Etik ve itibar

Sami ALTINKAYA
Sami ALTINKAYA GEZDİM, GÖRDÜM, YAZDIM

Yan yana geldiğinde bu iki kelime ne kadar yakışıyor değil mi?

Etik değerler yazılı olmayan ve içinde güzel ahlakı temsil eden, Tezmaksan Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Aydoğdu’nun vurguladığı gibi sözün senet olduğu bir dünyaya ait olan bir değerler bütünüdür.

Sözleşmelerin bile yok sayıldığı bir dönemde, inadına sözün senet olduğuna inananların olması beni mutlu ediyor.

İtibar ise parayla satın alınamayacak bir kavram. Şirketler her sene para kazanamaz. Lastik top gibi düşünün iner ve çıkar. Bir sene kar eder, diğer sene zarar edebilirsiniz. Ama itibar kristal top gibidir. Elinizden bir kere düşürdüğünüzde kırılır ve asla bir araya getiremezsiniz. O yüzden siz siz olun o kristal topu elinizden düşürmeyin. Kaybedilen itibar geri alınmaz.

Bir toplumda etik değerlere sahip olanlar ancak itibarlı olabilir.

Peki, biz bu değerleri ne zaman kaybetmeye başladık?

1980’lerden sonra maalesef rahmetli Turgut Özal’ın “benim memurum işini bilir” talihsiz açıklamasından sonra rüşvet adeta normal bir şeymiş gibi toplumun her kesimine yayıldı.

Memurluk önemli bir meslekti. Aileler kızlarını memur ile evlendirmek isterdi. Ama bugün memurluk mesleği yerlerde. Etik değerlerini yitiren kamu yönetimi itibarını da kaybetti.

Bununla da yetinilmedi. Maalesef vasat ve iş bilmez kişiler, liyakat aranmaksızın kurumların başına atandı. Bu da etik değerlere vurulan en büyük darbe oldu.

Düşünün dünyanın hangi gelişmiş ülkesinde “eğitim şart” tamlaması bir komedyenin ağzında sakız olabilir. Türkiye’de eğitimle ilgili derneklerin kurulma sebebi işte tam da budur. Toplumun temeline atılan bu dinamit ve yozlaşma dernekler yoluyla giderilmeye çalışılıyor.

Dernekler bir ihtiyaçtan doğar. Hal böyle olunca yıllar sonra Türkiye’de etik ve itibar derneği diye bir dernek kurulması da zorunlu hale gelmiş. Demek ki böyle bir ihtiyaç hâsıl oldu ki iyi niyetle Türkiye’de böyle bir dernek kuruldu.

Toplumda etik değerleri artırmak ve itibar kavramının önemini vurgulamak için kurulan bu ve buna benzer derneklerin de öncelikle kendi yönetim anlayışını ve projelerini, sözün senet olduğu bir Türkiye’nin yerleşmesi ve liyakatin ülkede hâkim kılınması için düzenlemesi gerekir. Aksi halde tabela derneği olmaktan ve parası olan birkaç kişinin adı sosyal sorumluluk olan, hava atma merkezi olarak kalmaya devam eder. Önemli olan bu değerleri önce içselleştirip, sonra da topluma yayılmasını sağlamaktır.

Eğitim Gönüllüleri, Çağdaş Yaşamı Destekleme dernekleri gibi uzun soluklu, itibarlı işler yapmak ve kalıcı olmak için kendi içinde tutarlı olmak gerekir.

Sözün senet olduğu bir dönemin günümüzdeki temsilcisi

Bu hafta tecrübeli bir iş insanıyla bir araya geldik. Türkiye de makine sektörünün kurucularından Tezmaksan Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Aydoğdu ile krizleri ve çıkış yollarını konuştuk. Bugün makine üreten makineleri yapan Tezmaksan, pek çok fabrikanın oluşumunda da imzası olan bir şirket. 13 yaşından bu yana çalışan ve alınterinin ekmeğini yiyen Mustafa Aydoğdu köy çocuğu olduğunu gururla anlatıyor. Zor şartlarda nasıl başarılı olduğunu o zaman daha iyi anlıyorsunuz. Kırsalın zorluklarıyla büyüyen dirençli bir yapı ve şirketin temellerinin sağlamlığı, köklerdeki bu mücadele ruhundan kaynaklanıyor.

Sözün senet olduğu bir dönemin bugünkü temsilcisi Mustafa Aydoğdu, söz vermenin ne kadar önemli olduğunu babasından öğrendiğini anlatıyor. Aydoğdu “Köyde yaşadığımız dönemde babam tarla alacaktı. Beni ata bindirdi ve komşu köyden bir arkadaşına borç para almaya gönderdi. Kurban Bayramı’nda veririm diyerek aldığı parayı, bayrama bir ay varken ödemek lazım dedi. Parayı hazırladı. Hatta av tüfeği vardı. Onu da sattı ve paranın eksik kısmını tamamlayıp, beni arkadaşına gönderdi” diyor.

Tezmaksan'da borç yarına kalmaz

Aydoğdu “Eskiden söz vardı. Bugün ise adam çeki ve senedi günü geliyor ama ödemiyor. Sözleşme yapıyor adam cayıyor. Sen de ona güvenip başka sözler veriyorsun. Adam senin için özel bir makine yapmış almıyorum dediğin zaman o iş biter. Tezmaksan’da borç yarına kalmaz. Mümkünse önce ödenir. Ben devlete de olan borcumu da hep gününden önce ödedim. Güven tesis etmek hiç kolay değildir. Borç eşittir namustur. Çocuklarıma para kaybedebilirsiniz ama itibarınızı asla kaybetmeyin derim. Hiçbir zaman nereden geldiğini unutmayacaksın ve aslını inkâr etmeyeceksin. 43 yıllık sanayiciyim. Çocuklarıma ve torunlarıma da hep bunları tavsiye diyorum” diye ekliyor.

Ticareti babasına açtırdığı bakkal dükkânında öğrenen Aydoğdu, 13 yaşında vergi mükellefi olmuş. Hem okuyup hem çalışan Mustafa Bey, ardından nakliye işine giriyor. Otomobil ticareti yapıyor. Sonra makine mühendisi yeğeniyle birlikte ortak bir atölye kuruyor. Dayı yeğen el ele verip işi büyütüyor. Geceli gündüzlü bir çalışmanın ardından firmayı ayağa kaldırıyor. Aydoğdu’nun ticari zekâsı ile yeğeninin mühendislik bilgisi bir araya gelince hem üretim hem de satış yapmaya başlanıyor. Satış rekorları kıran Aydoğdu, 1989 yılında ihracat yapmaya başlıyor. Türkiye’nin ihracatını artırdığı Özallı yıllarda, Tezmaksan’ da ithal edilen ürünlerin üretimine yoğunlaşıyor. Bugün ise teknolojiyi kullanarak robotlarla üretim yapılıyor.

Fabrika yapan fabrikayız

Sivas’ın Koyunhisar ilçesi Yukarıkale köyünde başlayan bu başarı hikâyesinin bugün geldiği nokta ise robotların üretim yaptığı fabrikanın makine üretmesi. Bir anlamda Tezmaksan fabrika yapan fabrika oldu. Hükümetin yerli makine üretimini ve Türkiye’deki üretimde yerli makine kullanımını teşvik eden politikalarını doğru bulduğunu ifade eden Aydoğdu, “Keşke ithalatını yaptığımız makineler Türkiye’de üretilebilse ve ithalat yapmasak ama bazı makineleri üretmek maalesef çok maliyetli. Her şeyi de üretmek zorunda değiliz. Dünyada hiçbir ülke her şeyi kendisi yapmıyor. Bazı ürünleri ithal etmek kaçınılmaz oluyor. Maliyetleri düşürmedikten sonra da her şeyi üretmek çok masraflı oluyor. Biz şu anda robotlara yatırım yapıyoruz. Yüzde 85’ini kendimiz yapıyoruz. Ama yine de yurt dışı ile birlikte iş yapmak ve bilgi paylaşmak durumundasınız. Bu paylaşım da şirketleri büyütüyor” diyor. Şirketlerin katma değerli üretim yapabilmesi için, önce teknolojiye sonra da o teknolojiyi kullanacak insana yatırım yapması gerektiğini söyleyen Aydoğdu, Tezmaksan olarak kurdukları akademide de bunu amaçladıklarını vurguluyor. Bugüne kadar çok fazla kriz gördüğünü hatırlatan Aydoğdu, şirketlere nakit akışlarını doğru yönetmelerini tavsiye ediyor.

Aydoğdu “Bankalardaki kredibilitenizi olumsuz etkileyecek işler yapılmamalı. Biz çek ve senedimizi ancak tahsile veririz. Teminat olarak da vermeyiz. Şirket kaşesinin altında sadece benim imzam olur. Bankalardaki kredilerimizin dörtte birini bile kullanmayız. Biz bir yıl bile iş yapmasak dahi kendi öz sermayemizle hayatımızı devam ettirebilmeliyiz. Tezmaksan olarak kazandığımız parayı yine fabrikaya yatırıma harcarız. Ama gelecek nesiller için de toprak satın alınmasını tavsiye ederim” diye de ekliyor. Bir ülkede makine imalatı ve satışları iyiyse sanayisinin de iyi olduğunu anlarsınız diyen Mustafa Aydoğdu, eskiden bakanların kendisini arayıp üretimi ve satışları sorduklarını, nedenini merak ettiğinde ise, bakanların sanayinin nabzını tutmak için kendisini aradıklarını anlattı.

Sanayinin nabzı gerçekten de makine imalat sanayinde atıyor. Aydoğdu, krizlerde ilk duran işin makine imalatı olduğunu, aynı şekilde de en son açıldığını söylüyor. Şu anda adet bazında üretimin iyi gittiğini belirten Aydoğdu, Türkiye’nin daha fazla kazanması için teknolojisi yoğun ve kilo gram fiyatı daha pahalı ürünleri üretmesi gerektiğini vurguluyor. Sohbetine doyamadığımız duayen sanayici Mustafa Aydoğdu son olarak gençlere cep telefonlarına yatırım yapmaktansa, kendilerine yatırım yapmalarını tavsiye ediyor. Millet olarak da özellikle harcama yaparken tasarruf yapmadığımızın altını çiziyor.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar