Enflasyonun geleceği konusunda TCMB’nin iyimserliğine katılamıyorum
TCMB Başkanı Dr. Fatih Karahan yılın 3. Enflasyonun Raporunun yayınlanması vesilesiyle mutat konuşmayı ve sunumu yaptı. Sayın başkan her zamanki gibi iyimserdi. Konuşmasında jeopolitiğin yani savaşın olumsuz etkileri nedeniyle dezenflasyon süreci ivme kaybetse de devam ettiğini ve yılsonu için yüzde 28’e yükseltilen enflasyonun belirsizliklere rağmen 2027 sonunda yüzde 15’e ineceğini ilan etti. Yüzde 28 tutturulabilir. İlk 7 ayda yıllık enflasyon yüzde 20’yi buldu. Yılsonunda yüzde 28 olmasa bile yüzde 30 civarında olur. Önemli olan ondan sonra ne olacağıdır.
Geçmiş yıllarda yanına bile yaklaşılamayan hedefler düşünüldüğünde 2027 sonunda yıllık tüketici fiyat artışının muazzam bir düşüşle yüzde 15’e ineceği hiç inandırıcı değil. Bunu TCMB yönteminin de bildiğini tahmin ediyorum. Yeter ki yüzde 30’larda takılı kalan enflasyon bu tabanı kırsın ve yeni bir düzeyde takılıp kalmadan dezenflasyon devam etsin. Neye güvenerek yüzde 15’in hedeflendiğine yakından bakalım.
TCMB’nin iyimserliğinin gerekçeleri
Başkan Karahan konuşması ile sunumda yer alan grafikleri harmanlarsak TCMB’nin iddialı dezenflasyon beklentisinin dayandığı gerekçeleri şöyle özetleyebiliriz:
Sıkı para politikası duruşu sayesinde iç talepteki zayıf seyir belirginleşti. Bu belirginleşmeye dair olgular şunlar: Yılın iki çeyreğinde kredi kartı kullanım tutarının reel olarak azalması, perakende satış endeksinin ikinci çeyrekte düşmesi, TCMB’nin gizli tuttuğu çıktı modeline göre açığın ilk iki çeyrek boyunca genişlemesi. Bir de tüketim mala ithalatında son aylarda düşüş olması.
Hizmetlerde fiyat katılığı özellikle kirada ve eğitimde gevşiyor
Piyasa katılımcılarının enflasyon beklentileri bir miktar yükselse de reel sektörün beklentilerinin gerilemesi. Arz yönlü şoklar hem enerjide hem tarımda bu yılın kalan kısmında ve devamında yakın geçmişte olduğu gibi güçlü olmayacak böylece sıkı para politikası iç talebi daha güçlü bir şekilde etkileyecek. Ez cümle Başkan Karahan “bu şokların etkisi hafifledikçe, sıkı para politikası duruşumuzun katkısıyla dezenflasyon sürecinin yeniden hızlanacağını öngörüyoruz” diyor.
Ben o kadar iyimser değilim
Ne yazık ki yakın gelecekte böyle hızlı bir dezenflasyon yaşanacağına inanmıyorum. Yukarıda özetlediğim dezenflasyon nedenlerinin bir kısmı çok zayıf ve tartışmalı. Sırayla gidelim: Kredi kartı harcamalarının reel olarak azalması ve perakende satış hacminin düşmesi bazı dayanıklı tüketim mallarında (özellikle otomobil) ve bazı hizmetlerde (lokanta gibi) talebin düşmekte olduğunu gösterir ama bu düşüşün fiyat artışlarını ne ölçüde frenleyeceğini söylemez.
Talepte düşüş firmaların enflasyon beklentilerini aşağıya çektiğinde dezenflasyon güçlenir. Fiyat yapıcısı firmaların 12 ay sonrası enflasyon beklentileri ne kadar azalmış diye rapora baktığımızda yüzde 33,7’den 32,5’e gerilediğini görüyoruz. Şaka gibi! Firmaların beklentisi TCMB’nin 2027 sonu enflasyon hedefinin iki katından fazla. TCMB firmalarla yüz yüze görüşmeler de yapmaya başlamış. Bence sorulara TCMB’nin hedefleri hakkında ne düşündükleri, beklentilerinin neden bu kadar yüksek olduğu da sorulmalı. Yanıtlarda resmi hedeflere ve mevcut politikalara olan güvensizliğin öne çıkacağına bahse girerim.
Kiralarda enflasyon doğal olarak düşüşte. TÜFE yüzde 70’ten 30’lara gerilerken kira artışında yasal oran olarak kullanılan yıllık ortalama da geriden takip ederek düştü. Ama artık yıllık değişim ile ortalama yıllık değişim yüzde 30’larda eşitlendi. Bundan sonra yeni kiralarda artış yaşanırsa bir süre sonra kirada yasal artış dezenflasyona destek değil köstek olur. TCMB gelecek raporda bu konuya daha yakında bakmalı.
Arz yönlü şoklara gelince. Petrol fiyatını bir yana bırakıyorum çünkü “umarım savaş yeniden alevlenmez” demekten başka söyleyecek bir şeyim yok. Diğer arz şoku gıdada yaşandı. Raporda gösterildiği gibi gıda enflasyonu, gıda dışı TÜFE’nin üzerinde seyretmiş. Temmuzda artış oranları sırasıyla yüzde 37,5 ve 29,9. Fiyat artışlarında 4 ürün başı çekiyor: Sebze yüzde 82, süt ve ürünleri yüzde 43, alkolsüz içecekler yüzde 39, et ve ürünleri yüzde 38. Raporda gıda enflasyonuna özel bir Kutu da ayrılmış. Tarım fiyat artışlarının girdi fiyatlarındaki artışlardan kaynaklandığı gösterildikten sonra (gübre fiyatındaki dudak uçuklatan artışın nasıl baş ağrısı olduğundan daha önce söz etmiştim) gıda ürünlerinde artışların tarım fiyat artışlarının üzerinde olması da dağıtımdan kaynaklanan verimsizlik ve rekabet eksikliği gibi etmenlerle açıklanıyor. Doğru saptamalar! Ama para politikası bu sorunlara çare olabilir mi? Olamayacaksa derde hangi kurumlar hangi politikalarla deva olacak tartışılmıyor. Sonuç olarak enflasyon yakın gelecekte yüzde 30’un bir miktar altına gerilese bile yapısal sorunlar ve ekonomi yönetimine güven duyulmadıkça yine bir platoda takılıp kalmayacağının hatta yükselişe geçmeyeceğinin garantisi yok.