Ey bankalar; elma dersem çıkın, armut da dersem çıkın

Dr. Hakan ÇINAR
Dr. Hakan ÇINAR SIRADIŞI hakan.cinar@mentorgumruk.com.tr

Artık bankaların ve dünyadaki merkez bankalarının ne yapacaklarına göre yaşamımıza yön verir hale geldik. Bir kısım insan fırsatlar sayesinde zengin oldu, bir kısım insan çaresiz ve berduş, bir kısım ise tam bir paranoyak. Örneğin geçen gün ABD Merkez Bankası (FED) yine faiz kararı açıkladı ve politika faizini 75 baz puan artırarak yüzde 3,00-3,25 aralığına yükseltti. Ülkede yüksek enflasyon nedeniyle politika faizleri art arda beşinci kez artırılmış oldu. Tabi bu durumun resesyona yol açma ihtimali şu anda ikinci planda tutuluyor. Mevzu, varsa yoksa enflasyonla mücadele. FED’in faiz artışı ne yazık ki ülkemizde doların artışına sebebiyet verirken, enflasyonun da daha da yukarı çıkmasına ister istemez neden olacak. Ardından TCMB’nin dün açıkladığı faiz kararı, İngiltere Merkez Bankası (BoE) ve Japonya Merkez Bankası (BoJ) faiz kararları. Dedim ya hepsini tek tek ve yakından takip etmek durumundayız.

Ülkeler enflasyon ile mücadele etmeye çalışırken, resesyona karşı da tedbir almaya çalışıyorlar. Hepsinin üzerinde alınan faiz kararlarının etkisi ise bir hayli büyük. Bizde de durum farklı değil. Ama gelin görün ki, Merkez Bankası başka telden çalıyor, bankalar ayrı telden. Merkez Bankası ne kadar faiz artırımı yapmasa da piyasa faizleri sürekli yukarı doğru çıkmasına rağmen, özellikle ticari kredilere ulaşmak neredeyse imkansız hale gelmiş durumda. Anlaşılıyor ki bankalar, kredi musluklarını neredeyse tamamen kapatmış, kafalarını kuma gömmüş ve neredeyse hiç kredi vermemeyi tercih eder durumdalar. Elbette bunun türlü türlü nedenleri var. Ama iki önemli sebep çok öne çıkıyor. Bunlardan ilki, piyasalara duyulan güvensizlik, ikincisi ise tahsilat ile uğraşmanın daha pahalı olması nedeniyle risk almak yerine stabil kalmayı, yani mevcut ile yetinmeyi tercih etmek. İkinci sebep, elbette ilki ile doğrudan alakalı, ama bu kararı alabilmelerinde hiç şüphesiz yeterince kar elde etmiş olmalarının verdiği rahatlık da bir etken olsa gerek.

150 kiloya erişmiş bir insanın yaşamını sürdürebilmesi için mutlaka beslenmesi gerekir ve bir anda gıdayı kesebilmesi de mümkün olmaz. Bizim işletmelerimiz de aynı durumda; işletme sermayelerini büyük ölçüde krediye dayalı tesis ettikleri ve sürdürülebilirliklerini bunun üzerine inşa ettikleri için, kredi musluklarının kapanması, bu konuda bir müdahale olmaz ise, bir süre sonra küçülmelere, çalışanların işten çıkarılmasına ve resesyona davetiye anlamına geliyor. Merkez Bankası’nın ne yaptığı ile ilgilenen olmadığı gibi, bu konuda da Hazine ve Maliye Bakanlığımızın bir aksiyon almadığını, hatta durumun farkında olmadığını üzülerek söylemeliyim. İhracatçı için de durum aynı. Eximbank kredileri de ulaşılamaz ve erişilemez durumda. Belki de yakında Eximbank yerine sadece “Ex” bank demek durumunda kalacağız gibi duruyor. Teminata gerek kalmaksızın verileceği söylenilen ihracat kredilerinden pek de söz eden olmadığını görmek bir hayli üzücü. Bu konuda bakanlığın geride durup, bir an önce Merkez Bankası’nın daha bağımsız ve güvenilir hale gelerek, bankalar ile bir barışa girmesi ve omuz omuza vermesi olmazsa olmaz. Acı şerbet içmek istemiyorsak bir gün daha geç kalmamamız gerekiyor. Çok değil, şöyle üç dört yıl geriye gittiğimizde, ülkelerin para politikaları bu denli bir diğer ülkeyi ve halklarını etkilemezken, şimdi fazlasıyla tesir eder durumda. Galiba dünya gerçekten bir hayli globalleşti.

Avrupa’da ayı piyasası, haydi hayırlısı

Piyasaların ekonomik olarak zora düştüğü belirli dönemler için kullanırız ayı piyasası terimini. Satış hacmi alış hacminden daha yüksektir ve fiyatların uzun süreli düşüş eğiliminde olması beklenir. Durgun ekonomi, uzun süreli yetersiz satışlar, istihdam azlığı ve harcanabilir düşük gelir en önemli tetikleyici sebepler olarak sıralanabilir. Avrupa’da ekonomi yavaş yavaş durulmaya doğru gidiyor. Enerji krizinin nasıl sonuçlar doğuracağı tam kestirilemediği için de ayı piyasasına girildiğini söylemek abartı olmaz.

Avrupa’da bu durumun, yani ayı piyasalarının ne kadar süreceğini kestirebilmek bir hayli güç. Bazen sadece birkaç hafta sürerken, bazen yıllarca devam ettiği görülmüştür. Enerjiye bağlı bu düşüş, piyasalardaki endişe, güçlü ve tecrübeli bu ülkelerin ekonomilerine çok uzun yansır mı bilinmez, ama bölgedeki düşüşün bizi de çok yakından ilgilendirdiğini gözden kaçırmamak lazım. Ne de olsa ihracatımızın yarıdan fazlasını bu ülkelere, yani Avrupa ülkelerine gerçekleştiriyoruz. Rusya ve Ukrayna savaşının gidişatı ve barışa destek verme konularını değerlendirirken, piyasaların yeniden boğa piyasasına dönüşmesini de hedeflemek durumundayız. Savaşın kazananı kim olacak bilinmez ama, pek çok kaybedeni olduğunu daha şimdiden söyleyebilirim.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Putİn mi, PutOut mu? (2) 19 Ağustos 2022
Bir bu savaş eksikti 12 Ağustos 2022
Eğitimde “mış” gibi 05 Ağustos 2022