Faiz artışı, ödemeler dengesini ne kadar etkiledi?

İsmet ÖZKUL
İsmet ÖZKUL KRİTİK AÇI ismetozkul@gmail.com

Merkez Bankası Başkanı ve Hazine ve Maliye Bakanı değişikliklerinin ardından para politikasında gerçekleşen U dönüşünün asıl nedeni, bir ödemeler dengesi krizinin kapıya dayanmış olmasıydı. U dönüşüyle Merkez Bankası politika faizinde yapılan yüklü artış, yabancı sıcak paranın gönlünü yapmayı hedefliyordu.

Kasım ve aralıkta yapılan faiz artışları sıcak para için yeterince cazipti. Buna Merkez Bankası Başkanı Ağbal’ın faizlerin uzun süre yüksek kalacağına yönelik sıklıkla ve güçlü vurguyla yaptığı açıklamalar eklenince, oldukça hızlı bir sıcak para girişine şahit olduk. Global piyasalarda FED’in faizleri uzun süre düşük tutmaya devam edeceğine yönelik açıklamaları da bu gidişe destek verdi.

Bu etkiyi Merkez Bankası’nın açıkladığı ödemeler dengesi verilerinde görüyoruz.

Sıcak para akımı, değişim öncesi eylüldeki faiz artışı ile başlamıştı. Ancak sıcak para girişi, ekonomideki U dönüşü ve kasımdaki yüklü faiz artışının ardından belirgin şekilde hızlandı. Bir yanda yüksek faiz, diğer yanda kur düşüşü ile yakaladıkları çifte kar imkânıyla, dünyanın başka yerlerinde birkaç yılda elde edecekleri karı birkaç ayda elde etme fırsatı yakalayan yabancı fonlar, bu fırsatı iyi değerlendirdiler.

Sıcak para eğilimlerinde belirgin bir değişiklik ortaya çıkmış durumda. Ancak bunun yaralara ne kadar merhem olduğuna ve süreklilik koşullarına da bakmak gerekiyor.

Yılın son üç ayındaki sıcak para girişi 11 milyar dolar dolayında. Bu son yıllarda sıcak para girişinin nispeten güçlü olduğu ayların ortalaması düzeyinde bir miktar.

Ancak 12 aylık toplam sıcak para girişine baktığımızda yaranın büyüklüğü karşısında bu merhemin yetersiz kaldığı gözüküyor. Sayfadaki grafikte piyasa koşullarıyla gelen 12 aylık toplam sıcak para girişinin seyrini görüyorsunuz. (Burada Merkez Bankası’na mevduat olarak girmiş gözüken ve esası swap parası olan miktarı, hesabımızın dışında tutuyoruz.) 12 aylık toplam sıcak para girişi sıfır noktasında.

Oysa 2020, rezervlerin 31.86 milyar dolar ile tarihin en yüksek erimeyi yaşadığı yıl oldu. Yabancılardan gelen toplam kaynak 20.3 milyar dolar. Bundan Merkez Bankası’na gelen mevduatı çıkartırsak, yabancıların getirdiği miktar 7.7 milyar dolara iniyor. Buna karşın yabancıların 2020’de kar transferi olarak dışarı çıkardığı miktar bile 14 milyar doları buluyor.

Bu resimden çıkan birinci sonuç, ekonominin düştüğü durumda bir dengelenme sağlayabilmesi için daha fazla yabancı kaynak girişine ihtiyacı olduğudur. Eksiye düşmüş net rezerv yarasının kapanması kolay olmayacak. Bu da yüksek faizin oldukça uzun süre kalıcı olacağı anlamına geliyor.

Uzun süreli yüksek faize mahkum olmak ise artan ödeme krizleri, batık krediler, hacizler, iflaslar ve işsizlik demek. Pandemi krizini şirketleri ve halkı daha fazla borçlandırarak rahatlatma politikası, şimdi önümüzdeki faturayı büyütecek.

Türk Lirası’nın fazlaca değerlenmesinin getireceği dış ticaret ve cari açık sorunları da bir başka mesele olarak bir kenarda duruyor olacak.

Özetle ekonomi bıçak sırtı gidişten kurtulmuş değil.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar