Erkek ceketinin Ferrari’si
Napoli’de doğan Cesare Attolini, bugün Hollywood yıldızlarından iş dünyasının elit isimlerine kadar uzanan müşteri portföyüyle erkek giyiminin en özel markalarından biri olarak kabul ediliyor. Markanın atölyesinde bir ceketin nasıl 35 saatte hayat bulduğunu yerinde gözlemledik.
İtalyan modası dünya genelinde yıllardır ayrı bir yere sahip. Bunun ardında yalnızca güçlü pazarlama stratejileri değil; kalite anlayışı, köklü geçmiş ve ustalık geleneği de bulunuyor. Tarihi 1930’lara dayanan Cesare Attolini ise bu kültürün en özel temsilcilerinden biri olarak öne çıkıyor. Napoli’de doğan marka, bugün erkek giyiminin en seçkin isimlerinden biri kabul ediliyor. Biz de Napolitan stilin ruhunu yerinde keşfetmek için rotayı Napoli’ye çevirdik.
Napoli, başlı başına farklı bir karaktere sahip. Denizle iç içe yaşamı, adaları, yemek kültürü, sıcak atmosferi ve kaotik enerjisiyle Kuzey İtalya’dan net biçimde ayrılıyor. Milano’nun keskin ve resmi çizgilerinin aksine Napoli’de hayat daha yumuşak, daha hareketli ve daha spontane akıyor. İşte Napolitan giyim anlayışı da tam olarak bu ihtiyaçlardan doğuyor.
Alkon Grup CEO’su Savaş Şehmus Çelen’in “Volkan Bey bunu yerinde görmeniz lazım, yoksa farkı anlamanız gerçekten zor” sözleriyle başlayan yolculuk, kısa sürede Napolitan stilin neden bu kadar özel olduğunu anlamamızı sağlıyor. Çünkü burada zarafet kadar hafiflik, esneklik, incelik ve hissiyat da ön planda.

İngiliz terzihanesinden doğan miras
Markanın temelini atan Vincenzo Attolini, mesleği bir İngiliz terzihanesinde öğreniyor. Klasik İngiliz terziliğinin sert ve ağır çizgilerini Napoli’nin sıcak iklimine uygun şekilde yeniden yorumlayan Attolini ailesi, zamanla bambaşka bir stil yaratıyor. Marka özellikle Vincenzo Attolini’nin oğlu Cesare Attolini ile birlikte 1980’lerde bugünkü kimliğine kavuşuyor.
Bugün markanın yönetiminde bulunan kardeşler Massimiliano ve Giuseppe Attolini, babaları Cesare’yi bir “dahi” olarak tanımlıyor. Onlara göre Attolini’de esas olan “algı” değil, doğrudan gerçek kalite.
Massimiliano ve Giuseppe Attolini ile birlikte marka, geleneksel bir İtalyan terzihanesinden çıkıp dünyanın en prestijli erkek giyim markalarından birine dönüşüyor. Hollywood yıldızlarından iş dünyasının önemli isimlerine kadar uzanan müşteri kitlesiyle Attolini artık küresel ölçekte bir lüks markası.
150 terziyle çalışan bir orkestra
Napoli’deki üretim merkezinde yaklaşık 150 terzi çalışıyor. Ancak burası klasik anlamda bir fabrika atmosferinden çok uzak. Yüksükler, makaslar, iğneler ve ipliklerle çalışan ustalar adeta bir sanatçı titizliğiyle hareket ediyor.
Massimiliano Attolini bu yapıyı “dev bir orkestra” olarak tanımlıyor:
“Bu orkestranın yönetimi bizde.”
Atölyede çalışanların büyük bölümü uzun yıllardır markanın bünyesinde. Her ekibin başında adeta öğretmen gibi çalışan deneyimli ustalar bulunuyor. Bu ustaların şirkette çalışma süresi ortalama 20-30 yılı buluyor. Hatta hâlâ Cesare Attolini döneminden kalan baş terziler görev yapıyor. Aynı aileden baba-oğul çalışan ustalar da markanın kültürünü nesilden nesile taşıyor.

Bir takım elbise için 35 saat
Attolini’de “kişiye özel üretim” ifadesi bile yetersiz kalıyor. Ortalama bir ceketin hazırlanması 20-25 saat sürüyor. Bir pantolon için yaklaşık 10 saat harcanırken, bir takım elbisenin üretimi toplamda 35 saate ulaşıyor.
Günde yüzlerce otomobilin üretildiği dev fabrikaları görmeye alışkın benim gibi biri için burada duyulan rakamlar oldukça çarpıcı: Günde yalnızca 30 ceket, 20-30 pantolon ve yaklaşık 40 gömlek üretiliyor.
Burada amaç seri üretim değil; insan anatomisini en doğru şekilde yorumlayan kusursuz bir yapı ortaya çıkarmak. Terziler yalnızca kıyafet dikmiyor; erkek vücudunun güçlü yanlarını öne çıkaran, gerektiğinde kusurları kamufle eden tasarımlar oluşturuyor.
Markanın geleceğinde Attolini ailesinin yeni jenerasyonu da aktif rol oynuyor. Zira Massimiliano Attolini’nin kızı da artık işin içinde.

45 kilometrelik kumaş arşivi
Giuseppe Attolini bizi markanın “kalbi” olarak tanımladığı kumaş bölümüne götürüyor. Tam 45 bin metre uzunluğunda kumaşın bulunduğu bölüm, adeta bir renk galerisi.
Klasik gri ve siyah tonlardan sıkılanlar için burası gerçek anlamda bir görsel şölen. Her kumaş önce Attolini ekibi tarafından tasarlanıyor, ardından İtalya ve İskoçya gibi özel üretim merkezlerinde dokunuyor. Sezon renklerine uygun şekilde yeniden Napoli’ye gönderiliyor.
Bazı kumaşların üzerinde şu ifade yer alıyor:
“Attolini için özel üretilmiştir. Dünyanın en iyi ceketi için üretilmiştir.”
Buradaki en dikkat çekici materyallerden biri ise dünyanın en pahalı kumaşlarından kabul edilen Peru çıkışlı vicuña yünü. Bu yün, olağanüstü hafifliği ve yumuşaklığıyla dokunduğunuz anda farkını hissettiriyor.
İngiliz stilinden tamamen farklı
Napolitan stil, klasik İngiliz terziliğinden oldukça farklı bir anlayışa sahip. Sert omuz yapıları, ağır destekler ve keskin çizgiler yerine hafiflik ve hareket özgürlüğü öne çıkıyor.
Ceketler adeta vücutla birlikte hareket ediyor. Kollarda ve omuzlarda insan elinin dokunuşunu hissettiren detaylar korunuyor. Düğme ilikleri bile tamamen elde açılıyor.
Attolini ceketlerinde dikkat çeken bir diğer detay ise yukarı doğru eğimli Napolitan kesim anlayışı. Markanın insan anatomisini çok iyi analiz ettiği her aşamada hissediliyor.
İlginç bir detay ise Napoli merkezli markanın şehirde mağaza bulundurmaması. Markanın ağırlıklı pazarı Milano, New York ve ABD. Türkiye’nin de marka açısından önemli potansiyel taşıdığı belirtiliyor.
Bunun temel nedeni ise Napoli’de bu tarzın zaten günlük hayatın bir parçası olması. Ayrıca Attolini büyük ölçüde sipariş üzerine çalışıyor. Standart beden üretimi oldukça sınırlı.
Pantolonlarda bel ve diz bölümleri özel olarak tasarlanıyor. Her aşamada elde yapılan işlemler, fabrikasyon üretimle arasındaki farkı net biçimde ortaya koyuyor.
Hollywood yıldızlarının tercihi
Atölye gezisi sırasında Oscar ödüllü oyuncu Matthew McConaughey’in yeni filmi için hazırlanan özel ceket örnekleri de dikkat çekiyor.
Bu noktada insanın aklına şu soru geliyor:
“Sadece içine ismim yazıldığı için buna özel dikim demeli miyim?”
Attolini’de cevap net:
“Evet, her ürün özel üretim. Ancak burada tamamen vücuda uygun şekilde elde şekillenen, vücuda sonradan uyarlanmayan, gerçek bir kişiye özel terzilik anlayışı var.”
Kusursuzluk için yavaş büyüme
Attolini ailesi kısa süre önce yeni bir fabrika daha satın almış. Ancak büyüme anlayışları oldukça kontrollü.
Türk usulü hızlı büyüme modellerinin aksine, daha küçük adımlarla, acele etmeden ve kaliteyi bozmadan ilerliyorlar.
Ziyaretin sonunda Massimiliano Attolini sürpriz bir prova deneyimi yaşatıyor. Daha önce özel dikim gömlek ve ceket yaptırmış biri olarak bile ölçüm sürecindeki detay seviyesi şaşırtıcı geliyor. Kol, sırt, omuz ve basen dahil vücutta ölçülmeyen neredeyse hiçbir nokta bırakılmıyor.
Markanın üst düzey yöneticilerinden Guglielmo ise ustanın sağ kolu gibi tüm notları tek tek kayda geçiriyor. Ortaya çıkan ölçü kağıdı adeta detaylı bir sağlık check-up raporunu andırıyor.
Napoli’nin denizle yaşayan kültürü
Napolitan kültürün ayrılmaz parçalarından biri de deniz. Denizci bir aile olan Attoliniler’le birlikte küçük bir tekne turuna çıkıyoruz. Kaptan koltuğunda Giuseppe Attolini var. Rota ise Napoli açıklarındaki Ischia Adası. Denizde adeta yarış halinde ilerleyen binlerce tekne görülüyor. Özellikle RIB ve day boat tipi tekneler dikkat çekiyor. Deniz rengi Göcek tutkunlarını tam anlamıyla büyülemese de yemek kültürü her şeyi unutturuyor. Domates, mozzarella ve gerçek Napolitan pizza burada yalnızca yemek değil, kültürün bir parçası.
Kaosun ve lüksün bir arada yaşadığı şehir
Napoli aynı zamanda tam anlamıyla bir motosiklet şehri. Kornalar, bağırışlar, yoğun trafik, kullanılmayan yaya geçitleri, balkonlardan sarkan çamaşırlar, klimalar ve çanak antenler şehrin gündelik görüntüsünün parçası. Burada tamponlar adeta park sensörü gibi kullanılıyor. Çiziksiz otomobil bulmak neredeyse imkânsız. Şehirde zaman zaman hissedilen küçük depremler kısa sürede günlük hayatın doğal parçası haline geliyor. Bir yanda volkanik dağ, diğer yanda 134 metrelik süperyatlar… Napoli; Yunan, İspanyol ve İtalyan kültürlerinin iç içe geçtiği, kaosla lüksü aynı anda yaşatan sıradışı bir şehir.