 8 aydır yaşananlara “Türkiye’de ekonomik kriz var” demedim. Halen de aynı görüşteyim. Ekonomik kriz tanımı için üretimin, ticaretin, ihracatın hızla küçülmesi, iflasların, işsizliğin süratle artması, kurulan yeni şirket verilerinin çökmesi, büyümenin eksi yazması gerekir. Ekonomimizin makro dengelerinden bazılarında, küresel kaynaklı ve iç etkilerle sıkıntılar oluştu ama reel ekonomi ayağımız bu dönemde daha da güçlendi. Çiftçimiz daha çok öretmek istiyor, sanayicimiz yeni fabrika yatırımları için arsa ve finansman çağrısı yapıyor.

Türkiye özel sektör yatırımlarıyla büyüyor

Unutmayalım, Türkiye’nin ekonomisi uzun yıllardır özel sektörün gücüyle küresel ölçekte en hızlı büyüyen ekonomiler arasındaki yerini koruyor. 1950’den beri Türkiye’yi yöneten siyasi irade büyük ölçüde merkez sağ iktidarlar olmuştur ve bu iktidarların ilk temsilcisi merhum Adnan Menderes’ten itibaren, Süleyman Demirel, Turgut Özal, Mesut Yılmaz, Tansu Çiller ve Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğindeki temel siyasetin en belirgin ilkesi “inanç, fikir ve teşebbüs hürriyetini sağlamak” sonra da korumak olmuştur. Teşebbüs hürriyetini uzun süre baskılamak, cezalarla yıldırmak ekonomide pozitif gelişmeleri kalıcı olarak erteleyebilir. Stokçulukla, lisanslı depoculuk bürokrasi tarafından kolayca birbirine karıştırılır. Organize perakendenin, ülkedeki kayıt dışılığı büyük ölçüde ortadan kaldırdığı unutulur ve ‘bakkal amca masalları’ listelerde zirveye oturur. Üretimle tüketici arasındaki tedarik zincirleri sürekli ve ölçüsüz saldırı altında yıpratılırsa hem üretim hem ticaret geri çekilebilir.

Fuarcılara nefes aldıran kanun çıktı

Bakırköy Belediyesi Zabıtası, ilçe sınırlarındaki İstanbul Fuar Merkezi’nde düzenlenen fuarlara baskınlar düzenleyerek, ‘fuar alanındaki ilan ve reklamlar için vergi ödenmesini’ talep ediyor ve cezalar kesiyordu. Fuarcılar ise belediyelerin fuarlardaki ilan ve tanıtımlardan böyle bir vergi almasının kanun dışı olduğunu söylüyordu. İstanbul Ticaret Odası ve fuarcılar bir kanuni düzenlemenin kesin çözüm olacağını düşünerek problemi ekonomi yönetimine iletti. Bu çaba sonuç verdi. Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) ile İhracatçı Birliklerinin Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Resmi Gazetede yayımlandı. Bu kanun kapsamında, Türkiye'de gerçekleştirilen fuarların düzenlendiği iç alanlardaki ilan ve reklamlar vergiden muaf tutuldu. Böylece, bir konuda daha ‘kanunu böyle yorumladım, bana vergi ödeyin’ dönemi bitti.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar