Etkinlik oranları ile şirket yönetimi ve çalışma sermayesi ihtiyacının saptanması

Serbest Kürsü
Serbest Kürsü

Dr. Abdülkadir Şahin

“Bu kadar kar elde ettik peki bu kar nerede?”

“Ne kadar işletme sermayesine ihtiyacımız var?”

“Kar ediyoruz ama kredimiz de azalmıyor bilakis artıyor”

Gibi soruları sık sık sorar veya duyarız. Bu soruların cevaplarının mali tablolarımızda var olduğunu birçoğumuz farkında değil birçoğumuz da gereken önemi vermemektedir. Mali tablolarımız her nedense her 10.000 Km de ve yılda 3-4 kez servise gönderdiğimiz araçlarımız kadar kıymetli olamadılar. Tıpkı sağlımız için checkup yaptırmayıp, duymaktan imtina ettiğimiz gerçeklerden kaçmamız; kolesterol, şeker, tansiyon tehdidi, sigara yasakları gibi disipline edici zorunluluklardan uzak kalmak isteğimiz gibi.

Peki, yukarıdaki soruların cevabını nasıl bulabiliriz, mali tablolarımızdan nasıl faydalanabiliriz, hangi analizleri yapabiliriz. Bunun için etkinlik oranları olarak adlandırdığımız; Ticari alacak tahsil süresi, ticari borç ödeme süresi ve stokta kalma süresi hesaplamaları bizim için asgari düzeyde de olsa yol gösterici olacaktır.

Ticari faaliyet döngü süresi veya nakit döngü süresi, bir ürünün alımından satışının yapılarak nakden tahsil edildiği ana kadar ki geçen süre olarak tanımlanacak olursa stokta kalma süresi ve alacak tahsil süresi toplamından borç ödeme süresinin çıkartılması ile bulunabilir. Sürenin pozitif çıkması firmanın piyasayı finanse ettiği ve bu nedenle de çalışma sermayesi ihtiyacının artarak daha çok dış kaynağa ihtiyaç duyduğunun gösterir. Sürenin negatif çıkması ise daha çok piyasa kredisinden faydalanıldığını başka bir ifade ile ticari faaliyetlerimizin piyasa tarafından fonlandığını gösterecektir.

Alacak tahsil süresi ve stokta kalma süresinin azalması veya borç ödeme süresinin artması firmanın dış kaynak ihtiyacını azaltacaktır. Aksi durumda dış kaynak ihtiyacı dolayısı ile finansman maliyeti artacaktır.

Ticari faaliyet döngü süresi yardımıyla çalışma sermayesi ve dış kaynak ihtiyacı da belirlenebilir. Aşağıdaki örnekte ticari faaliyet döngü süresinin değişimi halinde çalışma sermayesi ihtiyacının nasıl değişeceğini ortaya koymak açısından tamamen aynı finansal rakamlara (Satışlar, kâr, faaliyet kârı vs.) ancak farklı nakit döngüsüne sahip iki ayrı firma incelenmiştir.

Ticari faaliyet döngü süresi

Net satışlar

130.000,00

130.000,00

İlk madde malzeme, ticari mal ihtiyacı

60.000,00

60.000,00

İşçilik giderleri

30.000,00

30.000,00

Faaliyet giderleri

9.000,00

9.000,00

Harcama toplamı

99.000,00

99.000,00

Nakit çıkışı gerektirmeyen harcamalar (amort vb.)

1.000,00

1.000,00

Faaliyet kârı TL

30.000,00

30.000,00

Faaliyet kârı %

23

23

Günlük harcama tutarı (99.000 TL / 365 gün )

271,23 TL/gün

271,23 TL/gün

Alacak tahsil süresi (ATS)

90

70

Borç ödeme süresi (BÖS)

30

130

Stokta kalma süresi (SKS)

60

60

Ticari faaliyet döngü süresi (ATS+SKS-BÖS)

120

0

Çalışma sermayesi ihtiyacı (Günlük harcama tutarı X Ticari faaliyet döngü süresi)

32.547,60

-

 

Tablodan da görüleceği üzere %23 kârlılıkla çalışan firmada; döngü süresi başa baş olması halinde ilave çalışma sermayesine ihtiyaç olmaz iken 120 gün olması halinde faaliyet karının üzerinde çalışma sermayesine ihtiyaç duymaktadır. Alacakların tahsil süresinin ve stokta kalma süresinin artması veya borç ödeme süresinin azalması ile karlılığa rağmen çalışma sermayesine olan ihtiyacı artırmaktadır.

Yapılan çalışmalar firmaların zarar etmekten öte kötü nakit yönetiminden finansal açıdan zor duruma sürüklendiklerini ortaya koymaktadır. Bu açıdan ele aldığımızda iş insanlarımızın son zamanlarda favori ve neredeyse tek finansal ölçümü haline gelen EBITDA (Faiz, Amortisman ve Vergi Öncesi Kâr) yönetim yanılgısına neden olmaktadır. Tabi ki EBITDA önemli bir değerleme ölçüsüdür ancak nakit döngüsünü ve şirket varlıklarının verimliliğini göz ardı ederek EBITDA’yı tek başına finansal yönetim aracı olarak değerlendirmek yanılgıya neden olacaktır.

Etkinlik oranları analizi, firmaların varlıklarını nakde çevirme güçlerini ölçümleyebilmeleri yanı sıra; satın alma ve satış politikalarına uyum kontrollerini analitik olarak yapabilmelerine de katkı sağlayacaktır. Bunun yanı sıra şirketin risk yönetimi üzerinde de direkt etkili olacaktır. Klasik tüccar tabiriyle “alacakla borç ödenmez” söylemi alacak ve borç risklerinin toplamının bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğinin göstergesidir.

Sonuç olarak “kârlar nerede, kârlılığa rağmen neden borcum bitmiyor!” sorusunu soran patronlar için cevap bulmanın kısa yoludur, etkinlik oranları ile analiz. Ve asla ihmal edilmemelidir.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar