Faiz indirimi için alan yok
TCMB, yarın PPK toplantısında faiz kararını açıklayacak. TCMB’nin Piyasa Katılımcıları Anketi’nde bu toplantıda 150 baz puanlık indirim beklentisi oluşurken, daha dar kapsamlı piyasa anketlerinde 100 baz puanlı indirim beklentisi ağırlık kazandı.
Biz ise faizlerin sabit tutulmasını bekliyoruz. Bu beklentimiz, aşağıda bahsedeceğim birçok faktöre dayanıyor. Ancak bunların muhtemelen en önemlisi, eylül ayındaki olumsuz enflasyon görünümünün ekim ayında da devam ediyor olmasıdır.
Ekim ayında aylık enflasyonu %3’e yakın beklerken, çekirdek göstergelerin ana eğiliminin önceki aydaki yükselişini koruduğunu tahmin ediyoruz. Buna ek olarak, ekonomik aktivitede dezenflasyonu destekleyecek bir yavaşlama da gözlemlemiyoruz. Son açıklanan ağustos ayı verileri, perakende satışların üçüncü çeyrekte önceki çeyreğe kıyasla hızlanmaya devam ettiğini gösterirken, hizmet ve sanayi üretiminde yatay bir seyir mevcuttu.
Kredi kartı harcamaları da eylül ayında artışını sürdürdü. Çeyreklik büyüme düşük kalsa bile, ikinci çeyreğin oldukça güçlü olduğunu hatırlarsak, bu görünüm üçüncü çeyrekte de çıktı açığının belirgin biçimde negatif olmadığını, dolayısıyla bu kanaldan enflasyona gelen desteğin sınırlı kalmaya devam edeceğini düşündürüyor.
Revizyon gündemde
Son dönemde açıklanan verilerle enflasyonun düşeceğine yönelik inanç da zayıflıyor. TCMB’nin ekim ayı Piyasa Katılımcıları Anketi sonuçlarına göre, 2025 ve 2026 sonu TÜFE tahminleri bir önceki aya göre sırasıyla 1,9 ve 1,4 puan artarak %31,8 ve %22,1 seviyelerine yükseldi. Biz de son enflasyon sonrasında tahminlerimizi sırasıyla %31,5 ve %23’e yükseltmiştik, ancak özellikle bu sene için yine revizyon yapmak gerekecek gibi gözüküyor.
Enflasyon beklentilerinde aylık bazda bu ölçüde bir bozulma en son nisan ayında, piyasada yaşanan sert dalgalanmanın ardından gözlenmişti. TCMB de o dönemde görünümdeki bozulmayı dikkate alarak politika faizini 350 baz puan artırmıştı. TCMB, Enflasyon Raporu’nda 2025, 2026 ve 2027 sonları için enflasyon ara hedeflerini sırasıyla %24, %16 ve %9 olarak açıklamıştı. Ekim anketinde oluşan piyasa beklentilerinin bu hedeflerle uyumlu bir enflasyon patikasının belirgin biçimde üzerinde kaldığı görülüyor.
TCMB son PPK toplantısında, “Enflasyon görünümünün ara hedeflerden belirgin biçimde ayrışması durumunda para politikası duruşu sıkılaştırılacaktır” ifadesini kullanmıştı. Olası bir faiz indirimi, bu ifadelerle çelişecektir. TCMB’nin ana hedefi olmasa da döviz rezervlerine ilişkin gelişmeleri yakından takip ettiğini biliyoruz. Altın fiyatlarındaki artışın etkisiyle brüt rezervlerde yükseliş sürse de, döviz işlemleri açısından tablo o kadar olumlu görünmüyor.
TCMB, Nisan ayındaki politika tepkisinden sonra mayıs–ağustos döneminde 35,1 milyar dolarlık döviz alımı yaparken, Eylül ayında 8.6 milyar dolar, bu ay 17 Ekim’e kadarki dönemde de 2,7 milyar dolarlık döviz satışı gerçekleştirdiğini hesaplıyoruz. Üstelik bu satışlar, Eylül– Ekim döneminde toplam 1 milyar dolar olarak tahmin ettiğimiz cari fazlaya rağmen gerçekleşti.
Döviz varlıkları artıyor
Bu satışların ana kaynağı, yurt içi döviz talebi gibi görünüyor. KKM’nin kapanmasının da etkisiyle, döviz mevduatları ağustos sonundan 10 Ekim’e kadar olan dönemde, altın ve parite etkisinden arındırılmış olarak 5,8 milyar dolar arttı. Ayrıca emeklilik ve yatırım fonlarındaki döviz cinsi yatırımlar aynı dönemde 7,5 milyar dolar yükseldi.
Ancak burada da altın fiyatlarındaki artışın etkisi bulunuyor. Bu etki arındırıldığında, 4,2 milyar dolarlık net artış hesaplıyoruz. Yani yurt içi yerleşiklerin toplam döviz cinsi varlıkları son 1,5 aylık dönemde, fiyat etkisinden arındırılmış olarak 10 milyar dolar artmış durumda. Bu da TCMB’nin döviz satışlarını büyük ölçüde açıklıyor.
Üstelik bu dolarizasyon eğilimi, mevduat faizlerinin düzenlemeler nedeniyle oldukça yüksek kalmasına rağmen gerçekleşti. (Hatırlanacağı üzere, TCMB 21 Haziran tarihli düzenlemeyle gerçek kişi TL mevduat payı %60’ın altında olan bankalar için hedef oranları artırmış, %60–65 aralığında olan bankalar için ise aylık 0,4 puanlık artış hedefi getirmişti.) Mevduat faizleri üzerinde son 250 baz puanlık faiz indiriminin hiçbir etkisi olmazken, faizin ana belirleyicisi yurt içi yerleşiklerin dolarizasyon eğilimi oldu. Bu eğilimin temel belirleyicisi ise enflasyona ilişkin algı ve TCMB’nin bu alandaki kredibilitesidir. Dolayısıyla, enflasyon görünümü bozulurken yapılacak bir faiz indirimi, piyasa faizleri açısından tersine piyasa faizlerini yükseltici bir etki de yaratabilir.
Sonuç olarak, piyasada faiz indirimlerinin devam edeceğine yönelik beklentilere rağmen, biz faizin bu toplantıda sabit tutulacağını öngörüyoruz. Beklentilerden daha sıkı parasal duruş, enflasyona yönelik olumsuz algıyı kırmada, tek başına yeterli olmasa da faydalı olur. Son dönemde açıklanan bütçe rakamlarındaki görece olumlu görünüm ve Meclis’te görüşülmekte olan bütçe tedbirlerini de dikkate aldığımızda, mali tarafın enflasyona desteğinin orta vadede artabileceğini düşünüyoruz. Bununla birlikte, iç talepte yavaşlama sinyalleri de gelmeye başlarsa, bozulan enflasyon görünümü konusunda yeni bir hikaye yazılabilir.